- Üyelik Tarihi
- 11 Nis 2007
- Mesajlar
- 24,205
- Aldığı Beğeniler
- 22,175
- Takım
- Fenerbahçe
’O âşığın alameti, insanlarla dostluk kurmada zayıf kalmasıdır. Eğer onlara karışsa toplum içinde yine de yalnız gibidir. Yalnız kaldığında ise tek başına bir toplum gibidir. Çünkü o (sevgilinin) zikrinin tatlılığına varmıştır.’’ (Gazâli, İhyâ-u Ulumi’d-Dîn c.14, s. 2607).
Ruhun kendisini gurbetteymiş gibi hissetmesi âşıklığın alametidir. Bundandır aşkın etrafındaki güzelliklere garez etmesi. O güzellikler ki, gerçek sevgiliye ulaşmayı engelleyen, gönül çelen engellerdir.
Hiçbir beşeri sevgi, gerçek âşıklığın gönül gurbetliğini sılaya çeviremez. Gerçek ve ebedi bir gönül; batıp giden, görünüp kaybolan güzelliğe meyletmez. Onun gönül gurbeti öyle kavuşmaların sızısına tutulmuştur ki, öyle bir nur yüzlünün ışığına hasrettir ki o; doğup batan, doğup atanlar onun gurbetlik hasretini dindiremez.
O âşık ki her dem; ‘’Gel ben senin aşkından deli divane oldum.’’ serzenişi içindedir. Ve âşık sonsuzluğun sırrına erince, yaşadığı âlemi karanlıklar zindanı olarak görür ve hayallerine yüce özlemler iliştirir. Ve âşık Mevlana gibi şöyle der:
“Gel senden başkasından bıktım usandım.
Gel ey sevgili,
Ben dünyayı ekşimiş bir yemek gibi gördüm
Şimdi ise kendime yabancı oldum” (Mevlâna)
Aşkın ilerleyen safhasında ten kafesi bile gurbettir âşık için. Ama âşık ten gurbetinden soyutlanmasını bilir. Dua yoluyla, yakarış yoluyla, ruhuyla kanatlanarak zaman zaman sevgiliyle halvette bulunur. Zaman zaman da zaruret icabı ten atını beslemek için halvetten ayrılır tekrar gurbete döner. Âşık için mutlak gurbetsizlik, tensizlikten geçer. Her cisim gerçek âşık için gurbet numuneleridir.
Âşık; “dön” sevdasına tutulmuş bir sıla özlemcisi, bir gurbet çilekeşidir. Gurbetin her ânı perişanlıktır onun için.
“Ey Ruh...
Bu gurbetten geri dön, daha ne zamana kadar perişan kalacaksın?’’ (Mevlâna)
Çünkü âşık, gurbetin dikenli bahçesinde bülbüldür. Ve âşığın sevdiği, kırmızı gülşen içinde bir güldür. O gül ki ateştendir rengi. O gül ki dikenlidir. Ve bir âşığa sıla, gül olmaktan geçer.
Arifhan Akpınar
Ruhun kendisini gurbetteymiş gibi hissetmesi âşıklığın alametidir. Bundandır aşkın etrafındaki güzelliklere garez etmesi. O güzellikler ki, gerçek sevgiliye ulaşmayı engelleyen, gönül çelen engellerdir.
Hiçbir beşeri sevgi, gerçek âşıklığın gönül gurbetliğini sılaya çeviremez. Gerçek ve ebedi bir gönül; batıp giden, görünüp kaybolan güzelliğe meyletmez. Onun gönül gurbeti öyle kavuşmaların sızısına tutulmuştur ki, öyle bir nur yüzlünün ışığına hasrettir ki o; doğup batan, doğup atanlar onun gurbetlik hasretini dindiremez.
O âşık ki her dem; ‘’Gel ben senin aşkından deli divane oldum.’’ serzenişi içindedir. Ve âşık sonsuzluğun sırrına erince, yaşadığı âlemi karanlıklar zindanı olarak görür ve hayallerine yüce özlemler iliştirir. Ve âşık Mevlana gibi şöyle der:
“Gel senden başkasından bıktım usandım.
Gel ey sevgili,
Ben dünyayı ekşimiş bir yemek gibi gördüm
Şimdi ise kendime yabancı oldum” (Mevlâna)
Aşkın ilerleyen safhasında ten kafesi bile gurbettir âşık için. Ama âşık ten gurbetinden soyutlanmasını bilir. Dua yoluyla, yakarış yoluyla, ruhuyla kanatlanarak zaman zaman sevgiliyle halvette bulunur. Zaman zaman da zaruret icabı ten atını beslemek için halvetten ayrılır tekrar gurbete döner. Âşık için mutlak gurbetsizlik, tensizlikten geçer. Her cisim gerçek âşık için gurbet numuneleridir.
Âşık; “dön” sevdasına tutulmuş bir sıla özlemcisi, bir gurbet çilekeşidir. Gurbetin her ânı perişanlıktır onun için.
“Ey Ruh...
Bu gurbetten geri dön, daha ne zamana kadar perişan kalacaksın?’’ (Mevlâna)
Çünkü âşık, gurbetin dikenli bahçesinde bülbüldür. Ve âşığın sevdiği, kırmızı gülşen içinde bir güldür. O gül ki ateştendir rengi. O gül ki dikenlidir. Ve bir âşığa sıla, gül olmaktan geçer.
Arifhan Akpınar