- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
Büyük ve gerçek bir kahramanla tanışmak ister misiniz?
Hikâyesi hiç anlatılmamış, şarkısı bestelenmemiş, şiiri yazılmamış, filmi çekilmemiş bir kahraman.
Kırmızı bir burnu, turuncu saçları ve sapsarı şapkası var. Ona çok gülüyorlar. Hele de çocuklar. Turuncu saçlarını sallaya sallaya, tek ayağı üzerinde sekerek bir dans edişi var ki görmelisiniz.
İnanılmaz süper güçleri var. Bu yüzden onu en çok çocuklar seviyor. Ondan en çok katiller korkuyor. Şöyle ki; yetimlerin yüzünü güldürebiliyor, korkan çocukları rahatlatabiliyor, dünyanın en çirkin savaşının yürütüldüğü bir yerde; ateşin, barutun ve bombaların şehrinde her şeyi bir an için durdurup çocuklarla dans ediyor. Onlara çocuk olduklarını, hiç bir şeyin onların suçu olmadığını, ne kadar güzel olduklarını hatırlatıyor. Bundan daha muazzam bir güç var mı?
Ona Halep'in Palyaçosu diyorlar.
Ona Halepli yetimlerin son gülümsemesi diyorlar.
Adı Enes El Başa. 24 Yaşında.
Herkes kaçarken o kaldı. Çocuklar aşkına kaldı. Kendisini, dünyada en çok çocuk öldürülen yerde, bir çocuğun daha yüzünü güldürebilmeye adadı.
Enkazların içinde, keskin nişancılarla dalgasını geçe geçe çocuklara şarkılar söyledi, şakalar yaptı. Kuruyan masumiyet ağacına avuçlarıyla su taşıdı.
Onun gemisine Ümit Merkezi dediler. Kendisi gibi bir avuç arkadaşıyla bu gemiyi ölüm denizinde yüzdürdüler. Annesini, babasını ve kardeşlerini kaybetmiş çocuklara bir nefes olmak için canlarından geçen bir avuç iyi adam. Halep'in Palyaçosu'nun önderliğinde bir yiğitlik destanı yazdılar. Kırmızı burunlar, turuncu saçlar ve sarı şapkalarla.
Ondan öylesine korktular ki en sonunda canını aldı zalimler.
Ondan geriye bize şu sorular kaldı;
Böyle bir kahramanı, bu kadar muazzam bir yiğitlik hikâyesini neden ancak onu kaybettiğimiz zaman öğreniyoruz?
Cesaretimiz yok, gidip orada masumlar ve garipler aşkına savaşamıyoruz. Kendi hakkımız için yükselttiğimiz sesi, canhıraş çabalarımızı onlar için gösteremiyoruz. Peki, kabul. Zayıfız. Anlamıyorum ama anlamaya çalışıyorum. Peki.
Yahu son yüzyılın belki de en korkunç olayı gözlerimizin önünde yaşanıyor, biz de bütün acizliğimizle evimizde oturuyorken birileri çıkıyor ve yapamadığımız her şeyi büyük bir cesaretle yapıyor. Hal böyleyken hiç olmazsa bu kahramanların hikâyelerini dünyaya anlatmaya da mı gücümüz yetmiyor?
Gazetecilerimiz bu kahramanları tanımıyor, edebiyatçılarımız hikâyelerini ve şiirlerini yazmıyor, yönetmenlerimiz filmlerini çekmiyor. Varlıklarından bile haberimiz yok. Olsa da bir sosyal medya etkileşimi ile savuşturuyoruz. Bu kadar zillet artık bize fazla değil mi?
***
Ey Enes;
Cennet çocuklarının güzel abisi. Yetimlerin son gülümsemesi.
Zalimin suratına patlatılan kahkaha. Bombalarla dans edip kurşunlarla şarkı söyleyen yiğit.
McDonald'ın değil Halep'in palyaçosu.
Doğum günü partilerinin değil hava saldırıların sürprizi.
Havuzlu villaların değil enkazların neşesi.
Alışveriş merkezlerinin değil yokluğun cümbüşü.
Bu dünyanın değil ahiretin tebessümü.
Ey Enes;
Korkuyorum Ruz-i Mahşer'de seninle karşılaşmaktan. Korkuyorum her güldüğümde yüzümdeki ifadeden.
Korkuyorum yapamadıklarımdan, edemediklerimden, söyleyemediklerimden.
Ey Enes;
Renk körüyüm artık senin sayende. Soyduğum portakal turuncu, akan kanım kırmızı, içimi ısıtan güneş sarı değil.
Bütün renklerim senin cesaretin de rehin.
Ben hiç iyi değilim Enes.
Hiç iyi değil…
furkan çalışkan
Hikâyesi hiç anlatılmamış, şarkısı bestelenmemiş, şiiri yazılmamış, filmi çekilmemiş bir kahraman.
Kırmızı bir burnu, turuncu saçları ve sapsarı şapkası var. Ona çok gülüyorlar. Hele de çocuklar. Turuncu saçlarını sallaya sallaya, tek ayağı üzerinde sekerek bir dans edişi var ki görmelisiniz.
İnanılmaz süper güçleri var. Bu yüzden onu en çok çocuklar seviyor. Ondan en çok katiller korkuyor. Şöyle ki; yetimlerin yüzünü güldürebiliyor, korkan çocukları rahatlatabiliyor, dünyanın en çirkin savaşının yürütüldüğü bir yerde; ateşin, barutun ve bombaların şehrinde her şeyi bir an için durdurup çocuklarla dans ediyor. Onlara çocuk olduklarını, hiç bir şeyin onların suçu olmadığını, ne kadar güzel olduklarını hatırlatıyor. Bundan daha muazzam bir güç var mı?
Ona Halep'in Palyaçosu diyorlar.
Ona Halepli yetimlerin son gülümsemesi diyorlar.
Adı Enes El Başa. 24 Yaşında.
Herkes kaçarken o kaldı. Çocuklar aşkına kaldı. Kendisini, dünyada en çok çocuk öldürülen yerde, bir çocuğun daha yüzünü güldürebilmeye adadı.
Enkazların içinde, keskin nişancılarla dalgasını geçe geçe çocuklara şarkılar söyledi, şakalar yaptı. Kuruyan masumiyet ağacına avuçlarıyla su taşıdı.
Onun gemisine Ümit Merkezi dediler. Kendisi gibi bir avuç arkadaşıyla bu gemiyi ölüm denizinde yüzdürdüler. Annesini, babasını ve kardeşlerini kaybetmiş çocuklara bir nefes olmak için canlarından geçen bir avuç iyi adam. Halep'in Palyaçosu'nun önderliğinde bir yiğitlik destanı yazdılar. Kırmızı burunlar, turuncu saçlar ve sarı şapkalarla.
Ondan öylesine korktular ki en sonunda canını aldı zalimler.
Ondan geriye bize şu sorular kaldı;
Böyle bir kahramanı, bu kadar muazzam bir yiğitlik hikâyesini neden ancak onu kaybettiğimiz zaman öğreniyoruz?
Cesaretimiz yok, gidip orada masumlar ve garipler aşkına savaşamıyoruz. Kendi hakkımız için yükselttiğimiz sesi, canhıraş çabalarımızı onlar için gösteremiyoruz. Peki, kabul. Zayıfız. Anlamıyorum ama anlamaya çalışıyorum. Peki.
Yahu son yüzyılın belki de en korkunç olayı gözlerimizin önünde yaşanıyor, biz de bütün acizliğimizle evimizde oturuyorken birileri çıkıyor ve yapamadığımız her şeyi büyük bir cesaretle yapıyor. Hal böyleyken hiç olmazsa bu kahramanların hikâyelerini dünyaya anlatmaya da mı gücümüz yetmiyor?
Gazetecilerimiz bu kahramanları tanımıyor, edebiyatçılarımız hikâyelerini ve şiirlerini yazmıyor, yönetmenlerimiz filmlerini çekmiyor. Varlıklarından bile haberimiz yok. Olsa da bir sosyal medya etkileşimi ile savuşturuyoruz. Bu kadar zillet artık bize fazla değil mi?
***
Ey Enes;
Cennet çocuklarının güzel abisi. Yetimlerin son gülümsemesi.
Zalimin suratına patlatılan kahkaha. Bombalarla dans edip kurşunlarla şarkı söyleyen yiğit.
McDonald'ın değil Halep'in palyaçosu.
Doğum günü partilerinin değil hava saldırıların sürprizi.
Havuzlu villaların değil enkazların neşesi.
Alışveriş merkezlerinin değil yokluğun cümbüşü.
Bu dünyanın değil ahiretin tebessümü.
Ey Enes;
Korkuyorum Ruz-i Mahşer'de seninle karşılaşmaktan. Korkuyorum her güldüğümde yüzümdeki ifadeden.
Korkuyorum yapamadıklarımdan, edemediklerimden, söyleyemediklerimden.
Ey Enes;
Renk körüyüm artık senin sayende. Soyduğum portakal turuncu, akan kanım kırmızı, içimi ısıtan güneş sarı değil.
Bütün renklerim senin cesaretin de rehin.
Ben hiç iyi değilim Enes.
Hiç iyi değil…
furkan çalışkan
