Her duyduğunu anlatmak ...
"Kişiye yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter"
(Râmuzu’l-Ehâdîs)
Mü’min tahkik ehlidir.
Tahkik etmeden, sadece işittiği ile hüküm verip hareket etmez.
Hele hele, her duyduğunu doğru kabul edip hemen başkalarına da anlatmaya, yaymaya çalışmaz.
Çünkü tahkik etmeden, her duyduğuna inanmak ve başkalarına da duyurmak kişiye günah olarak yeter.
Onu, yalancı, gıybetçi, iftiracı, koğucu durumuna düşürür.
Kaldı ki, kişinin her söylediği doğru olmalıdır, ama her duyduğunu-doğru bile olsa-başkalarına duyurmaya, söylemeye hakkı yoktur, doğru değildir.
Mü'min, külfeti az olandır ...
"Mü’min, (ülfeti çok) külfeti az olandır."
(Ramuzu’l-Ehadîs)
Mü’min sevgi insanıdır. Sever ve sevilir. Sohbeti aranır, kendisine kolay ülfet edilir. Kendi de insanlara kolayca ısınır, çabuk yakınlaşır.
Mü’minin dostluğu külfetsizdir.
Hiç kimseye yük olmaz.
Ağırlık vermez.
Dostluğunu pahalıya satmaz.
Daima yardımcı olmaya çalışır.
Kimseden bir yardım beklemez.
Mü’minle dost olan, bu dostluğundan pişmanlık duymaz.
Yalnızca hayır ve fayda görür.
Samimiyet bulur.
En büyük hıyanet ...
"En büyük hıyanet, seni doğru kabûl eden müslüman kardeşine yalan söylemendir."
(Ahmed bin Hanbel)
En büyük hâinlik, güven suistimalidir. İnsanlarca dürüst ve güvenilir kabûl edilen bir kişinin bu güvene ihanet edip insanları aldatmasıdır. Onları yalanlarla kandırıp hayal kırıklığına uğratmasıdır.
Mü’min içi-dışı bir olandır. Dıştan nasıl görünüyorsa, içten de öyle olmalıdır.
Dış görüntüsüyle, insanlarda güven duygusunu teşekkül ettiren bir kimsenin, gerçekte doğruluk ve itimada şâyânlıktan uzak olması imanın kemâline de zıt bir haldir.
Allah korusun böyle bir hal, münafıklığın belirtilerinden biri olarak kabûl edilmiştir.