Ey Nebiler Nebisi ; Ey yüreklerde sönmek bilmeyen ateş! Her zaman ve mekanın efendisi, hiçbir sıfatın kendisini anlamaya yetmeyeceği güzeller güzeli, SALAT ve SELAM üzerine OLSUN!
O gün bütün günlerden güzel, o gün bütün günlerden mukaddesti.
Alemlerin Rabb'inin ELÇİSİ GELMİŞTİ DÜNYAYA. Nurla aydınlanmıştı her yer. Su serpilmişti yüreklere. Binlerce alem gelişini müjdelemişti. Boynu bükük çiçekler şaha kalkmıştı. Ağaçlar zikirde; dağ; taş ve bütün yaratılmışlar Sana selam durmuştu. Diri diri toprağa gömülen kardeşim, zalimin zulmüyle ölen anam ve anası gözlerinin önünde haince katledilen ağabeyim yolunu gözlüyordu. Hoş geldin; ya Allah'ın Resulu, Hoş geldin ey Nebiler Nebisi!
Bir kez olsun vazgeçmedin davandan, bir kez olsun gururlanıp dönmedin yolundan. Ruhunda kötüye, çirkine dair hiç bir sıfata yer yoktu. Melekler ve insanlar sana gıpta ile bakıyordu. Bir nurdun yüreklerde beklenen. Ah Efendim!Bizim için ağlamaktan gözüne mil çekerdi geceler. O eski yıpranmış sedirin üstünde sırtın nasır bağlardı. Sabaha huzur'u İlahi'de dua ederdin.Gelen bütün peygamberler darda kalıp Allah'tan dileklerde bulunurdu. Seninse tek dileğin ümmetine şefaatçi olmaktı. Allah'ın, 'İstersen onları helak edeyim' diye buyurduğunda, seni inkar edip küfre giren bir kavim bedduada bulunmadın. Bizler için ağlardığın,yalvardığın gün ve gecenin haddi hesabı yok. Doğarken bile 'ümmetiM'demiştin. Son nefesini verdiğinde cihan ağladı.Bir daha böyle bir ışık düşmeyecekti yer yüzüne. Bir daha BÖYLE bir nur gelmeyecekti!
Ve bugün,ey Allah'ın Resulü!... Gecelerce ağlayıp yalvarmalarını; çektiğin ızdırapları unutup zevke dalan biz ÜMMETİNİ bağışlayacak mısın? Sırtını nasır bağlatan sedirden ziyade; bugün rahat yataklarımızda yatan, sofralarını hem Rabb'inin verdiği rızıkla donatıp, hem O'na hamd etmeyen, gaflette yaşayan biz ÜMMETİNİ bağışlayacak mısın? Doğduğun günden bizi garip bıraktığın günlere kadar, bugünden mahşere, mahşerden ebediyete kadar uğruna çırpındığın ümmeti, şimdi başka bir halde. Kıyamete kadar vakit isteyip Allah'ın huzurundan ayrılan şeytandan yaralar alıyor. 'Yapmayın' dedin, yaptık; 'etmeyin' dedin, ettik. Ne gözyaşı döktük, huzur-u İlahi'de, ne de çektiklerini hatıra getirdik. Tez elden unuttuk gitti.
Bizi yine de sever misin? 'Tek dileğim onlara şefaatçi olmak.' dediğin ümmetinden sayar mısın bizleri? Harama bakan gözlerimizi, Allah'nağmelerinden ziyade boş olan her şeyi işiten kulaklarımızı; duadan ziyade boş şeyler için kullandığımız ellerimizi, ayaklarımızı; boş emeller, dünyalık lezzetler peşinden koşan bedenimizi ve körelip nasırlaşmış ruhlarımızı ümmetliğine kabul eder misin?
Nefsimden sonra en çook seni seviyorum. 'diyen Hz Ömer'e 'Olmadı ya Ömer, beni nefsinden daha çok sevmelisin. 'demiştin. Oda sana 'Şimdi seni nefsimden daha çok seviyorum.'demişti. Şimdi Allah'ı ve seni unutup, nefsin kölesi olmuş, kula kulluk eden gönüllerimizi bağışlayacak mısın?
Cihan kadar bir ateş kavurur bizi. Huzura gelmek istesek Rabb'im, Sana kavuşmak istesek, neyimiz var ki, ahiret yolculuğuna yanımızda götürecek?Kabir bir cehennem çukuruna dönüşünce, ne gidecek yolumuz nede mecalimiz olacak. Ne Allah'a kulluk, ne de Sana Ümmetlik yapabildik, Ey Allah'ın Resulü!Ümmetine 'kardeşlerim' derdin hep. Biz senin yoluna yoldaş, yanına yandaş ve sana kardeş olabilir miyiz? Medine'nin yollarında taş, ayağının izlerinde toz olsak, yansak, uğrunda virane olsak. Sana layık, şefaatine nail olabilir miyiz?
Ya Rabb'im! Yine de bu günahkar kullarının, divanından başka gidicek yerleri, kapından başka çalacak kapıları yok. Bizi Peygamber Efendimiz'in şefaatine nail kıl. O'nu haykırışımızdan, af dileyişimizden, yakarışımızdan haberdar eyle. Şeytanın şerrinden, namerdin zulmünden, cümle kötülüklerden ve en önemlisi de Rabbim, en önemlisi Sana sığınırız. Bizleri Efendimiz'e ve Sana mahçup bırakacak davranışlardan koru. HAMD ve SENALAR sana OLSUN.