- Üyelik Tarihi
- 30 Eki 2007
- Mesajlar
- 872
- Aldığı Beğeniler
- 9
- Takım
- Diğer
Güzel...
Mutlak Cemal, güzelligini görmek ve göstermek istemesi sirriyla, nice güzeller yaratir; nice güzellige meftunlari var eder... Ne ki, hem güzeller, hem de onlarin meftunlari, asil güzeli gösteren, i$aretleyen birer gölgedirler... Güzele meyyal sevgi, gölgelerin i$aretiyle ayikip kendine geldiginde gercek sarho$luk da ba$lar...
A$k ate$i ba$a vurur; varligi, kendinden uzakla$tiran bir dumandir sarar... Akil meyini döker, bo$ kaseye döner... $uur, yitik sevdanin divanesi olur... Arayan bulamaz, bulan buldugunu bilemez... Gönül yanar, yandim demez; ruh kanar, kandim demez. Bir ezeli cerag tutu$ur, adina umut denir... Yollar biter, tükenir; lakin vuslat daim ertelenir... Firak hicranla, hicran, ah u efganla yer degi$tirir... Olanlar bundan sonra olur: Hamlar pi$er, pi$enlerden yandim diye ses gelir... Feveran artar... Her pervane, ate$inde can verir... Her pervane, ate$ine can verir...
Mutlak Cemal, sonsuz güzelligini görecek, gösterecek bir gözde, bir güzide güzel yaratir. Onun zahir-batin bütün mahiyetini güzel kilar. Güzel denilince hatira ilk O (s.a.v.) gelir. Özü, sözü, hali, ahlaki hep güzeldir. Hz.Siddik'in: "Sana bu edebi kim ögretti?" sorusuna: "Rabbim ögretti ve edebimi güzel eyledi" cevabini vermin$lerdir. Yusuf'u gören kadinlar, der Ay$e Anamiz, eger benim Efendimin güzelligini görselerdi, ellerindeki bicakları, farkinda olmadan sinelerine saplarlardi... Efendimiz öylesine güzeldi. O'nun teninin kokusu misk ü amberde bulunmazdi. Biraz terlese etrafina cennet kokusu yayilirdi. Ve kokular daha da gazelle$sin diye, Onun teri kokulara katilirdi... O, güzellikle öylesine bütünle$mi$ti ki, yaninda cirkin, cirkinlik barinamazdi. Kerih $eyleri sevmez, kerih kokuyla topluma kari$mayi men ederdi. Zaten canindan birer parca torunlarina da "Güzel ve Güzelcik" anlamlarina gelen Hasan ve Hüseyin isimlerini vermemi$ miydi? Onun, "Cocuklariniza güzel isimler verin" buyrugu da yine böylesi bir güzellik ögretisi degil miydi...? O ki, Mutlak Cemali dünya gözüyle de gören, seyredendi. O ki, bütün güzelliklerin kaynaginin O oldugunu, ins ü cine ögretendi...
Mutlak Cemal, ebedi ve sermedi güzelligini görmek ve göstermek istedi de her türlü güzelligin me$heri cenneti ebediyet üzere yaratti. Zira ki, güzel olmayan cennet ve ebedi olmayan da güzel olamazdi... Sonra, cennetle de yetinmedi; güzeller O'nun sonsuz güzelligini bizzat görsünler istedi. Perdeyi araladi, görünmeye söz verdi... Takdirde cirkine yer yok. Her varlik, her tekevvün, ya dogrudan ya da neticeleriyle hep güzel. Ilk baki$ta, aklimiza, hissimize, "heva" denilen zaaflarimiza ho$ gelmeyen öyle olaylar, öyle olu$umlar vardir ki, meselenin hikmet buutu acildikca, üzerlerindeki imtihan, iptila perdeleri aralandikca, gördügümüz güzellikler kar$isinda hayretimizi, hayranligimizi gizleyemez, önceki algilayi$imizin utancindan da iki büklüm oluruz. Takdir bize ders verir: Olan, olabilecekler icinde daim en güzeldir.
Ve bin tecrübe, bin temrinle ruhumuz, kalbimiz, vicdanimız artik yazgilarin nagmesini henüz terennüm edilmeden de dinler: "Mevla görelim neyler/ Neylerse güzel eyler..."
Olaylar bazinda güzelin güzelligini ke$fedip görmede imanin payi büyük. Müminin baki$indaki feraset, ilahi nurla sürmeli. Güzeli ke$fetmede öncelik onun hakki. "Müminlerin indinde güzel olan Allah katinda da güzeldir" hadisi böylesi bir hakkin ve önceligin if$asi. Mümin, Hak katinda güzel kabul edileni ferasetiyle görür, güzelligine hükmeder. Sonra da Hak, mümine iltifat olsun icin, onun hükmünü hükme baglar, güzel bildigine, güzeldir der; güzeli güzel eyler...
Latif Erdogan
Mutlak Cemal, güzelligini görmek ve göstermek istemesi sirriyla, nice güzeller yaratir; nice güzellige meftunlari var eder... Ne ki, hem güzeller, hem de onlarin meftunlari, asil güzeli gösteren, i$aretleyen birer gölgedirler... Güzele meyyal sevgi, gölgelerin i$aretiyle ayikip kendine geldiginde gercek sarho$luk da ba$lar...
A$k ate$i ba$a vurur; varligi, kendinden uzakla$tiran bir dumandir sarar... Akil meyini döker, bo$ kaseye döner... $uur, yitik sevdanin divanesi olur... Arayan bulamaz, bulan buldugunu bilemez... Gönül yanar, yandim demez; ruh kanar, kandim demez. Bir ezeli cerag tutu$ur, adina umut denir... Yollar biter, tükenir; lakin vuslat daim ertelenir... Firak hicranla, hicran, ah u efganla yer degi$tirir... Olanlar bundan sonra olur: Hamlar pi$er, pi$enlerden yandim diye ses gelir... Feveran artar... Her pervane, ate$inde can verir... Her pervane, ate$ine can verir...
Mutlak Cemal, sonsuz güzelligini görecek, gösterecek bir gözde, bir güzide güzel yaratir. Onun zahir-batin bütün mahiyetini güzel kilar. Güzel denilince hatira ilk O (s.a.v.) gelir. Özü, sözü, hali, ahlaki hep güzeldir. Hz.Siddik'in: "Sana bu edebi kim ögretti?" sorusuna: "Rabbim ögretti ve edebimi güzel eyledi" cevabini vermin$lerdir. Yusuf'u gören kadinlar, der Ay$e Anamiz, eger benim Efendimin güzelligini görselerdi, ellerindeki bicakları, farkinda olmadan sinelerine saplarlardi... Efendimiz öylesine güzeldi. O'nun teninin kokusu misk ü amberde bulunmazdi. Biraz terlese etrafina cennet kokusu yayilirdi. Ve kokular daha da gazelle$sin diye, Onun teri kokulara katilirdi... O, güzellikle öylesine bütünle$mi$ti ki, yaninda cirkin, cirkinlik barinamazdi. Kerih $eyleri sevmez, kerih kokuyla topluma kari$mayi men ederdi. Zaten canindan birer parca torunlarina da "Güzel ve Güzelcik" anlamlarina gelen Hasan ve Hüseyin isimlerini vermemi$ miydi? Onun, "Cocuklariniza güzel isimler verin" buyrugu da yine böylesi bir güzellik ögretisi degil miydi...? O ki, Mutlak Cemali dünya gözüyle de gören, seyredendi. O ki, bütün güzelliklerin kaynaginin O oldugunu, ins ü cine ögretendi...
Mutlak Cemal, ebedi ve sermedi güzelligini görmek ve göstermek istedi de her türlü güzelligin me$heri cenneti ebediyet üzere yaratti. Zira ki, güzel olmayan cennet ve ebedi olmayan da güzel olamazdi... Sonra, cennetle de yetinmedi; güzeller O'nun sonsuz güzelligini bizzat görsünler istedi. Perdeyi araladi, görünmeye söz verdi... Takdirde cirkine yer yok. Her varlik, her tekevvün, ya dogrudan ya da neticeleriyle hep güzel. Ilk baki$ta, aklimiza, hissimize, "heva" denilen zaaflarimiza ho$ gelmeyen öyle olaylar, öyle olu$umlar vardir ki, meselenin hikmet buutu acildikca, üzerlerindeki imtihan, iptila perdeleri aralandikca, gördügümüz güzellikler kar$isinda hayretimizi, hayranligimizi gizleyemez, önceki algilayi$imizin utancindan da iki büklüm oluruz. Takdir bize ders verir: Olan, olabilecekler icinde daim en güzeldir.
Ve bin tecrübe, bin temrinle ruhumuz, kalbimiz, vicdanimız artik yazgilarin nagmesini henüz terennüm edilmeden de dinler: "Mevla görelim neyler/ Neylerse güzel eyler..."
Olaylar bazinda güzelin güzelligini ke$fedip görmede imanin payi büyük. Müminin baki$indaki feraset, ilahi nurla sürmeli. Güzeli ke$fetmede öncelik onun hakki. "Müminlerin indinde güzel olan Allah katinda da güzeldir" hadisi böylesi bir hakkin ve önceligin if$asi. Mümin, Hak katinda güzel kabul edileni ferasetiyle görür, güzelligine hükmeder. Sonra da Hak, mümine iltifat olsun icin, onun hükmünü hükme baglar, güzel bildigine, güzeldir der; güzeli güzel eyler...
Latif Erdogan