Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Şunu bil ki, halka bakmak ve nefsin arzularına bağımlı olmak Hakka karşı bir
perdedir.


Yaptığı işleri kendinden bilmek, bir çeşit şirktir; çünkü kulun yaptığı
bütün işleri yaratan ve ortaya çıkaran yüce Allah'tır. Kula ait olan
ise onu yapmaktır. Bu durum, kulun yaptığı iyiliklere sevap ve
kötü işlerine ceza vermek için böyle takdir edilmiştir.

Kul, ilâhî kudretin ortaya çıkarmasıyla bir iş yaptığında,
buna kulun kesbi/fiili ve kazancı denir. Ehl-i sünnet mezhebinin görüşü
böyledir.
Kul, bir işi yapmaya başladığında ona bu işi yapma
kudreti verilir; öncesinde değil. Kul bir işe başlayacağı anda
Allahu Teâlâ onun için bir kudret yaratır; bu kudretle yapılan
işe kulun kesbi denir.

Kim, yaptığı işi sadece kendisinin istediğini ve kendi kudretiyle
yaptığını söylerse, o, Kaderî'dir. Kaderî;
kaderi inkâr eden, kulun yaptığı bir işi, ezeldeki bir kadere göre değil;
o anda kendi irade ve kudretiyle yaptığını söyleyen bâtıl, bozuk,
sapık fırkanın adıdır. Bu gruba "Mu'tezile" de denir.


Kim, yaptığı bir işte kendisinin hiçbir irade ve kudretinin
olmadığını söylerse, o, Cebrî'dir. Cebrî,
Cebriyye mezhebi, kulun hiçbir irade ve kudrete sahip olmadığını;
ilâhî kader ve kudrete tabi olduğunu, yaptığı her işte, rüzgârın
önündeki yaprak gibi, nereye sevkedilirse oraya gittiğini
söyleyen bozuk fırkadır.


Kim, yaptığı bir işi Allahu Teâlâ'nın irade ettiğini, kendisinin de
bu işi yaptığını ve ondan sorumlu olduğunu söylerse; o, sünnet
üzere giden, doğru yola ulaşmış bir kimsedir. Bu konu çok uzundur;
burası yeri değildir. Biraz sonra -inşallah- bu konuda bazı
açıklamalar gelecektir.

Doğru inanç ve sahih akideden sapmaya gelince, bunun sebebi;
nefsin kötü arzularının kalbe hâkim olması ve bozuk
mezhep/fikir üzerinde taassup göstermektir.

Büyük âlimlerden biri demiştir ki: "Nice insanlar
vardır ki, onların ameli az olduğu halde, güzel inançları kendilerini
kurtarır. Birçok insan da vardır ki, pek çok ameli bulunmakla birlikte,
bozuk inançları kendilerini helak eder."


Makam, mal ve dünya sevgisi, öldürücü bir zehirdir.

Baş olma ve şöhret sevgisi, insanda kibir meydana getirir.

Dünyaya fazla dalmak, dini mahveder.

Hak Yolun Esasları
İmam-ı Gazâlî
 

*zehra*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Eki 2009
Mesajlar
2,258
Aldığı Beğeniler
38
Takım
Diğer
allah cc razı olsun ...
 

ervah

Başyücelik
 
Üyelik Tarihi
14 Eyl 2010
Mesajlar
515
Aldığı Beğeniler
3
Takım
Fenerbahçe
Sus kalbim
Sus dilim
Nasıl O'ndan başkasına
Olur eğilimim?..

ervah
 

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Ariflerden biri der ki: "Yaptığım bir hayır işi insanlar gördüğünde,
o ameli gözümden düşürürüm/artık ondan bir sevap beklemem."


Uzun emele/fazla yaşama hırsına gelince, bu düşünce,
güzel amele mani olur ve insanı Hak'tan alıkoyar.

İleride yaparım düşüncesi ise, şeytanın en büyük tuzağıdır.

Cimrilik, kötü arzulara kapılma ve insanın kendisini beğenmesi,
kişiyi helake götüren büyük günahlardandır.

Gıdanın haram olmasına gelince; bu kalbi karartır,
katılaştırır ve Allahu Teâlâ'dan uzaklaştırır. Helâl gıda ise,
kalbi nurlandırır, onu inceltir ve Yüce Allah'a
yaklaştırır.

Bu konuda Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin
temiz olanlarından yiyin." el-Bakara 2/172.


Temiz yiyecek, helâl olan yiyecektir. Bir âlimin dediği gibi,
sen yiyeceğini ve içeceğini helâlinden yap; geceleri ibadetle
geçirmesen gündüzleri nafile oruç tutmasan da ciddi bir
kaybın olmaz.

Helâl yemek, sûfîlerin yolunda büyük bir esastır.
Bir kul, bütün geceyi ibadetle geçirse; fakat karnına
girene dikkat edip onun nereden nasıl geldiğini bilmedikçe,
bu ibadetin kendisine bir faydası olmaz. İnsanların sıratı en
hızlı geçecek olanı, dünyada şüpheli şeylerden en fazla
sakınanlarıdır.

Allahu Teâlâ, bir kudsî hadiste şöyle buyurur:

"Kulum, aç kalırsan beni görürsün; şüpheli şeylerden
sakınırsan beni tanırsın; dünya mal ve hırsından sıyrılırsan,
bana ulaşırsın."


Diğer bir kudsi hadiste de şöyle buyrulur:

"Vera' sahiplerine (şüpheli şeylerden sakınanlara) gelince,
onlara azap etmeye haya ederim."


Büyük zâtlardan biri şöyle demiştir: "Sana ilim, açlık,
halktan gizlenme ve oruç gerekir. Hiç şüphesiz ilim,
bir nurdur; onunla insanın yolu aydınlanır;
açlık ise hikmete ulaşma yoludur."


Bâyezîd-i Bistâmî demiştir ki: "Allah için hangi gün aç kaldıysam,
o gün kalbimde, daha önce bulmadığım bir hikmet elde ettim."


Kendini halktan gizlemek ve fazla tanınmamak, bir rahatlık
ve tehlikelerden selâmettir. Oruç ise, bir yönüyle
samediyyet/kimseye muhtaç olmama sıfatıdır;
onun benzeri bir amel yoktur. Bunu,
"O'nun benzeri/dengi/misli hiçbir şey yoktur"
eş-Şûrâ 42/11. âyetinden anlıyoruz.


Hak Yolun Esasları
İmam-ım Gazali
 

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
...Kim, yaptığı bir işi Allahu Teâlâ'nın irade ettiğini, kendisinin de bu işi yaptığını ve ondan sorumlu olduğunu...

Asıl olan budur. Allahu Teâlâ takdir eder, kulun cüz'i iradesi devreye girer. Kul takdire uyarak işi yerine getirebilir yada uymayarak getirmez. Ve her iki durumunda sorumlusu kişidir.

Bu durum kişinin kaderci yada salt "ben" merkezli bir düşünce tarzıyla hareket etmediğini, edemeyeceğini gösterir.

Daha somut bir ifadeyle, Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim-i insanlara bir rehber, bir emir ve yasaklar bütünü olarak göndermiştir. Emir ve yasaklara uymak veya uymamak insanın kendi iradesinde, kendi elindedir.

Değerli paylaşımınız için teşekkürler.

Allah razı olsun..
 

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
Ariflerden biri der ki: "Yaptığım bir hayır işi insanlar gördüğünde, o ameli gözümden düşürürüm. Artık ondan bir sevap beklemem."

Günümüzde yapılan iylikler-hayırlar ise çeşitli kitle iletişim araçlarıyla insanların gözlerine sokarmışçasına ortaya konulmaktadır. Arifin sözü üzerinden durumu değerlendirirsek; yapılan işlerın-hayırların pul kadar bile değeri olmadığı görülmektedir.

Allah razı olsun..
 

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Kim devamlı oruç tutarsa bu ona ilim, marifet ve
müşahedeyi kazandırır. Bunun için Allahu Teâlâ
şöyle buyurmuştur:

"İnsanın bütün yaptığı ibadetler kendisine aittir,
ancak oruç hariç. Oruç, benim içindir ve onun
karşılığını ben veririm. Oruçlunun ağzının kokusu
Allah katında misk kokusundan daha hoştur."
Buhari v.d.


Dünya ile aşırı meşgul olmak ve şehvetin/kötü
arzuların kalbe hâkim olması, bütün kötü sıfatları
peşinden getirir. Bu kötü sıfatları güzel sıfatlarla
değiştirmedikçe, kulun Allah'a yakın olması
düşünülemez.

Ariflerden biri der ki:

"Kul, hayrın dışındaki şeylerle kalbini kirlettiği sürece,
manevî yakınlığa ve ilâhî huzurda bulunmaya lâyık olamaz;
tâ kalbini mâsivadan/ Allah'tan gayri ve O'nun razı olmadığı
şeylerden temizleyinceye kadar."


Hz. Osman (r.a) demiştir ki:

"Eğer kalpler günah kirlerinden temiz olsaydı,
Kur'an okumaya doyamazdı."


Gerçekten kalp temiz olunca, kendisiyle konuştuğu
yüce zâtı müşahede eder, başkasından kesilir.

Şunu iyi bil ki, Hak'tan başka her şey O'nunla kul
arasında bir perdedir. Eğer varlığın zulmeti olmasaydı,
gayb nuru ortaya çıkardı. Şayet nefsin fitnesi/imtihanı ve
âfetleri olmasaydı, aradaki perdeler kalkardı. Eğer aradaki
engeller olmasaydı, hakikatler keşfolurdu.

Şayet kalpte manevî hastalıklar olmasaydı, ilâhî kudret
apaçık gözükürdü. Eğer kalpte tamah/eşya ve yaşama
hırsı olmasaydı, içine ilâhî muhabbet yerleşirdi.
Şayet, ebedî yaşama zevki olmasaydı, iştiyak ateşi ruhları
yakardı.

Eğer uzaklık olmasaydı, yüce rabbimiz müşahede edilirdi.
Kalbi örten perdeler açılınca, kalp bağlardan kesildiği için
sebepler silinir, engeller ortadan kalkar.

Şu şiir bu konudadır:

Uzun süredir senden gizlenen sır açıldı sana;
Bir zamanlar karanlıktaydın, şimdi çıktın sabaha.
O'nun gayba ait sırrına sensin perde olan;
Eğer sen olmasaydın, her şey çekilirdi aradan.
Ondan ayrı kalınca, çıkarma hatırından;
Bekle açılacak kapıyı yârin çadırından.

Yârden bir söz geldi ki dinleyen hiç usanmaz;
Nesir olsun, nazım olsun tadına doyum olmaz.
 

İman-ı İcmali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ocak 2011
Mesajlar
752
Aldığı Beğeniler
15
Ariflerden biri der ki: "Allahu Teâlâ bir kula kötülük murat ederse, ona amel
kapısını kapatır, tembellik kapısını açar."


Muaz b. Cebel'e (r.a) bir adam gelerek, "Şu iki adamın durumu hakkında bana ne
dersin? Bunlardan biri bütün gayretiyle ibadet ediyor, ameli çok, günahı azdır;
ancak yakîni zayıf ve kalbine şüphe geliyor" dedi. Muâz (r.a), "Onun şek ve şüphesi
amelini yok eder"
cevabını verdi. Adam, "Peki şu diğer adam hakkında ne dersin?
Onun ameli azdır, fakat yakini/imanı kuvvetlidir; bununla birlikte günahı da çoktur.
Muâz (r.a) sustu. Bunun üzerine adam, "Vallahi, eğer şu birincinin şüphesi onun

hayırlı amellerini yok ederse; bunun yakîni de onun bütün günahlarını
yok eder" dedi. O zaman Hz. Muâz (r.a) adamın omzundan tutarak, "
Ben şu adamdan daha ince anlayışlı birini görmedim"
dedi.

Hakk Yolun Esasları
İmam-ı Gazali
 
Üst Alt