Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
HABİB-İ NECCAR VE İMANLI DİRENİŞ
Bir şehir& Rivayetlere göre Antakya& Allahın elçileri ile şehrin ileri gelen inkarcıları arasındaki münakaşa ve mücadele başını almış gidiyor. Allahın elçisi peygamberlerin, şahsi çıkarlar için istedikleri bir şey yok. Bilakis muhataplarının iyili ini istiyor, onları mutluluk ve saadet yoluna ça ırıyorlardı. Allahın elçilerinin karşısında ise gözleri dönmüş, akl-ı selim ile hareket kabiliyetini kaybetmiş, fayda ve zararlarına olan şeyi ayırt edemeyen, iyilik, diyalog ve münasebet adabını bilmeyen kaba-saba insan toplulu u&

Hak ile batıl arasındaki bu mücadelenin bir kesiti ilahi kelama şöyle konu oluyordu:

Hani biz onlara iki (elçi) göndermiştik, fakat onlar ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz.

Dediler ki: Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası de ilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş de ildir. Siz, yalnızca yalan söylemektesiniz.

Dediler ki: Rabbimiz, gerçekten sizin için gönderilmiş elçiler oldu umuzu bilmektedir.

Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebli den başkası yoktur.

Onlar dediler ki: Herhalde biz, sizlerden dolayı u ursuzlu a u radık. E er (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutaca ız ve mutlaka bizden yana size acıklı bir azab dokunacaktır.

Dediler ki: U ursuzlu unuz, sizinle birliktedir. Size ö üt verildi diye mi (u ursuzlu a u radınız) ? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz.[1]

İşte tam bu sırada elçilerin davetine gönlünü açmış, iman hakikatlerini en süt seviyede özümsemiş ve iman ateşi kendisini harekete geçirmiş bir mümin, şehrin en uzak yerinden koşarak gelmiş ve; &Ey kavmim, elçilere uyun![2] diyordu.

Üstad Seyyid Kutub, iman eksenli bu çıkışı şöyle de erlendirir:

Bu adam, ça rıyı duymuş ve mantıklı delilleri gördükten sonra icabet etmiş bir kimsedir. Kalbi iman gerçe inin bilincine varınca, bu gerçek vicdanında harekete geçmiş ve ona karşı sessiz kalmamıştır. Etrafında sapıklık, inkar ve zulüm çirkeflerini görüp durdu u halde, sahip oldu u inancı evine hapsetmemiştir. Aksine, vicdanına kök salan ve duygularında hareket edip duran gerçe i, halkına süratle götürmüştür. O, hak ve gerçe i onlara götürürken, onlar durmadan yalanlıyor, inkar ediyor, cezalandıracaklarını söylüyor ve tehditler savuruyorlardı. Bu zat, kavmini gerçe e ça ırma, onları zulümden vazgeçirme ve elçilere karşı gerçekleştirmek üzere oldukları çirkin düşmanlıklarına engel olma konusundaki görevini yerine getirmek için, şehrin en uzak yerinden koşup gelmişti.

Görünüşe göre bu adamın, halkı arasında bir makam ve otoritesi yoktu. Kavmi ve kabilesi arasında kendisini savunup koruyacak kimsesi de bulunmuyordu. Fakat vicdanındaki canlı inanç, kendisini iterek şehrin bir ucundan öteki ucuna sevk ediyordu.[3]

İşte Ya-Sin Suresinde kıssası anlatılan ve Yüce Allah (cc) katında yüksek bir makama ulaştı ı anlaşılan bu mübarek zat, rivayetlerin ço una göre Habib-i Neccardır.

İbn-i Kesir şöyle der: Belde halkı kendilerine gelen elçileri öldürmek istediler. Bunun üzerine şehrin en uzak tarafından, bu elçilere yardım etmek üzere Habib-i Neccar koşarak geldi. Habib-i Neccar, ipek elbise dikicisiydi ve ipek üzerine çalışırdı. Çokça sadaka verir, kazancının yarısını bu vesileyle da ıtırdı.

Kurtubi ise der ki: Habib-i Neccar, cüzamlı idi. Evi, şehrin en uzak kapısının yanındaydı. Yetmiş sene boyunca, kendisine acıyıp hastalı ını giderirler ümidiyle putlara ibadet etmişti. Fakat putlar, onun bu arzusuna cevap verememişlerdi. Elçileri görüp de, elçiler onu Allaha davet edince; Herhangi bir mucizeniz var mı? diye sordu. Onlar da; Evet, her şeye gücü yeten Rabbimize dua ederiz, o seni içinde bulundu un dertten kurtarır dediler. Bunun üzerine Habib-i Neccar dedi ki: Bu hayret verici bir şeydir. Ben, bu hastalı ı benden gidermeleri için yetmiş yıldır şu putlara dua ediyorum. Fakat onlar bunu yapamadılar. Sizin Rabbiniz bir sabah vaktinde bunu nasıl yapacak? Elçiler dediler ki: Evet, bizim Rabbimiz diledi ini yapabilir. Bu putlar ise ne bir fayda sa layabilir, ne de bir zarar verebilir. Bunun üzerine Habib-i Neccar iman etti. Onlar da Rablerine dua ettiler ve Yüce Allah (cc) onun hastalı ını giderdi.

Habib-i Neccarın, kavmini hakka davet etmede çok güzel ve etkileyici bir üslup kullandı ını görmekteyiz. Nitekim o; Ey kavmim! diyerek öncelikle hemşehrilik şefkatini ileri sürmüş, daha sonra da akıl ve mantıklarına hitaben şöyle demiştir: Sizden bir ecir istemeyen o zatlara uyun ki, onlar hidayete ermişlerdir.[4]

Elmalılı Hamdi Yazır şöyle der: Bir yolcunun bir rehbere uyması için, iki sebep söz konusu olabilir. Bunlar; rehberin uygun bir ücret istemesi ve rehberin ehliyetine güvenilmesidir. Allahın elçileri de hidayet rehberleri olup bu görevlerinde herhangi bir ücret talebinde bulunmazlar. O halde onlara tabi olunmaması için herhangi bir sebep söz konusu de ildir.

Mevdudi de bu görüşlere paralel der ki: Bu cümlede Allahın kulu, peygamberlerin do rulu u yönündeki tüm delilleri toplamıştır. Bir nebinin do rulu u yalnızca iki şekilde ölçülebilir: Birincisi, söz ve hareketleri; ikincisi, herhangi bir maddi çıkar gözetip gözetmedi i.

Mevdudi sözlerine devamla, bu kıssa ile Mekke müşriklerine şöyle bir ders verilmek istendi ini belirtir:

Kuran-ı Kerim, Allahın kulunun bu sözlerini naklettikten sonra, peygamberlerin do rulu unun ölçülmesi için insanlara bir ölçü vermiş oluyor. Kuran-ı Kerim diyor ki: Hz. Resulullah (as)ın sözleri ve hareketleri onun do ru yolda oldu unu gösteriyor. Ayrıca onun bu u raşının arkasında maddi bir çıkar veya şöhret kazanma hevesi de yoktur. O halde aklı başında bir kişi onun davetini nasıl reddedebilir ki?

Kuran-ı Kerimde Habib-i Neccar adındaki bu mümin hakkında anlatılanlardan anlaşılan onun kısa bir süre sonra şehid edildi i ve Allah nezdinde büyük bir makama erişti idir. Onun ne şekilde şehit edildi i hususunda ise farklı rivayetler varid olmuştur. Bu rivayetler şöyledir:

Denildi ine göre; o, kavmini elçilere tabi olmaya teşvik edince, onu krallarının yanına götürdüler. Sen bize düşman olanlara uydun dediler. O da elçileri öldürmesinler diye onları u raştırmak maksadıyla onlarla uzun uzun konuştu. Nihayet, Şüphesiz ben, Rabbinize iman ettim&[5] deyince, üzerine atılıp onu öldürdüler.

İbn-i Mesud; ba ırsakları dışarı çıkıncaya kadar onu ayaklarıyla çi nediler. Daha sonra onu er-Ress diye bilinen bir kuyuya attılar.

Es-Südi: Onu taşa tuttular. O ise; Ey Allahım, kavmimi hidayet ilet diye dua ediyordu. Fakat onu öldürünceye kadar taşlamaya devam ettiler.

El-Kelbi: Bir çukur kazdılar ve onu o çukura attılar. Üzerine de toprak doldurup bu şekilde ölüme terk ettiler.

Tüm rivayetlerden anlaşılan, onun acımasız bir şekilde şehit edildi idir. Ancak her şeye ra men o, kavminin iyili ini, hidayetini arzuluyordu.

Ona; cennete gir denildi.[6]

Bu cümlenin yorumu hususunda müfessirler arasında ihtilaf vardır. Katade, bunu şöyle yorumlamıştır: Kavmi tarafından şehit edilir edilmez Allah onu derhal cennet soktu. O da şu an cennette yaşamakta ve rızıklanmaktadır.

Mücahid ise şöyle der: Melekler bu sözleri ona bir müjde olarak söyledi. Yani kendisine cennete gitmeyi hak etti i, bunun ona vacip oldu u, kıyametten sonra cennete girecek olan di er müminlerle birlikte cennete girece i müjdesi verilmiştir.

Keşke kavmim bilseydi[7]

Bu sözler bu mümin kişinin ahlak ve faziletinin yüksekli ini göstermektedir. Kendisini katledenlere karşı hiçbir kin ve intikam alma hissi yoktur. Ölümünden sonra yüre ine do an ilk istek de, milletinin kendisinin iyi durumunu bilmesi ve ibret almasıdır. Hadis-i Şerifte onun hakkında; Yaşarken de, öldükten sonra da kendi milletinin hayrını istedi denilmiştir.

Zemahşeriden merfu diye rivayet edilen bir hadisi şerifte şöyle buyurulmuştur:

Ümmetlerin ileri gelenleri üç kişidir. Bunlar göz açıp kapama süresince dahi kafir olmamışlardır. Bunlar; Hz. Ebu Bekir (başka rivayette Hz. Ali), Firavun hanedanından iman eden şahıs ile Yasin Süresinde söz konusu edilen zattır. İşte bunlar sıddık olan kimselerdir

Bu hadisi şerif, Habib-i Neccarın iman etmeden önce putlara ibadet etti i yönündeki rivayeti geçersiz kılmaktadır. Yine en iyisini bilen Allahtır.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Yasin: 14-19

[2] Yasin: 20

[3] Fi Zilalil Kuran Yasin 20. Ayet

[4] Yasin: 21

[5] Yasin: 25

[6] Yasin: 26

[7] Yasin: 27
 
Üst Alt