İnsan, kudret ve azamet sahibi olan Allah-u Zülcelâl'e karşı günah işlediğinde, beş şey onun günahından daha büyüktür. Daha önceki misalde bahsettiğimiz; “Padişahın emrini yerine getirmem, ateşe razıyım” diyen o akılsız kişi gibi biz de daima Allah'ın huzurunda olduğumuz ve O (Celle Celaluhu) daima bizimle beraber olduğu halde, O'na isyan ediyorsak, beş şey daha vardır ki, bizim bu tür günahlarımızdan daha büyüktürler.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bunları şöyle sayıyor; Birincisi; Allah-u Zülcelâl'in onu hakir ederek, huzurunda günah işletmesi. Bu, onun günahından daha büyüktür. Çünkü eğer Allah onu muhafaza etseydi, günah işlemezdi.
İnsan nasıl ateşin yanındayken, işe yaramayan bir malını, ateşe atıyorsa biz de Allah'ın malıyız, mülküyüz. Bizi O (Celle Celaluhu) yaratmıştır, O'nun mahlûkuyuz. Demek ki, bir değerimiz olmadığı, bir işe yaramadığımız zaman, Allah celle celaluhu bize günah yaptırıyor, bize günahı nasip ediyor. O günahın bize nasip olması, o günahtan daha büyüktür ve daha zararlıdır.
İkincisi; Günah işleyen kişinin yüzünden ve vücudundan, evliyaların ziyneti çıkarılıp, Allah'ın düşmanının ziyneti ona nasip olur.
Üçüncüsü; Onun önünden rahmet kapısı kapatılıp azap kapısı açılır.
Dördüncüsü; Allah-u Zülcelâl ona bakarken, onun günah işleyerek Allah'ın gazabına müstahak olması, günahından daha büyüktür.
Ashab-ı Kiram radıyallahu anhumdan biri, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin huzuruna gelerek: “Ya Rasulallah! Ben bir günah işledim, tevbe etsem kabul olunur mu?” diye sordu. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem: “Evet, Allah, Gafur ur-Rahim'dir, tevbeyi kabul eder” buyurdu. Adam tevbe etti ve gitti.
Az sonra geriye döndü ve; “Ya Rasulallah! Ben o günahı işlerken, Allah beni görüyor muydu?” diye sordu. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem: “Evet, seni görüyordu” deyince, adam birden feryat ederek, yere düştü bayıldı ve öldü!...
Allah-u Zülcelâl o kadar kudret ve azametiyle, bize bir şeyi yapma dediğinde, O'nun (Celle Celaluhu) bizi görmesine rağmen yapıyorsak, bu çok büyük bir şeydir. Her ne kadar, bizim düşüncemize göre büyük bir olay değilmiş gibi ise de gerçekte çok büyük bir olaydır!...
Beşincisi; Kıyamet Günü bizi huzuruna çağırdığında, günahlarımızı ortaya koyup; “Ey Kulum! Bak, bunu sen yaptın, bunu da sen yaptın, bunu da...” diye yüzümüze vurduğunda, bu durum, yaptığımız günahın kendisinden daha acıdır.
Başımıza ne geliyorsa, günah işlemekten geliyor. Yahya bin Muaz radıyallahu anhudan rivayet olunan bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:
“Gözlerin kuru olmasının (ağlayamamanın) sebebi, kalbin katılığındandır.”
Kalp katılaştığı için gözler yaş dökmüyor. Kalbin katı olmasının sebebi de günahların çoğalmasıdır. Onun için günah işlediğimiz zaman, hemen tevbe etmeliyiz ki günah üzerimizde kalmasın. Günah (kiri; zulmet) üzerimizde durduğunda, kalp katılaşır. Kalp katılaştıkça da gözlerden yaş gelmemeye başlar. Gözlerden yaş gelmediği zaman halimiz ne olacaktır?!...
Çünkü ancak gözlerden gelen yaşlar, cehennem ateşini söndürebilir. Başka hiçbir şey cehennem ateşini söndüremez. İnsanın bu ahir zamanda, çaresi, kurtuluşu bundadır.
Mümin çok şuurlu ve uyanık olmalıdır.
Allah-u Zülcelâl hepimize; kendi fazlıyla, rahmetiyle, ihsanıyla, istediği, razı olacağı şekilde, amel-i salih yapmayı nasip etsin, inşaallah.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bunları şöyle sayıyor; Birincisi; Allah-u Zülcelâl'in onu hakir ederek, huzurunda günah işletmesi. Bu, onun günahından daha büyüktür. Çünkü eğer Allah onu muhafaza etseydi, günah işlemezdi.
İnsan nasıl ateşin yanındayken, işe yaramayan bir malını, ateşe atıyorsa biz de Allah'ın malıyız, mülküyüz. Bizi O (Celle Celaluhu) yaratmıştır, O'nun mahlûkuyuz. Demek ki, bir değerimiz olmadığı, bir işe yaramadığımız zaman, Allah celle celaluhu bize günah yaptırıyor, bize günahı nasip ediyor. O günahın bize nasip olması, o günahtan daha büyüktür ve daha zararlıdır.
İkincisi; Günah işleyen kişinin yüzünden ve vücudundan, evliyaların ziyneti çıkarılıp, Allah'ın düşmanının ziyneti ona nasip olur.
Üçüncüsü; Onun önünden rahmet kapısı kapatılıp azap kapısı açılır.
Dördüncüsü; Allah-u Zülcelâl ona bakarken, onun günah işleyerek Allah'ın gazabına müstahak olması, günahından daha büyüktür.
Ashab-ı Kiram radıyallahu anhumdan biri, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin huzuruna gelerek: “Ya Rasulallah! Ben bir günah işledim, tevbe etsem kabul olunur mu?” diye sordu. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem: “Evet, Allah, Gafur ur-Rahim'dir, tevbeyi kabul eder” buyurdu. Adam tevbe etti ve gitti.
Az sonra geriye döndü ve; “Ya Rasulallah! Ben o günahı işlerken, Allah beni görüyor muydu?” diye sordu. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem: “Evet, seni görüyordu” deyince, adam birden feryat ederek, yere düştü bayıldı ve öldü!...
Allah-u Zülcelâl o kadar kudret ve azametiyle, bize bir şeyi yapma dediğinde, O'nun (Celle Celaluhu) bizi görmesine rağmen yapıyorsak, bu çok büyük bir şeydir. Her ne kadar, bizim düşüncemize göre büyük bir olay değilmiş gibi ise de gerçekte çok büyük bir olaydır!...
Beşincisi; Kıyamet Günü bizi huzuruna çağırdığında, günahlarımızı ortaya koyup; “Ey Kulum! Bak, bunu sen yaptın, bunu da sen yaptın, bunu da...” diye yüzümüze vurduğunda, bu durum, yaptığımız günahın kendisinden daha acıdır.
Başımıza ne geliyorsa, günah işlemekten geliyor. Yahya bin Muaz radıyallahu anhudan rivayet olunan bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:
“Gözlerin kuru olmasının (ağlayamamanın) sebebi, kalbin katılığındandır.”
Kalp katılaştığı için gözler yaş dökmüyor. Kalbin katı olmasının sebebi de günahların çoğalmasıdır. Onun için günah işlediğimiz zaman, hemen tevbe etmeliyiz ki günah üzerimizde kalmasın. Günah (kiri; zulmet) üzerimizde durduğunda, kalp katılaşır. Kalp katılaştıkça da gözlerden yaş gelmemeye başlar. Gözlerden yaş gelmediği zaman halimiz ne olacaktır?!...
Çünkü ancak gözlerden gelen yaşlar, cehennem ateşini söndürebilir. Başka hiçbir şey cehennem ateşini söndüremez. İnsanın bu ahir zamanda, çaresi, kurtuluşu bundadır.
Mümin çok şuurlu ve uyanık olmalıdır.
Allah-u Zülcelâl hepimize; kendi fazlıyla, rahmetiyle, ihsanıyla, istediği, razı olacağı şekilde, amel-i salih yapmayı nasip etsin, inşaallah.
Son düzenleme: