Müslümanların örnek adaleti
Haçlılar ve Selahaddin Eyyubi:
Haçlılar, Kudüs`ü kendisine başkent yaptıktan sonra sınırları Filistin`den Antakya`ya kadar uzanan bir Latin Krallığı kurmuşlardı. Ancak bu krallığın ömrü fazla uzun olmayacaktı. Ortadoğu`daki tüm Müslüman emirlikleri birleştiren Selahaddin Eyyubi, 1187`deki Hıttin Savaşı`nda tüm Haçlı Ordusunu bozguna uğrattı. Savaşın ardından Haçlı ordusunun iki kumandanı, Reynald de Chatillon ve Kral Guy, Selahaddin Eyyubi`nin huzuruna çıkarıldı. Selahaddin Eyyubi, Müslümanlara karşı korkunç vahşetlerle ünlenmiş olan tapınakçı Reynauld of Chatillon`u idam etti, ancak aynı suçları işlememiş olan Kral Guy`u serbest bıraktı. Filistin toprakları bir kez daha adaletin ne olduğu görüyordu.
Selahaddin Eyyubi savaşın hemen ardından -tam da Peygamberimizin bir gecede Mekke`den Kudüs`e götürüldüğü kutsal Mirac günü- Kudüs`e girerek 88 yıldır Haçlıların egemenliğinde olan şehri kurtardı. Haçlılar, büyük bir korkuya kapılmışlardı. Çünkü 88 yıl önce Kudüs`ü aldıklarında içindeki tüm Müslümanları katlettiklerinden dolayı Selahhaddin Eyyubi`nin kendilerinden intikam alacağını bekliyorlardı. Oysa Selahhaddin Eyyubi kentteki Hıristiyanların hiçbirine dokunmadı. Dahası, sadece Latin(Katolik) Hıristiyanların şehri terk etmelerini emretti `Haçlı` kimliğine sahip olmayan Ortodokslar şehirde yaşamaya ve diledikleri gibi ibadet etmeye devam edebilirlerdi. İngiliz tarihçi Karen Armstrong, Müslümanların bu ikinci Kudüs fethini şöyle anlatır:
`2 Ekim 1187`de Selahaddin ve ordusu Kudüs`e fatihler olarak girdiler; gelecekteki 800 yıl boyunca şehir bir Müslüman kenti olacaktı... Selahaddin (katliam yapmamak üzere) önceden Hıristiyanlara verdiği sözü tuttu ve şehri yüksek İslami prensiplere göre aldı. Kuran`da emredilmiş olduğu gibi şiddetten kaçındı, 1099 yılındaki katliamların öcünü almaya kalkmadı. Tek bir Hıristiyan öldürülmedi, hiçbir yağma yapılmadı. Esirleri serbest bırakmak için istenen fidyeler ise son derece düşük tutuldu... Kuran`da emredildiği gibi, esirlerin çoğunu da hiçbir fidye almadan serbest bıraktı... Selahaddin`in kardeşi El-Adil, bin kadar esirin kendi hizmetine verilmesini istedi ve sonra hepsini -acınacak durumda olduklarını gördüğü için- karşılıksız olarak serbest bıraktı... Şehirdeki zengin Hıristiyanlar, değerli eşyalarını yükleyip şehirden bir an önce gittiler, oysa ellerindeki para, şehirdeki tüm savaş esirlerinin fidyesini ödemeye fazlasıyla yetiyordu. Başrahip Heraclius, herkes gibi 10 dinarlık fidyesini ödedi, sonra da şehri hazinelerle dolu arabalarla terk etti.` 1
Allah Müslümanlara adaleti emretmiştir. Bu bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir: `Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın... ` (Nisa Suresi, 135) Selahaddin Eyyubi ve komutasındaki Müslümanlar, Hıristiyanlara karşı son derece adil ve merhametli davranmışlardı. Sadece Hıristiyanlara değil, Yahudilere karşı da son derece adil davranılmış ve böylece Kudüs`te özlenen barış ve huzur ortamı tesis edilmişti. Kudüs`ün fethinden sonra kenti ziyaret eden ünlü İspanyol Yahudi şairi Yuda Al-Harizi, bir eserinde duygularını şu şekilde kaleme almıştı:
`Tanrı, kutsal yerin Esav`ın oğullarının elinde kalmayacağına karar verdi ve İsmailoğulları`nın prensi, temkinli ve cesur bir kişi olan Salahaddin`in ruhunu uyardı: O da ordusu ile Yeraşalayim`i zaptetti ve tüm Efraimoğullarını kabul edeceğini bildirdi. Şimdi barışın huzurunda yaşıyoruz...`2
Kudüs`ten sonra, Filistin`in diğer şehirlerinde de Haçlıların vahşeti ve Müslümanların adaleti sürdü. İngiliz tarihinde büyük bir kahraman gibi gösterilen Richard the Lionheart(Aslan yürekli Richard), 1191 yılında, Akra kalesinde aralarında pek çok kadın ve çocuğun da yer aldığı tam 3000 Müslümanı boyunlarını vurdurarak alçakça katletmişti. Müslümanlar bu vahşetlere şahit olmalarına rağmen, hiçbir zaman aynı yöntemlere başvurmadılar. Allah`ın `Ey iman edenler, bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin` hükmü uyarınca (Maide Suresi, 2), hiçbir zaman masum sivillere şiddet uygulamadılar. Mağlup ettikleri Haçlı ordularına karşı dahi, gereksiz şiddet kullanmadılar.
Haçlıların vahşetine karşılık Müslümanların adaleti, tarihi bir gerçeği bir kez daha göstermiş oluyordu: İslam`ın prensiplerine göre kurulan bir yönetim, her devirde farklı inançlara bir arada, barış ve huzur içinde yaşama imkanı tanımıştır. Bu gerçek, Selahaddin Eyyubi`den sonra pek çok milleti bünyesinde barındıran Osmanlı döneminde de ispatlanmaya devam etmiştir.
1Karen Armstrong, Holy War, s. 185
2 Bernard Lewis, İslam Dünyasında Yahudiler, İmge Kitabevi, İstanbul, 1996, Yahudi Ansiklopedisi, Cilt 1, Yusuf Besalel, Gözlem Gazetecilik Basın ve Yayın AŞ 2001, sf. 24
Hittin savaşı
1186 yılında Filistin`deki Latin Kralı Baldwin`in ölümüyle yerine Tapınakçılara olan yakınlığıyla tanınan Lusignan`lı Guy geçmişti. Yeni kralın en büyük yardımcısı ise Fransa kralı Louis`nin arkasından ikinci Haçlı savaşına katılan Antioch(Antakya) prensi Reynald de Chatillon`du. Haçlılar yurtlarına döndükleri zaman, Reynald geride kalmış, Tapınakçılarla sıkı bir dostluk bağı kurmuştu. Aynı zamanda Reynald`ın zalimliği kutsal topraklarda oldukça iyi biliniyordu. 4 Temmuz 1187 tarihinde haçlıların yaptığı en kanlı savaş olan Hıttin Savaşı gerçekleşti. Haçlı donanması 20.000 piyade ve yalnızca 1000 şövalyeden (atlı) oluşuyordu. Bu gücün toplanması ve oluşturulması çevredeki sınırı oluşturan şehirlerin gücünün tükenmesine, bununla birlikte ordusuz ve saldırıya açık şehirlerin oluşmasına neden olmuştu. Savaşın sonu Haçlı ordusu için tam anlamıyla bir hezimet olmuştu. Ordunun büyük kısmı hayatını kaybetmiş, sağ kalanların tamamı esir olarak alınmıştı. Kral da dahil olmak üzere ordunun önde gelenleri de ele geçirilenler arasındaydı. Haçlı orduları Filistin`de bulundukları 100 sene boyunca bölgedeki Müslümanlara çok eziyet etmiş olmalarına rağmen, bu savaşın mağlubu olarak kendilerine hiçbir kötü davranışta bulunulmamıştı.
Özellikle Tapınak şövalyelerinin kendi kaynaklarından elde edilen bilgilere göre, Müslüman ordusunun sultanı Selahaddin hiçbirinin arasında ayrılık gözetmemişti. Tapınak şövalyelerinin Büyük Üstadı ve Reynald de Chatillon hariç. Bu ikili o zamana kadar yaptıkları zalimliklerin karşılığında idam edildiler. Kral Guy ise bir yıl sonra Nablus` ta tutulduğu hapishaneden bırakıldı. Tapınakçılar o döneme kadar Müslümanlara karşı yürütülen Haçlı saldırılarının ve katliamlarının da baş sorumlularındandı. Nitekim bu nedenle, Selahaddin Eyyübi, Hıristiyanların büyük bölümünü bağışlamasına rağmen, Tapınakçılar`ı işledikleri katliamlara bir karşılık olmak üzere idam ettirmişti
Selahaddin Eyyubi`nin Birliği Günümüze Işık Tutmalıdır
1096 yılında başlatılan ilk Haçlı seferinin orduları Ortadoğu`ya ulaştığında, Müslümanlar, aralarında çeşitli anlaşmazlıklar ve çekişmeler bulunan emirliklere bölünmüşlerdi. Bu bölünmüşlük nedeniyle Avrupa`dan gelen bu barbar işgalcilere karşı direnemediler. 1099 yılında Kudüs`te korkunç bir katliam yaparak kurulan Haçlı Krallığı, on yıllar boyunca Müslümanların bu bölünmüşlüğünden yararlandı. Ancak büyük İslam kumandanı Selahaddin Eyyubi`nin Müslümanları tek tek kendi idaresi altına alıp birleştirmesiyle birlikte, Müslümanlar Haçlı işgalcilere karşı koyabilecek bir güce ulaştı. Yine de Müslümanların Haçlıları yenilgiye uğratması bir günde olmadı. Selahaddin Eyyubi, Müslümanları tek bir bayrak altında birleştirirken, bir yandan da ilmi ve ahlaki bir uyanış başlatmıştı. Encyclopedia Britannica`da belirtildiği gibi:
`Müslümanların dini kurumlarını teşvik etmek ve yaymak, (Selahaddin Eyyubi`nin) politikasının temel parçalarından biriydi. Bilim adamlarına ve din alimlerine sahip çıktı, onların kullanımı için üniversiteler ve camiler kurdu ve onlara İslam dünyasının yararına pek çok eser yazdırdı... Ahlaki yeniden doğuşla birlikte, ki bu onun kendi kişisel yaşamının da gerçekçi bir faktörüydü, kendisinden beş yüzyıl önce bilinen dünyanın yarısını fethetmiş olan ilk nesil Müslümanların kararlılığını ve şevkini yeniden uyandırmaya çalıştı. `
İlmi, ahlaki ve imani yükseliş, Müslümanların siyasi birliğiyle de birleşince, İslam medeniyeti bir kez daha yükseldi: Selahaddin Eyyubi`nin komutasındaki birleşik İslam ordusu 1187`deki Hıttin Savaşı`nda -kendi içlerinde parçalanmalar ve huzursuzluklar yaşayan- Haçlı ordusunu bozguna uğrattı ve ardından Kudüs dahil olmak üzere Haçlı işgali altındaki Filistin topraklarının tamamına yakını kurtarıldı. Selahaddin Eyyubi`nin kurduğu İslam Birliği`nden sonra İslam dünyasının bayrağı Türklere geçti. Önce Selçuklu ardından da Osmanlı İmparatorlukları bölgeye nizam getirdiler. Ardından Türk-İslam dünyası bir bölünmüşlük yaşamaya başladı. Günümüzde Müslümanların ve Türk dünyasının sorunları Selahaddin Eyyubi zamanındaki sorunlardan pek de farklı değildir. bugün Türk-İslam dünyası, farklı coğrafyalarda farklı tehditler altında bulunmaktadır. Ancak Kurulacak olan Türk-İslam Birliği Kuran`da Allah`ın tarif ettiği samimi Müslüman ahlakının, aklının, becerisinin, adaletinin ve diğer tüm güzel hasletlerinin tüm dünyaya yayılmasını sağlayacaktır. Müslümanların birleşmesi ve kalkınmaları sonucunda da diğer medeniyetlerle yıllardır çözülemeyen sorunlar çözülecek, yapılan savaşlar, katliamlar unutulacak, dünyaya barış, bolluk ve huzur hakim olacaktır. Tıpkı Selahaddin Eyyubi`nin dağınık bir şekilde duran Müslümanları biraraya getirip, onları ilim, ahlak, kültür bakımından ileri düzeye taşıdığı gibi Türk-İslam Birliği de bugün aynı işlevi görecektir. Müslümanların yeniden dünyaya yön veren, ışık tutan, adalet ve barış getiren, kendisine gıpta edilen bir medeniyet kurmaları için, bir zamanlar Selahaddin Eyyubi`nin izlediği yöntemi izlemeleri gerekmektedir.
Kuran ahlakıyla yüzyıllar boyunca adaletle hükmeden Osmanlı İmparatorluğu`nun mirasçısı olan Türk milleti, bir zamanlar Selahaddin Eyyubi`nin üstlendiği görevi üstlenecek güce ve potansiyele sahiptir. Bugünün koşulları itibariyle kurulması gereken bir Türk-İslam birliğine, Türkiye önder olabilecek yegane ülkedir. Türkiye`nin dış ülkelerle olan ilişkileri, stratejik konumu, her durumda sergilediği barışçı ve uzlaşmacı tutumu, sahip olduğu kültürel miras ve özünde yer alan kuvvetli birlik ve beraberlik duygusu Türkiye`nin bu görevi hakkıyla yerine getirebilmesini sağlayacak olan faktörlerin başında gelmektedir. Hiç bir şüphe yoktur ki, Türkiye`nin bu konuda atacağı her samimi adım tüm Müslümanların barışı ve refahı kadar, dünyanın da barış ve huzur ortamına kavuşması için büyük önem taşımaktadır. Eğer bu konuda sorumluluk hisseden her Müslüman üzerine düşeni yerine getirir, bu konudaki çalışmalara gönülden destek verirse, Allah`ın izniyle Türk-İslam Birliğinin kurulması ve Türkiye`nin bir anda dünyada lider bir ülke konumuna gelmesi çok yakındır. Allah, Kuran`da `Allah`ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah`ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın...` (Ali İmran Suresi, 103) ayetiyle Müslümanların sürekli birlik ve beraberlik içinde olmalarını emretmiş ve buna karşılık olarak da onlara güç ve iktidar vereceğini de aşağıdaki ayette şöyle bildirmiştir: Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va`detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl `güç ve iktidar sahibi` kıldıysa, onları da yeryüzünde `güç ve iktidar sahibi` kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Alıntı:Tarkan Yavaş`ın araştırması:
Haçlılar ve Selahaddin Eyyubi:
Haçlılar, Kudüs`ü kendisine başkent yaptıktan sonra sınırları Filistin`den Antakya`ya kadar uzanan bir Latin Krallığı kurmuşlardı. Ancak bu krallığın ömrü fazla uzun olmayacaktı. Ortadoğu`daki tüm Müslüman emirlikleri birleştiren Selahaddin Eyyubi, 1187`deki Hıttin Savaşı`nda tüm Haçlı Ordusunu bozguna uğrattı. Savaşın ardından Haçlı ordusunun iki kumandanı, Reynald de Chatillon ve Kral Guy, Selahaddin Eyyubi`nin huzuruna çıkarıldı. Selahaddin Eyyubi, Müslümanlara karşı korkunç vahşetlerle ünlenmiş olan tapınakçı Reynauld of Chatillon`u idam etti, ancak aynı suçları işlememiş olan Kral Guy`u serbest bıraktı. Filistin toprakları bir kez daha adaletin ne olduğu görüyordu.
Selahaddin Eyyubi savaşın hemen ardından -tam da Peygamberimizin bir gecede Mekke`den Kudüs`e götürüldüğü kutsal Mirac günü- Kudüs`e girerek 88 yıldır Haçlıların egemenliğinde olan şehri kurtardı. Haçlılar, büyük bir korkuya kapılmışlardı. Çünkü 88 yıl önce Kudüs`ü aldıklarında içindeki tüm Müslümanları katlettiklerinden dolayı Selahhaddin Eyyubi`nin kendilerinden intikam alacağını bekliyorlardı. Oysa Selahhaddin Eyyubi kentteki Hıristiyanların hiçbirine dokunmadı. Dahası, sadece Latin(Katolik) Hıristiyanların şehri terk etmelerini emretti `Haçlı` kimliğine sahip olmayan Ortodokslar şehirde yaşamaya ve diledikleri gibi ibadet etmeye devam edebilirlerdi. İngiliz tarihçi Karen Armstrong, Müslümanların bu ikinci Kudüs fethini şöyle anlatır:
`2 Ekim 1187`de Selahaddin ve ordusu Kudüs`e fatihler olarak girdiler; gelecekteki 800 yıl boyunca şehir bir Müslüman kenti olacaktı... Selahaddin (katliam yapmamak üzere) önceden Hıristiyanlara verdiği sözü tuttu ve şehri yüksek İslami prensiplere göre aldı. Kuran`da emredilmiş olduğu gibi şiddetten kaçındı, 1099 yılındaki katliamların öcünü almaya kalkmadı. Tek bir Hıristiyan öldürülmedi, hiçbir yağma yapılmadı. Esirleri serbest bırakmak için istenen fidyeler ise son derece düşük tutuldu... Kuran`da emredildiği gibi, esirlerin çoğunu da hiçbir fidye almadan serbest bıraktı... Selahaddin`in kardeşi El-Adil, bin kadar esirin kendi hizmetine verilmesini istedi ve sonra hepsini -acınacak durumda olduklarını gördüğü için- karşılıksız olarak serbest bıraktı... Şehirdeki zengin Hıristiyanlar, değerli eşyalarını yükleyip şehirden bir an önce gittiler, oysa ellerindeki para, şehirdeki tüm savaş esirlerinin fidyesini ödemeye fazlasıyla yetiyordu. Başrahip Heraclius, herkes gibi 10 dinarlık fidyesini ödedi, sonra da şehri hazinelerle dolu arabalarla terk etti.` 1
Allah Müslümanlara adaleti emretmiştir. Bu bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir: `Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın... ` (Nisa Suresi, 135) Selahaddin Eyyubi ve komutasındaki Müslümanlar, Hıristiyanlara karşı son derece adil ve merhametli davranmışlardı. Sadece Hıristiyanlara değil, Yahudilere karşı da son derece adil davranılmış ve böylece Kudüs`te özlenen barış ve huzur ortamı tesis edilmişti. Kudüs`ün fethinden sonra kenti ziyaret eden ünlü İspanyol Yahudi şairi Yuda Al-Harizi, bir eserinde duygularını şu şekilde kaleme almıştı:
`Tanrı, kutsal yerin Esav`ın oğullarının elinde kalmayacağına karar verdi ve İsmailoğulları`nın prensi, temkinli ve cesur bir kişi olan Salahaddin`in ruhunu uyardı: O da ordusu ile Yeraşalayim`i zaptetti ve tüm Efraimoğullarını kabul edeceğini bildirdi. Şimdi barışın huzurunda yaşıyoruz...`2
Kudüs`ten sonra, Filistin`in diğer şehirlerinde de Haçlıların vahşeti ve Müslümanların adaleti sürdü. İngiliz tarihinde büyük bir kahraman gibi gösterilen Richard the Lionheart(Aslan yürekli Richard), 1191 yılında, Akra kalesinde aralarında pek çok kadın ve çocuğun da yer aldığı tam 3000 Müslümanı boyunlarını vurdurarak alçakça katletmişti. Müslümanlar bu vahşetlere şahit olmalarına rağmen, hiçbir zaman aynı yöntemlere başvurmadılar. Allah`ın `Ey iman edenler, bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin` hükmü uyarınca (Maide Suresi, 2), hiçbir zaman masum sivillere şiddet uygulamadılar. Mağlup ettikleri Haçlı ordularına karşı dahi, gereksiz şiddet kullanmadılar.
Haçlıların vahşetine karşılık Müslümanların adaleti, tarihi bir gerçeği bir kez daha göstermiş oluyordu: İslam`ın prensiplerine göre kurulan bir yönetim, her devirde farklı inançlara bir arada, barış ve huzur içinde yaşama imkanı tanımıştır. Bu gerçek, Selahaddin Eyyubi`den sonra pek çok milleti bünyesinde barındıran Osmanlı döneminde de ispatlanmaya devam etmiştir.
1Karen Armstrong, Holy War, s. 185
2 Bernard Lewis, İslam Dünyasında Yahudiler, İmge Kitabevi, İstanbul, 1996, Yahudi Ansiklopedisi, Cilt 1, Yusuf Besalel, Gözlem Gazetecilik Basın ve Yayın AŞ 2001, sf. 24
Hittin savaşı
1186 yılında Filistin`deki Latin Kralı Baldwin`in ölümüyle yerine Tapınakçılara olan yakınlığıyla tanınan Lusignan`lı Guy geçmişti. Yeni kralın en büyük yardımcısı ise Fransa kralı Louis`nin arkasından ikinci Haçlı savaşına katılan Antioch(Antakya) prensi Reynald de Chatillon`du. Haçlılar yurtlarına döndükleri zaman, Reynald geride kalmış, Tapınakçılarla sıkı bir dostluk bağı kurmuştu. Aynı zamanda Reynald`ın zalimliği kutsal topraklarda oldukça iyi biliniyordu. 4 Temmuz 1187 tarihinde haçlıların yaptığı en kanlı savaş olan Hıttin Savaşı gerçekleşti. Haçlı donanması 20.000 piyade ve yalnızca 1000 şövalyeden (atlı) oluşuyordu. Bu gücün toplanması ve oluşturulması çevredeki sınırı oluşturan şehirlerin gücünün tükenmesine, bununla birlikte ordusuz ve saldırıya açık şehirlerin oluşmasına neden olmuştu. Savaşın sonu Haçlı ordusu için tam anlamıyla bir hezimet olmuştu. Ordunun büyük kısmı hayatını kaybetmiş, sağ kalanların tamamı esir olarak alınmıştı. Kral da dahil olmak üzere ordunun önde gelenleri de ele geçirilenler arasındaydı. Haçlı orduları Filistin`de bulundukları 100 sene boyunca bölgedeki Müslümanlara çok eziyet etmiş olmalarına rağmen, bu savaşın mağlubu olarak kendilerine hiçbir kötü davranışta bulunulmamıştı.
Özellikle Tapınak şövalyelerinin kendi kaynaklarından elde edilen bilgilere göre, Müslüman ordusunun sultanı Selahaddin hiçbirinin arasında ayrılık gözetmemişti. Tapınak şövalyelerinin Büyük Üstadı ve Reynald de Chatillon hariç. Bu ikili o zamana kadar yaptıkları zalimliklerin karşılığında idam edildiler. Kral Guy ise bir yıl sonra Nablus` ta tutulduğu hapishaneden bırakıldı. Tapınakçılar o döneme kadar Müslümanlara karşı yürütülen Haçlı saldırılarının ve katliamlarının da baş sorumlularındandı. Nitekim bu nedenle, Selahaddin Eyyübi, Hıristiyanların büyük bölümünü bağışlamasına rağmen, Tapınakçılar`ı işledikleri katliamlara bir karşılık olmak üzere idam ettirmişti
Selahaddin Eyyubi`nin Birliği Günümüze Işık Tutmalıdır
1096 yılında başlatılan ilk Haçlı seferinin orduları Ortadoğu`ya ulaştığında, Müslümanlar, aralarında çeşitli anlaşmazlıklar ve çekişmeler bulunan emirliklere bölünmüşlerdi. Bu bölünmüşlük nedeniyle Avrupa`dan gelen bu barbar işgalcilere karşı direnemediler. 1099 yılında Kudüs`te korkunç bir katliam yaparak kurulan Haçlı Krallığı, on yıllar boyunca Müslümanların bu bölünmüşlüğünden yararlandı. Ancak büyük İslam kumandanı Selahaddin Eyyubi`nin Müslümanları tek tek kendi idaresi altına alıp birleştirmesiyle birlikte, Müslümanlar Haçlı işgalcilere karşı koyabilecek bir güce ulaştı. Yine de Müslümanların Haçlıları yenilgiye uğratması bir günde olmadı. Selahaddin Eyyubi, Müslümanları tek bir bayrak altında birleştirirken, bir yandan da ilmi ve ahlaki bir uyanış başlatmıştı. Encyclopedia Britannica`da belirtildiği gibi:
`Müslümanların dini kurumlarını teşvik etmek ve yaymak, (Selahaddin Eyyubi`nin) politikasının temel parçalarından biriydi. Bilim adamlarına ve din alimlerine sahip çıktı, onların kullanımı için üniversiteler ve camiler kurdu ve onlara İslam dünyasının yararına pek çok eser yazdırdı... Ahlaki yeniden doğuşla birlikte, ki bu onun kendi kişisel yaşamının da gerçekçi bir faktörüydü, kendisinden beş yüzyıl önce bilinen dünyanın yarısını fethetmiş olan ilk nesil Müslümanların kararlılığını ve şevkini yeniden uyandırmaya çalıştı. `
İlmi, ahlaki ve imani yükseliş, Müslümanların siyasi birliğiyle de birleşince, İslam medeniyeti bir kez daha yükseldi: Selahaddin Eyyubi`nin komutasındaki birleşik İslam ordusu 1187`deki Hıttin Savaşı`nda -kendi içlerinde parçalanmalar ve huzursuzluklar yaşayan- Haçlı ordusunu bozguna uğrattı ve ardından Kudüs dahil olmak üzere Haçlı işgali altındaki Filistin topraklarının tamamına yakını kurtarıldı. Selahaddin Eyyubi`nin kurduğu İslam Birliği`nden sonra İslam dünyasının bayrağı Türklere geçti. Önce Selçuklu ardından da Osmanlı İmparatorlukları bölgeye nizam getirdiler. Ardından Türk-İslam dünyası bir bölünmüşlük yaşamaya başladı. Günümüzde Müslümanların ve Türk dünyasının sorunları Selahaddin Eyyubi zamanındaki sorunlardan pek de farklı değildir. bugün Türk-İslam dünyası, farklı coğrafyalarda farklı tehditler altında bulunmaktadır. Ancak Kurulacak olan Türk-İslam Birliği Kuran`da Allah`ın tarif ettiği samimi Müslüman ahlakının, aklının, becerisinin, adaletinin ve diğer tüm güzel hasletlerinin tüm dünyaya yayılmasını sağlayacaktır. Müslümanların birleşmesi ve kalkınmaları sonucunda da diğer medeniyetlerle yıllardır çözülemeyen sorunlar çözülecek, yapılan savaşlar, katliamlar unutulacak, dünyaya barış, bolluk ve huzur hakim olacaktır. Tıpkı Selahaddin Eyyubi`nin dağınık bir şekilde duran Müslümanları biraraya getirip, onları ilim, ahlak, kültür bakımından ileri düzeye taşıdığı gibi Türk-İslam Birliği de bugün aynı işlevi görecektir. Müslümanların yeniden dünyaya yön veren, ışık tutan, adalet ve barış getiren, kendisine gıpta edilen bir medeniyet kurmaları için, bir zamanlar Selahaddin Eyyubi`nin izlediği yöntemi izlemeleri gerekmektedir.
Kuran ahlakıyla yüzyıllar boyunca adaletle hükmeden Osmanlı İmparatorluğu`nun mirasçısı olan Türk milleti, bir zamanlar Selahaddin Eyyubi`nin üstlendiği görevi üstlenecek güce ve potansiyele sahiptir. Bugünün koşulları itibariyle kurulması gereken bir Türk-İslam birliğine, Türkiye önder olabilecek yegane ülkedir. Türkiye`nin dış ülkelerle olan ilişkileri, stratejik konumu, her durumda sergilediği barışçı ve uzlaşmacı tutumu, sahip olduğu kültürel miras ve özünde yer alan kuvvetli birlik ve beraberlik duygusu Türkiye`nin bu görevi hakkıyla yerine getirebilmesini sağlayacak olan faktörlerin başında gelmektedir. Hiç bir şüphe yoktur ki, Türkiye`nin bu konuda atacağı her samimi adım tüm Müslümanların barışı ve refahı kadar, dünyanın da barış ve huzur ortamına kavuşması için büyük önem taşımaktadır. Eğer bu konuda sorumluluk hisseden her Müslüman üzerine düşeni yerine getirir, bu konudaki çalışmalara gönülden destek verirse, Allah`ın izniyle Türk-İslam Birliğinin kurulması ve Türkiye`nin bir anda dünyada lider bir ülke konumuna gelmesi çok yakındır. Allah, Kuran`da `Allah`ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah`ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın...` (Ali İmran Suresi, 103) ayetiyle Müslümanların sürekli birlik ve beraberlik içinde olmalarını emretmiş ve buna karşılık olarak da onlara güç ve iktidar vereceğini de aşağıdaki ayette şöyle bildirmiştir: Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va`detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl `güç ve iktidar sahibi` kıldıysa, onları da yeryüzünde `güç ve iktidar sahibi` kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Alıntı:Tarkan Yavaş`ın araştırması: