- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,975
- Aldığı Beğeniler
- 2
Şah-ı Nakşibend Hazretlerine çok yakın bir müridi, bir başka müritle, tahkikî iman ve bu imanın dil ile ikrar edilmesi konusunu tartışmışlardı. Tartışma çok uzamış, dervişler mübâlağalarda bulunarak misaller vermeye başlamışlardı. Müritlerin tartışmaları, Hace Hazretlerinin kulağına gidince o, tartışmayı başlatan müride hitaben, Sen böylesi bir tartışmaya fazlasıyla ilgi gösterip bağlandın. Oysa senin için faydalı olan, tartışmayı kesip, taklidi imandan kendini kurtarmaktı. dedi. Ancak bu mürit, Şahı Nakşibend Hazretlerinin ısrarına rağmen, bunu tartışmaktan ve taklidi imanı savunmaktan vazgeçmeye yanaşmadı.
Hace Hazretleri de buna karşılık o müride, Sen eğer bundan vazgeçmezsen, dervişlerin sohbetine gelmeye ihtiyacın kalmaz. buyurdu. Hace Hazretlerinin bu siteminden sonra, o müritte güç ve takat kalmadı. Hace Hazretlerinden yardım istedi. Sıkıntılar çekti. Çok yalvardı. Nihayet ilâhî yardım kendisine ulaştı. Taklit engelini aştı ve gayet güzel bir hâle kavuştu. O mürit, bu güzel hâl ile şereflendiğinde şöyle dedi:
- Beni taklidi iman engelinden kurtararak, hakikî iman saadetine kavuşturan Allah Teâlaya hamdolsun.
Hace Alaüddin Hazretleri, bir gün Buharada Halveti tarikatına bağlı olan dervişlerden biriyle karşılaşır. Hace Alaüddin ile o derviş arasında bir tartışma gerçekleşir. Bu tartışmada, Hace Alaüddin üstün gelir. Şah-ı Nakşibend Hazretleri, bu olaydan haberdar olur. Hace Alaüddine şöyle der:
- Sen, o dervişle tartışarak kendinde bir üstünlük elde ettin.
Bunun üzerine Hace Alaüddin Hazretleri, özellikle Şahı Nakşibend Hazretlerinin huzurunda ve her zaman hep tevâzû ile davranmaya başladı. Bunun üzerine Şah-ı Nakşibend Hazretleri, Hace Alaüddine şunu söyledi:
- Sen veli isen o hâlde, bu veliliği terk et. Benim sohbetimi arzuluyorsan işte, sana gereken davranış bu!
Bu olanlardan sonra Hace Alaüddin Hazretleri şunları söyledi:
- Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin bu teveccühlerinin bereketiyle, pek çok ilâhî yardımlara kavuştum. Bu yardımların sonunda, manevî güzellikler gördüm. Hiçbir hâl veya kemalin bundan daha değerli olmadığını anladım. Eğer müridin kalbinde bu konuda en ufak bir ilişki varsa bu, kişi ile rabbi arasında büyük bir perdedir.
İşte kardeşim, yüksek makam sahibi olan bu velinin ilminden, meydana gelen şu sözleri iyi düşün. Bu açıklamalar sana, seyr-i sülûk edepleri hakkında hâlis altın kıymetindeki manalar ortaya koymaktadır, inan. Şeyh Raslân ed-Dımeşkî Hazretleri ne güzel söyler:
Ey ibadet ve şehvetlere esir olan!..
Ey makam ve hâllere tutsak kalan!..
Sadece kendinle mağrur ve meşgulsün,
Niçin Allah Teala ile meşgul değilsin?..
Onun niyazındaki mana bütünlüğü, şu ayet-i kerimeden de çıkartılabilir:
O hâlde sen de onları kendi bataklıklarında oyun ve meşguliyetleriyle baş başa bırak. [Enam, 91 ]
Şeyh Ebul Abbas el-Mürsî Hazretleri şöyle der:
- Lütuf, latif olan Allah katında aslında bir perdedir.Yani senin, Allah Tealanın latif sıfatına bakarak Yüce Yaratıcıya bağlanman bile senin için, Allah Tealanın yüce zâtını keşfetmeni engelleyen bir perde olabilir!
İşte kardeşim, eğer Allah Tealanın sıfatları, onun yüce zâtını keşfetme konusunda bir perde olabiliyorsa, bu yolun inceliklerini anla. Kalbini bu tür engellerin sebep olabileceği, kötü sonuçlardan kurtar. Nitekim bu mana, şu beyitlerde ne güzel dile getirilir:
Seyr-i sülûkta, Allahtan başkasına
Yönelme!.. Sana korunaktır, onu zikretmek
Sığın, onun müstahkem kalasına&
Bütün makamların tecelli ettiğini görmek
Olsa da yönelme!.. Allahtan gayrısına.
Makamların tecellisinden vazgeçmek
Gerek, hem sana hem de başkasına.
Ey rabbim!.. Zatından başkasını istemek
Matlûb değil, bu kuluna.
Asla yaraşmaz tecelliye yönelmek
Yahut nazarına, bu kuluna.
Şah-ı Nakşibend Hazretleri bir gün Kufeyndeydi& Kendisi ve müritleri hayvanlarına binmiş, halktan büyük bir kalabalıkla yol alıyorlardı. Birden Hace Hazretleri ağlamaya başladı! Ancak, oradaki insanlardan hiçbiri bu ağlamanın sebebini anlayamamıştı. Hace Hazretleri, meskenet ve fakr hâlinde uzun bir süre gözyaşı döktü. Nihayet şöyle buyurdu:
- Bunca harap hâlime, acziyetime, iflasıma ve hatta halkın selâmımı almalarına lâyık olmadığım hâlde; yine de Allah Teâla, bu insanlara beni sevdirdi. İnsanlar benimle ilgilenmeye başladılar. Oysa onlar, içinde bulunduğum durumdan habersizler, beni tanısalardı bu şehirden çıkarırlardı. Ne var ki, onların hiçbiri şu günahkâr hâlimi bilmiyor...
İşte kardeşim, Allah dostu arifin, bu mütevazi sözlerini dinle ve nefsinle giriştiğin mücadelende bunları, örnek alınacak birer dayanak olarak kabul et!.. Hangi makama ulaşırsan ulaş, bu makamlara sevinme, bunlar seni aldatmasın. Bu makamlara, ancak arif bir kimsenin nefsine ithamlarda bulunduğu gözle bak. Nitekim Allah Teala, Yusuf Peygamberin (s.a.v) hâlini açıklarken şöyle buyurur:
Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü muhakkak ki nefis kötülüğü emredicidir. [Yusuf, 53]
Yusuf Peygamber (s.a.v) gibi Allah Tealanın masum bir nebisi bile nefsini temize çıkarmıyorsa, masum olmayan kimseler nefisleri hakkında nasıl böyle davranabilirler?!..
Nitekim bu yolun büyükleri şöyle der:
- Bütün günah, gaflet ve şehvetlerin temeli, kişinin nefsinden memnun olmasıdır. Yine bütün itaat, iffet, haya hâllerinin esası ise kişinin nefsinden razı olmamasına bağlıdır. O hâlde, nefsinden razı olmayan bir cahille arkadaşlık etmek, nefsinden razı olan bir âlimle arkadaşlık etmenden daha hayırlıdır. Gerçek ilim, âlimi nefsinden razı etmez ve gerçek cehalet, insana nefsini tanıtmaz.
Bazı veliler Allah rızası için bin rekât namaz kılar, daha sonra da nefislerine hitaben; Ey tüm kötülüklerin kaynağı!.. Vallahi seni bir an için bile olsa razı etmem! derlerdi. İşte bu iksir, tasavvuf anlayışına sahip olan müritler için denenmiş etkili bir panzehirdir. Allah Teala bizleri bu konuda başarıya ulaştırsın.
Şah-ı Nakşibend
Şeyh Ahmed es-Sıddıkî
Hace Hazretleri de buna karşılık o müride, Sen eğer bundan vazgeçmezsen, dervişlerin sohbetine gelmeye ihtiyacın kalmaz. buyurdu. Hace Hazretlerinin bu siteminden sonra, o müritte güç ve takat kalmadı. Hace Hazretlerinden yardım istedi. Sıkıntılar çekti. Çok yalvardı. Nihayet ilâhî yardım kendisine ulaştı. Taklit engelini aştı ve gayet güzel bir hâle kavuştu. O mürit, bu güzel hâl ile şereflendiğinde şöyle dedi:
- Beni taklidi iman engelinden kurtararak, hakikî iman saadetine kavuşturan Allah Teâlaya hamdolsun.
Hace Alaüddin Hazretleri, bir gün Buharada Halveti tarikatına bağlı olan dervişlerden biriyle karşılaşır. Hace Alaüddin ile o derviş arasında bir tartışma gerçekleşir. Bu tartışmada, Hace Alaüddin üstün gelir. Şah-ı Nakşibend Hazretleri, bu olaydan haberdar olur. Hace Alaüddine şöyle der:
- Sen, o dervişle tartışarak kendinde bir üstünlük elde ettin.
Bunun üzerine Hace Alaüddin Hazretleri, özellikle Şahı Nakşibend Hazretlerinin huzurunda ve her zaman hep tevâzû ile davranmaya başladı. Bunun üzerine Şah-ı Nakşibend Hazretleri, Hace Alaüddine şunu söyledi:
- Sen veli isen o hâlde, bu veliliği terk et. Benim sohbetimi arzuluyorsan işte, sana gereken davranış bu!
Bu olanlardan sonra Hace Alaüddin Hazretleri şunları söyledi:
- Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin bu teveccühlerinin bereketiyle, pek çok ilâhî yardımlara kavuştum. Bu yardımların sonunda, manevî güzellikler gördüm. Hiçbir hâl veya kemalin bundan daha değerli olmadığını anladım. Eğer müridin kalbinde bu konuda en ufak bir ilişki varsa bu, kişi ile rabbi arasında büyük bir perdedir.
İşte kardeşim, yüksek makam sahibi olan bu velinin ilminden, meydana gelen şu sözleri iyi düşün. Bu açıklamalar sana, seyr-i sülûk edepleri hakkında hâlis altın kıymetindeki manalar ortaya koymaktadır, inan. Şeyh Raslân ed-Dımeşkî Hazretleri ne güzel söyler:
Ey ibadet ve şehvetlere esir olan!..
Ey makam ve hâllere tutsak kalan!..
Sadece kendinle mağrur ve meşgulsün,
Niçin Allah Teala ile meşgul değilsin?..
Onun niyazındaki mana bütünlüğü, şu ayet-i kerimeden de çıkartılabilir:
O hâlde sen de onları kendi bataklıklarında oyun ve meşguliyetleriyle baş başa bırak. [Enam, 91 ]
Şeyh Ebul Abbas el-Mürsî Hazretleri şöyle der:
- Lütuf, latif olan Allah katında aslında bir perdedir.Yani senin, Allah Tealanın latif sıfatına bakarak Yüce Yaratıcıya bağlanman bile senin için, Allah Tealanın yüce zâtını keşfetmeni engelleyen bir perde olabilir!
İşte kardeşim, eğer Allah Tealanın sıfatları, onun yüce zâtını keşfetme konusunda bir perde olabiliyorsa, bu yolun inceliklerini anla. Kalbini bu tür engellerin sebep olabileceği, kötü sonuçlardan kurtar. Nitekim bu mana, şu beyitlerde ne güzel dile getirilir:
Seyr-i sülûkta, Allahtan başkasına
Yönelme!.. Sana korunaktır, onu zikretmek
Sığın, onun müstahkem kalasına&
Bütün makamların tecelli ettiğini görmek
Olsa da yönelme!.. Allahtan gayrısına.
Makamların tecellisinden vazgeçmek
Gerek, hem sana hem de başkasına.
Ey rabbim!.. Zatından başkasını istemek
Matlûb değil, bu kuluna.
Asla yaraşmaz tecelliye yönelmek
Yahut nazarına, bu kuluna.
Şah-ı Nakşibend Hazretleri bir gün Kufeyndeydi& Kendisi ve müritleri hayvanlarına binmiş, halktan büyük bir kalabalıkla yol alıyorlardı. Birden Hace Hazretleri ağlamaya başladı! Ancak, oradaki insanlardan hiçbiri bu ağlamanın sebebini anlayamamıştı. Hace Hazretleri, meskenet ve fakr hâlinde uzun bir süre gözyaşı döktü. Nihayet şöyle buyurdu:
- Bunca harap hâlime, acziyetime, iflasıma ve hatta halkın selâmımı almalarına lâyık olmadığım hâlde; yine de Allah Teâla, bu insanlara beni sevdirdi. İnsanlar benimle ilgilenmeye başladılar. Oysa onlar, içinde bulunduğum durumdan habersizler, beni tanısalardı bu şehirden çıkarırlardı. Ne var ki, onların hiçbiri şu günahkâr hâlimi bilmiyor...
İşte kardeşim, Allah dostu arifin, bu mütevazi sözlerini dinle ve nefsinle giriştiğin mücadelende bunları, örnek alınacak birer dayanak olarak kabul et!.. Hangi makama ulaşırsan ulaş, bu makamlara sevinme, bunlar seni aldatmasın. Bu makamlara, ancak arif bir kimsenin nefsine ithamlarda bulunduğu gözle bak. Nitekim Allah Teala, Yusuf Peygamberin (s.a.v) hâlini açıklarken şöyle buyurur:
Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü muhakkak ki nefis kötülüğü emredicidir. [Yusuf, 53]
Yusuf Peygamber (s.a.v) gibi Allah Tealanın masum bir nebisi bile nefsini temize çıkarmıyorsa, masum olmayan kimseler nefisleri hakkında nasıl böyle davranabilirler?!..
Nitekim bu yolun büyükleri şöyle der:
- Bütün günah, gaflet ve şehvetlerin temeli, kişinin nefsinden memnun olmasıdır. Yine bütün itaat, iffet, haya hâllerinin esası ise kişinin nefsinden razı olmamasına bağlıdır. O hâlde, nefsinden razı olmayan bir cahille arkadaşlık etmek, nefsinden razı olan bir âlimle arkadaşlık etmenden daha hayırlıdır. Gerçek ilim, âlimi nefsinden razı etmez ve gerçek cehalet, insana nefsini tanıtmaz.
Bazı veliler Allah rızası için bin rekât namaz kılar, daha sonra da nefislerine hitaben; Ey tüm kötülüklerin kaynağı!.. Vallahi seni bir an için bile olsa razı etmem! derlerdi. İşte bu iksir, tasavvuf anlayışına sahip olan müritler için denenmiş etkili bir panzehirdir. Allah Teala bizleri bu konuda başarıya ulaştırsın.
Şah-ı Nakşibend
Şeyh Ahmed es-Sıddıkî