Bazen güzel bir şiir,zengin bir nesir,ince bir motif,latif bir tesbih,gürül gürül bir kahramanlık destanı,iyi dramatize edilmiş bir hikaye,beşeri heyecanlarımızı haykıran bir musiki nağmesi bizi o kadar coşturur ve heycanlandırır ki,görüp duyduğumuz ses hevenkleri ve değişik objeler tıpkı bir meltem gibi dört bir yandan ruhumuzu sarar,bizi büyüler,güzelliklerin sihirli alemine çeker ve bize ötelerden güftesiz-bestesiz ne nağmeler,ne nağmeler duyurur.
Ne var ki,bütün güzelliklerden duyup hissettiğimiz zevklerin,lezzetlerin,heycanların,takdirlerin kesilmeden devam etmesi ve bu ruhani hazların da yeniden elemlere dönüşmemesi,bizde bu hisleri uyaran unsurların hakiki sahipleriyle irtibatlandırılmalarına bağlıdır.Yoksa,hiç beklenmedik bir anda herşey biter...bütün dünyamız yıkılır gider...güneş batar,ay gurup eder...yıldızlar zulmetlerin bağrına dökülür ve her yanı karanlıklar basar;basar da,ruh içiçe kıyametler yaşamaya başlar.Böyle bir zevk ve lezzetin,böyle bir heyecan ve takdirin ise hasret ve hicrana yenik düşeceği açıktır.
Hasret ve hicranla yıkılmış ruhların,güzeli güzel görmeleri ve ondan heyecen duymaları da imkansızdır.Bütün güzelliklerin her zaman duygularımızda solmadan taptaze kalması,zevk ve lezzetlerimizin acılaşmadan devam etmesi;çiçeklerdeki renklerin,nağmelerdeki büyülerin,sanatkar ellerin ortaya koyduğu sihirli eserlerdeki revnakın hep canlı kalması,onların gerçek kaynaklarının görülüp sezilmesine bağlıdır ki;o kaynağı bu ölçü içinde sezip bilenlerin,varlıkla alakalı duydukları bütün zevkler,lezzetler,heyecanlar ve takdirler asli olmadan çıkar,tebei bir hal alır ve artık bütün eşya ve hadiselerdeki değişik tezahürler,kendilerinden dolayı değil de,sahiplerinden ötürü görülüp sevilme konumuna yükselirler.Evet,batıp giden şeyler,kalbin alakasına değmedikleri gibi,sevilmezler de.
Ne var ki,bütün güzelliklerden duyup hissettiğimiz zevklerin,lezzetlerin,heycanların,takdirlerin kesilmeden devam etmesi ve bu ruhani hazların da yeniden elemlere dönüşmemesi,bizde bu hisleri uyaran unsurların hakiki sahipleriyle irtibatlandırılmalarına bağlıdır.Yoksa,hiç beklenmedik bir anda herşey biter...bütün dünyamız yıkılır gider...güneş batar,ay gurup eder...yıldızlar zulmetlerin bağrına dökülür ve her yanı karanlıklar basar;basar da,ruh içiçe kıyametler yaşamaya başlar.Böyle bir zevk ve lezzetin,böyle bir heyecan ve takdirin ise hasret ve hicrana yenik düşeceği açıktır.
Hasret ve hicranla yıkılmış ruhların,güzeli güzel görmeleri ve ondan heyecen duymaları da imkansızdır.Bütün güzelliklerin her zaman duygularımızda solmadan taptaze kalması,zevk ve lezzetlerimizin acılaşmadan devam etmesi;çiçeklerdeki renklerin,nağmelerdeki büyülerin,sanatkar ellerin ortaya koyduğu sihirli eserlerdeki revnakın hep canlı kalması,onların gerçek kaynaklarının görülüp sezilmesine bağlıdır ki;o kaynağı bu ölçü içinde sezip bilenlerin,varlıkla alakalı duydukları bütün zevkler,lezzetler,heyecanlar ve takdirler asli olmadan çıkar,tebei bir hal alır ve artık bütün eşya ve hadiselerdeki değişik tezahürler,kendilerinden dolayı değil de,sahiplerinden ötürü görülüp sevilme konumuna yükselirler.Evet,batıp giden şeyler,kalbin alakasına değmedikleri gibi,sevilmezler de.