Şu kainata bir misafir ve bir yolcu olarak gönderilen insanın en mühim vazifesi Ayetül kübra Risalesinin başında denildiği gibi "Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsin diye yarattım"(Zariat Suresi) ayetinin sırrıyla insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi Hâlık-ı Kâinatı tanımak ve Ona iman edip ibadet etmektir.
Burada özet olarak denildiği gibi insan şu dünyaya Allah`a iman ve ibadet etmek için dünyaya gönderilmiştir.Demek insanın asıl vazifesi Cenab-ı Hakka İnanmaktır.Bu zamanda ise sosyal hayatta müslümanların imanlarını zayıflatıcı hatta onları, imanın şartlarında tereddüte düşüren birçok sebepler rol oynamaktadır.Halbuki, imanın şartlarından birisinde olacak bir şüphe veya inkar çok zararlı bir durum ve insanın ebedi hayatını kaybettirecek bir tehlikedir.İşte bunun için herbir insanın en başta elde etmesi gereken ilim iman ilmidir.
İman, yalnız icmâlî ve taklîdî bir tasdike münhasır değil; bir çekirdekten, tâ büyük hurma ağacına kadar ve eldeki aynada görünen misalî güneşten tâ deniz yüzündeki aksine, tâ güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları olduğu gibi; imanın o derece kesretli hakikatleri var ki, bin bir esmâ-i İlâhiye ve sair erkân-ı imaniyenin kâinat hakikatleriyle alâkadar çok hakikatleri var ki, "Bütün ilimlerin ve mârifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikîden gelen tafsilli ve burhanlı mârifet-i kudsiyedir" diye ehl-i hakikat ittifak etmişler(Sikke-i Tasdik)
Yukarıdaki paragrafta Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi imanın bir çekirdekten bir ağaca kadar veya bir zerreden güneşlere kadar belki daha fazla mertebeleri vardır.Bütün ilimlerin en büyüğü ve insanın mükemmel insan olmasının en büyük sebebi imandır.
Temelde Allah`a iman iki çeşittir.Bunlar;
1-Taklid-i İman
2-Tahkik-i İman`dır.
Bunları 22. Söz`de şöyle açıklar:Tevhid dahi iki çeşittir. Biri tevhid-i âmî ve zahirîdir ki, "Cenâb-ı Hak birdir; şeriki, naziri yoktur. Bu kâinat onundur." İkincisi tevhid-i hakikîdir ki, herşey üstünde sikke-i kudretini ve hâtem-i rububiyetini ve nakş-ı kalemini görmekle, doğrudan doğruya herşeyden Onun nuruna karşı bir pencere açıp, Onun birliğine ve herşey Onun dest-i kudretinden çıktığına ve ulûhiyetinde ve rububiyetinde ve mülkünde hiçbir vecihle hiçbir şeriki ve muini olmadığına, şuhuda yakın bir yakinle tasdik edip iman getirmektir ve bir nevi huzur-u daimî elde etmektir. (22.Söz)
Taklid-i iman sahibi sadece Allah birdir,ortağı,benzeri yoktur,bu kainat onundur diyerek daha önceki insanlardan veya Anne "Babasından vb. görerek onları takliden elde edilen imandır.Fakat bu zamanda bu kadar dalalet,günahlar,inançsızlık karşısında dayanması çok zordur.Bu nedenle böyle tehlikelere karşı dayanabilen,insanı muhafaza eden Tahkik-i İmanı elde etmek lazımdır.Yukarıda geçtiği gibi Tahkik-i iman herşey üstünde Allah`ın kudretinin mühürlerini ve rububiyetini ve kaleminin nakışlarını görmekle doğrudan doğruya herşeyden Ona karşı bir pencere açmaktır.Yani her yerde,zerrede,çiçekte,güneşte vb. Allahın varlığını ve birliğini görmek ve anlamaya çalışmaktır.Ayrıca İlahlığında ve Rablığında yardımcısı,ortağı olmadığına şuhuda yakın bir yakinle,yani görür gibi bir kesinlikle iman etmektir.
Hz.Ali'Mezdeddü yakin, Gayb perdesi açılsa imanım ziyadeleşmiyecek" demiş.Yani Hz.Ali tahkik-i imanın en yüksek mertebelerinde olduğu için Allah`a o derece bir imanı var ki Allah`ı çıplak gözle dahi görsem inancım artmayacak manasında söylemiştir.İmanı o denli yüksekki artık Allah`a görür gibi inanmaktadır.Bizlerin O zat kadar iman sahibi olmamız mümkün değil ama Onun sahip olduğu tahkik-i iman hakikatından hissedar olabiliriz.Belki onun imanı güneşler kadardır bizimki de hiç değilse bir zerre kadar olsa büyük bir nimettir.
Netice olarak biz müslümanların yapmamız gereken ilk olarak takid-i imanımızı tahkik-i imana çevirerek hakiki imanı elde etmektir.Bu sayede hem dünyamızı hem ahiretimizi kurtarmalıyız
Burada özet olarak denildiği gibi insan şu dünyaya Allah`a iman ve ibadet etmek için dünyaya gönderilmiştir.Demek insanın asıl vazifesi Cenab-ı Hakka İnanmaktır.Bu zamanda ise sosyal hayatta müslümanların imanlarını zayıflatıcı hatta onları, imanın şartlarında tereddüte düşüren birçok sebepler rol oynamaktadır.Halbuki, imanın şartlarından birisinde olacak bir şüphe veya inkar çok zararlı bir durum ve insanın ebedi hayatını kaybettirecek bir tehlikedir.İşte bunun için herbir insanın en başta elde etmesi gereken ilim iman ilmidir.
İman, yalnız icmâlî ve taklîdî bir tasdike münhasır değil; bir çekirdekten, tâ büyük hurma ağacına kadar ve eldeki aynada görünen misalî güneşten tâ deniz yüzündeki aksine, tâ güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları olduğu gibi; imanın o derece kesretli hakikatleri var ki, bin bir esmâ-i İlâhiye ve sair erkân-ı imaniyenin kâinat hakikatleriyle alâkadar çok hakikatleri var ki, "Bütün ilimlerin ve mârifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikîden gelen tafsilli ve burhanlı mârifet-i kudsiyedir" diye ehl-i hakikat ittifak etmişler(Sikke-i Tasdik)
Yukarıdaki paragrafta Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi imanın bir çekirdekten bir ağaca kadar veya bir zerreden güneşlere kadar belki daha fazla mertebeleri vardır.Bütün ilimlerin en büyüğü ve insanın mükemmel insan olmasının en büyük sebebi imandır.
Temelde Allah`a iman iki çeşittir.Bunlar;
1-Taklid-i İman
2-Tahkik-i İman`dır.
Bunları 22. Söz`de şöyle açıklar:Tevhid dahi iki çeşittir. Biri tevhid-i âmî ve zahirîdir ki, "Cenâb-ı Hak birdir; şeriki, naziri yoktur. Bu kâinat onundur." İkincisi tevhid-i hakikîdir ki, herşey üstünde sikke-i kudretini ve hâtem-i rububiyetini ve nakş-ı kalemini görmekle, doğrudan doğruya herşeyden Onun nuruna karşı bir pencere açıp, Onun birliğine ve herşey Onun dest-i kudretinden çıktığına ve ulûhiyetinde ve rububiyetinde ve mülkünde hiçbir vecihle hiçbir şeriki ve muini olmadığına, şuhuda yakın bir yakinle tasdik edip iman getirmektir ve bir nevi huzur-u daimî elde etmektir. (22.Söz)
Taklid-i iman sahibi sadece Allah birdir,ortağı,benzeri yoktur,bu kainat onundur diyerek daha önceki insanlardan veya Anne "Babasından vb. görerek onları takliden elde edilen imandır.Fakat bu zamanda bu kadar dalalet,günahlar,inançsızlık karşısında dayanması çok zordur.Bu nedenle böyle tehlikelere karşı dayanabilen,insanı muhafaza eden Tahkik-i İmanı elde etmek lazımdır.Yukarıda geçtiği gibi Tahkik-i iman herşey üstünde Allah`ın kudretinin mühürlerini ve rububiyetini ve kaleminin nakışlarını görmekle doğrudan doğruya herşeyden Ona karşı bir pencere açmaktır.Yani her yerde,zerrede,çiçekte,güneşte vb. Allahın varlığını ve birliğini görmek ve anlamaya çalışmaktır.Ayrıca İlahlığında ve Rablığında yardımcısı,ortağı olmadığına şuhuda yakın bir yakinle,yani görür gibi bir kesinlikle iman etmektir.
Hz.Ali'Mezdeddü yakin, Gayb perdesi açılsa imanım ziyadeleşmiyecek" demiş.Yani Hz.Ali tahkik-i imanın en yüksek mertebelerinde olduğu için Allah`a o derece bir imanı var ki Allah`ı çıplak gözle dahi görsem inancım artmayacak manasında söylemiştir.İmanı o denli yüksekki artık Allah`a görür gibi inanmaktadır.Bizlerin O zat kadar iman sahibi olmamız mümkün değil ama Onun sahip olduğu tahkik-i iman hakikatından hissedar olabiliriz.Belki onun imanı güneşler kadardır bizimki de hiç değilse bir zerre kadar olsa büyük bir nimettir.
Netice olarak biz müslümanların yapmamız gereken ilk olarak takid-i imanımızı tahkik-i imana çevirerek hakiki imanı elde etmektir.Bu sayede hem dünyamızı hem ahiretimizi kurtarmalıyız