Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

nehar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
26 Kas 2008
Mesajlar
625
Aldığı Beğeniler
7
Takım
Galatasaray
Hac Hatıraları

İslam'ın ilk dönemlerinden bu yana böylesine önem atfedilen Hac yolculuklarından geriye kalanlar ise kuşkusuz satırlarda gizlidir. Çağımız Müslümanlarının aktivist simalarından Malcolm X, hayatında büyük bir dönüşüme vesile olacak Hac yolculuğu için daha sonra şunları kaydederek önemli mesajlar verecekti:

"Hiç böyle bir şeye şahit olmamıştım. Böyle sıcak kucaklaşmalara, bu kutsal yerde yaşanan, ırkları ve renkleri ne olursa olsun gerçek kardeşlik gösterilerine... Geçen bir hafta içinde etrafımdaki her renkten insanın sergilediği bu cana yakınlık karşısında söyleyecek söz bulamıyorum... Sizler, belki de bu sözcüklerin benden gelmesine şaşıracaksınız. Fakat bu kutsal ziyarette gördüğüm, tecrübe ettiğim şeyler beni sahip olduğum tüm eski düşüncelerimi yeniden gözden geçirmeye ve takındığım birçok tavrı bir kenara atmaya zorluyor... Amerika, İslam'ı anlamak zorunda. Çünkü toplumdan ırk problemini silen tek din o...Kahire'den Cidde'ye, kutsal şehir Mekke'ye kadar gözleri mavinin mavisi, saçları sarının sarısı, derisi beyazın beyazı olan insanlarla aynı tabaktan yemek yedim, sözlerinde Nijerya'nın, Sudan'ın, Gana'nın Afrikalı Müslümanların sözlerindeki kardeşliği, içtenliği hissettim."

İslam ve Osmanlı edebiyatlarında da sık işlenen temalardan biri olan Hac üzerine yazılmış eserlerin en önemlilerinden biri de Divan şairi Nâbi'nin Tuhfet'ül Haremeyndir.

Sakın terk-i edebden, Gûy-i Mahbub-ı Hüdâdır bu

Nazargâh-i ilâhidir makam-ı Mustafa'dır bu

şeklinde Nâbi'nin betimlediği kutsal topraklar peygamber diyarı olarak hafızalara işlenmiştir. Nâbi'den çok sonra ise Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan şu dizeler ise bu yolculuğun tüm meşakkatlerinin yanı sıra mükafatını da özetler niteliktedir. Yolculuk Allah Rasûlü'nün nuruyla aydınlanma ile son bulacaktır:

- Yâ Nebî, şu hâlime bak!

Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın;

Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!

Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;

Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum.

"Tahammül et!" dediler... Hangi bir zamana kadar?

Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!

Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;

Önümde durmadı artık, ne hânümân, ne ocak...

Yıkıldı hepsi... Ben aştım diyâr-ı Sudan'ı,

Üç ay «Tihâme!» deyip çiğnedim beyabanı.

Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada;

Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdada:

Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;

Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!

İrâdem olduğu gündür senin irâdene râm,

Bir ân için bana yollarda durmak oldu haram.

Bütün heyâkil-i hilkatle hasbihâl ettim;

Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!

Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü...

Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?

Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir...

Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?

Beş altı sineyi hicran içinde inleterek,

Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?

Demir nikâbını kaldır mezâr-ı pâkinden;

Bu hasta ruhumu artık ayırma hâkinden!

Nedir o meş'ale? Nurun mu? Yâ Resûlallâh!...
 
Üst Alt