HALiFE OLMAK iÇiN BELLi BiR KiŞiYi TAYiN EDİLMEDi
Hilâfetin Aliye verileceğine dair nass olarak Rasulullah (SAV) in sözleriyle ilgili rivayetler mevcuttur:
Bu tür hadisler güvenilir kişiler tarafından rivayet edilmiş değildir. Çoğu mevzu (uydurma) hadislerdir. Burada onun rivayetlerini incelemek için onları göstermeyeceğiz, ancak onların sahih olduklarını iddia edenlere cevap vermek içindir. Yoksa rivayetleri doğru değildir. Bunların metinlerini tartışacağız. Bu hadisler Rasulullah (SAV) in Ali (r.a)la kardeşlik kurduğunu içerir. Bunlardan bir kısmını göstereceğiz. Diğerleri aynı manayı taşır, hatta aynı lafızlardan ibarettir. şöyledir:
A- Peygamber (SAV) hicret olmadan önce Muhacirleri birbirleriyle kardeş yaptı. Fakat Aliyi kendisiyle kardeş yaptı. Bu ilk kardeşlik ile ilgili hadislerden birinde şöyle geçti:
Ali dedi ki; Ey Rasulullah, benim dışımdaki senin sahabelerin birbirleriyle kardeş yaptığın zaman canım çıktı ve belim kırıldı. Eğer bunun sebebi bana kızgınlığından kaynaklanıyorsa sana mazeretlerimi ve senin değerliliğin için saygı gösteririm. Rasulullah (SAV) ona şöyle dedi: Hak ile beni gönderene yemin ederim ki, seni onlardan ayırdığım zaman ancak seni kendim için seçtim. Yanımda senin derecen Musa yanında ki Harunun derecesi kadar. Fakat, benden sonra Peygamber yoktur, sen benim kardeşimsin ve mirasçımsın. Ali dedi ki; Senden ne miras alacağım. Rasulullah dedi ki; Benden önce peygamberler ne miras bırakmışsa ona varis olursun; Onların Rabbi olan Allahın Kitabı ve peygamberlerinin sünnetleridir
B- Nebî (SAV) Hicretten beş ay sonra Muhacirler ile Ensarlar arasında kardeşlik bağı tesis ederken Aliyi her hangi bir Ensarla kardeş yapmadığı gibi kendisini herhangi bir Ensarla kardeş yapmadı. Ancak, Aliyi kendisiyle kardeş yaptı. ikinci kardeşlik olayıyla ilgili bir hadiste şöyle geçti:
Rasulullah (SAV) Aliye şöyle dedi; Muhacirler ile Ensarlar arasında kardeşlik bağı kurduğum ve seni onlardan herhangi bir kimseye kardeş yapmadığım zaman bana kızdın mı? Benim yanım da senin menzilin (yerin) Harunun Musa yanında ki sahip olduğu menzile sahip olmaya rıza göstermez misin? Fakat benden sonra bir peygamber gelmeyecektir
C- Rasulullah (SAV) in bir gün yüzü parladığı halde sahabelere karşı çıktığında Abdurrahman bin Avfın ona bunun nedenin sorduğunda şöyle cevap verdiği rivayet edildi;
Benim kardeşim ve amcamoğlu olan Ali ve kızımla ilgili Rabbimden bana bir müjde geldi. Bu ise Allah Aliyi Fatımayla evlendiriyor. Kadınların efendisi (Fatıma) kendisine eşit olan Utretin efendisinin (Ali) zifafları olunca Rasulullah (SAV) şöyle dedi; Ey Ümmü Eymen, bana kardeşimi çağır. Ümmü Eymen ona dedi ki; O hem kardeşin hem de onunla kızını evlendiriyorsun? Dedi ki; Evet Ey Ümmü Eymen. Bunun ardından Ümmü Eymen Aliyi çağırdı.
Bir gün Nebî (SAV) Ali ve kardeşi Cafer ve Zeyd bir Harise arasında bir mesele hakkında ona (Aliye) şöyle hitap etti; Ey Ali sen kardeşimsin ve oğlumun babasısın, üstelik, sen bendensin ve bana aitsin
D- Rasulullah (SAV) Aliye şöyle dedi; Sen benim kardeşimsin, vezirim (yardımcım)sın, benim borcumu ödersin, verdiğim sözü yerine getirirsin ve benim zimmetimde ki olanı eda edersin
E- Kenzul Ummalda Rasulullah (SAV)in şöyle dediği rivayet edildi: Cennet kapısı üzerinde şöyle yazılıyor: Lailahe illallah Muhhammedun Rasulullah ve Ali ise Allahın Rasulünün kardeşidir.
Bu hadisler grubuna, kardeşlik yapma hadisleri denilir. Bu hadisler okunur okunmaz şeriatın Halife olmak için belli bir kişiyi tayin ettiğine dair olarak bunları bir delil olarak göstermekten vazgeçilir. Bunların cümleleri ve lafızları okununca bu hadislerle istidlal sakıt olur. Çünkü, hadislerde Sen kardeşimsin ve mirasçımsın Sen kardeşimsin ve amcamın oğlusun Kardeşimsin ve oğlumun babasısın Sen bendensin ve bana aitsin Sen benim kardeşimsin, vezirimsin, benim borcumu ödersin, verdiğim sözü yerine getirirsin ve benim zimmetimde ki olanı eda edersin Ali Allahın Rasulünün kardeşidir
Bütün bu hadislerin lafızlarında ve ifadelerinde hiçbir kimse Halife bırakmakla ilgili bir delil bulamaz, ne yakından ne uzaktan bunlardan böyle bir delâlet bulamaz. Çünkü, bunlar iki kişi arasındaki özel hususiyetlerden söz eder. Bundan daha ziyade değildir. Birinin diğerine ne kadar yakın olduğunu açıklar ve onun kardeşi olduğunu belirtir. işte Rasulullah (sav) Aliye kendisinin pek yakın olduğunu, kardeşi olduğunu, kendisine ait olduğunu, onun kedisine yardımcı olduğunu ve borçlarını ödeyen kimse olduğunu vurgular. Bu konuda genel bir husus yoktur. Bunun yönetimle veya Halifelikle hiç ilgisi yoktur. Farz edelim, Ali Rasulullah (sav) in kardeşi veya oğlu oldu, bu durum Alinin Rasulullahtan sonra Halife olmasına delil olamaz. Rasulullah (SAV)in Aliye Sen benim kardeşimsin veya oğlumsun, veya vezirimsin, veya buna benzer başka şey söylemesinin, yönetimle alakası olmadığı gibi Aliyi Halife olarak tayin ettiğine dair yakından veya uzaktan işaret yoktur. Arap ve şeri ıstılahlar böyle mana vermez.
Buna binaen, yukarıda geçen hadisler Rasulullah (SAV) in Ali (ra)a Hilafeti tavsiye ettiği veya tevdi ettiğine dair delil olarak gösterilemez. Bu hadislerden bu konu için istidlal yapmak sakıt olur. Bundan dolayı bunu savunanların hüccetleri yoktur.
Üçüncü kısım hadislerine gelince;
Bu çeşit hadisler Rasulullah (SAV) in kendisinden sonra Aliyi Halife olması için halef bıraktığına dair apaçık delâletin var olduğu söyleniyor. Bunlar şu iki hadistir. Birincisi Gadir hadislerinden biridir. (El- Gadir) adlı kitapta geçti. ikincisi Ed-Dar hadisi olarak adlandırılır.
El-Gadir kitabının sahibi, kitabının başlığı içinde aktardığı rivayette Ali varisim ve Halifem diye bir ifade göstermedi. Fakat, Taberiye nisbet ettiği aynı rivayette Ali vasim ve Halifem diye bir ifade gösterdi. El Gadir kitabının sahibi şeyh Abdul Hüseyin Ahmed El-Emini En-Neceti El-Gadir Fi Kitabil Aziz adlı başlık altında şöyle harfi olarak yazmıştır. H.310 senesinde vefat eden Hafız Abu Cafer Muhammed bin Cerir Et Taberi, El-Gadir hadisinin yollarında Velayet kitabında Zeyd bin Erkam yoluyla şöyle tahriç etti. Peygamber (SAV) veda haccından dönerken Gadiri Hum aldı yere indi, vakit kuşluk ve hava pek sıcaktı. Çadırları kurmak için emir verdi. Çadırlar kurulduktan sonra cemaatı namaza çağırdı. O zaman toplandık, bize pek derin hutbe verdi. Sonra şöyle dedi; Allahu Tealâ bana şunu indirdi.
Rabbından sana ne indirildiyse onu tebliğ et. Öyle yapmazsan onun risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın. Nitekim Allah seni insanlardan koruyacaktır (Maide: 67)
Cebrail Rabbımdan emir getirip bu toplantıda bunu tebliğ etmemi istedi. Her beyaza ve siyaha şunu bildirmemi istedi. Ali bin Ebu Talib benim kardeşim, vasim, Halifem ve benden sonra imamdır
Gadir-i Humla ilgili rivayetlerden biri budur. Bu rivayet dirayet olarak red edilir. Vasi, Halife ve imam olarak Rasulullah (SAV) kendisinden sonra bir kimseyi tayın ettiğine dair gösterilen nasslar şu sebeplerden dolayı batıldır;
Birincisi: Bu ayet veda haccında nazil olmadı. Ancak Hudeybe senesinde Fetih süresinden sonra nazil oldu. Bu ayet, Maide suresinden bir parçadır. Maide suresi Fetih suresinden sonra nazil oldu. Fetih suresi ise Rasulullah (SAV) Hudeybe sulhunu yapıp dönerken nazil oldu. Kurana bir göz atan kimse, bu ayetin inmesinin vaktini kolayca idrak edebilir, Fetih suresinden sonra nazil olduğu fark edebilir. Bu şekilde, bu ayetin veda haccından dört sene önce nazil olduğu belli olur. Ayrıca bütün rivayetlere rağmen Gadir-i Humla alakası yoktur. Çünkü Gadir-i Humla ilgili bütün rivayetler bu ayetin veda hutbesinde nazil olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, bu açıklama yukarıda gösterilen hadisi red etmek için yeterlidir. iddia edildiği gibi içerdiği vasi ve Halife olma konusunun batıl olduğunu göstermek için kâfi bir açıklamadır.
ikincisi: Bu ayetin mantuku (sözlerinin taşıdığı mana ve mefhumu) onun manasının şu olduğunu gösterir; Rasulullah (SAV) Rabbından kendisine indirileni tebliğ etmeye emredilmiştir. Rabbından kendisine indirilen ise islâm risaletidir. Bu manayı tayin eden ve bu ayette başka mana bulunmadığını belirten husus ise ayetin devamıdır, şöyledir:
Eğer bunu yapmazsan onun risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın
Bu nasstan maksat tebliğ edilenin Allahu Tealânın risaleti olduğu ve başka bir şey olmadığı görülür. Üstelik, Kuran-ı Kerimde tebliğ et kelimesi nerede geçerse geçsin ondan maksat, Allahın risaletini tebliğ etmektir. Kuranda başka manada mutlak olarak hiç geçmemiştir. Bir takım misalleri gösterelim:
Allahın risaletini tebliğ ederler (Ahzap: 39)
Size Rabbımın risaletini tebliğ ediyorum (Araf: 68)
Onunla gönderildiğim şeyi size tebliğ ediyorum (Hud: 57)
Rabbımın risaletini tebliğ ettiler (Cin: 28)
Size Rabbımın risaletini tebliğ ettim (Araf: 93)
Sana ne indirildiyse ayeti, Kuranda nerede geçerse geçsin ondan maksat şeriattır. Başka mana taşımadığı mutlaka bellidir. Allahu Tealâ şöyle buyurdu:
Sana ne indirildiyse ve senden önce indirilene inanırlar (Bakara: 4)
Bize ne indirildiyse inanıyoruz (Bakara: 91)
De ki Allaha ve bize ne indirildiyse ve ibrahime ne indirildiyse inandık (Bakara: 136)
Ehli kitaptan bir takım insanlar Allaha, size ne indirildiyse ve kendilerine ne indirildiyse inanırlar (Ali imran: 199)
Biz Allaha iman ettiğimiz, size ne indirildiyse ve daha önce ne indirildiyse inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz (Maide: 59)
Keşke onlar Tevratı, incili ve kendilerine Rablarından ne indirildiyse ikame etseydiler (Maide: 66)
Ta Tevratı, incil'i ve Rabbınızdan size indirileni ikame edince, Rabbından sana ne indirildiyse onların çoğunun küfürlerini ve azgınlıklarını artıracaktır(Maide: 68)
Rasula ne indirildiyse, işitirlerse gözlerinin yaşla dolduğunu görürsün (Maide: 83)
Böylece Allahın indirdiklerinden söz eden bütün ayetler aynı mana taşır. Öyleyse;
Sana ne indirildiyse tebliğ et ayeti, kendisinden önceki ve sonra ki ayetler Allahın indirdiklerinden söz ediyor, bu ise şeriattır. Hatta, ondan sonraki ayette geçen lafız aynıdır, islâm şeriatıdır. Sana Rabbından indirileni tebliğ et sözünün manası islâm şeriatını tebliğ et. Kuranın bütün ayetlerinde tebliğ ve Allahın indirdiği sözleri böyledir.
Üçüncüsü; Sana ne indirildiyse ayetinde indirildiyse sözü geçmiş zaman terkibidir. Bunun manası, kendisinden (Rasulullahtan) tebliğ edilmesi istenen şey daha önce Allah tarafından indirilmiştir. Başka ifadeyle vahiy daha önce gelip Rasula bunu bildirmiştir. Allah, daha önce indirdiği Rasulun tebliğ etmesine emir veriyor. Öyleyse bu ayetten önce nazil olan bir şey var; Rasulun onu tebliğ etmesi gerekli olmuştur. Yoksa, bu ayette yeni bir şey nazil olmamıştır ki Rasulun onu tebliğ etmesine emir verilsin ve Rasul onu kendisinden sonra bir vasi ve Halifeyi tayin etmesi gerekli olduğu tefsir edilsin. Bu nedenle, bu hadisin ayetin nuzul sebebi için bir anlatış olduğunu göstermek mümkün değildir. Çünkü, bir hadis ayetin nuzul sebebi olacaksa o ayet bir olay hakkında nazil olmalı ve olay meydana gelir gelmez o ayet inmelidir. Bu ayet ise daha önce bir şey nazil olup ayet onun tebliğini istemiştir. Bundan dolayı bu hadisi o ayetin nuzul sebebi olarak göstermek elverişli değildir.
Dördüncüsü; Söz konusu olan Sana ne indirildiyse ayetinde ne kelimesi olarak geçiyor. Arapçada bu kelime ismi mavsul veya nekreyi maksude olarak mana taşıyor. Böyle olunca ayette indirilen şey bir husus ve bir hüküm olabilir veya bir kaç husus ve bir kaç hüküm olabilir veyahut sana indirdiğimiz bütün hüküm ve hususları tebliğ et diye olabilir. Ayetin ifadesinde kastedilen manayı belirleyen ise karinedir. Ayet okunur okunmaz ve incelenir incelenmez onun risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın ifadesinde ne manayı açıklayan bir karinedir. Bu ise sana ne indirildiyse tebliğ et yani Allahın risaletini tebliğ et öyleyse sana şu anda bir hüküm indirildi onu tebliğ et diyen söz kesin şekilde red edilir. Üstelik, onun risaleti sözü karine olup kendisine indirilenin ne olduğunu gösterdi. Bu ise Allahın risaletidir.
Beşincisi; Allahu Tealânın bu ayetin sonunda
Allah seni insanlardan korur
şüphesiz ki Allah kâfir kavmi hidayete erdirmez (Nahl: 7) Allahtan Rasule bir itminan ve risaleti tebliğ etmek sebebiyle kendisine dokunacak eziyetten korunacağına dair bir garantidir.
Bu eziyet belli bir hüküm tebliğ edeceğinden dolayı gelmez. Ancak, risaletin tümünü kâfirlere tebliğ ederken bu eziyet kendisine dokunur. Özellikle bu tebliğle birlikte kâfirlere karşı savaş yapılınca eziyetin dokunması söz konusu olur. Ayetin son kısmının manası; sen bu risaleti tebliğ ederken Allah cihad yoluyla seni insanların eziyetinden korur. Çünkü bu ayet inince risaletin tebliğ yönü cihad, kılıçla kıtal yapmaktır. iddia edildiği gibi Allah Hilafet konusunda Aliyi hasetçileri olan Ebu Bekir, Ömer, Osman ve benzerlerinden koruyacak diye hiç bir mananın ihtimali yoktur. Çünkü, ayette müminlerden değil kâfirlerden korunma olacağı belirtiliyor. Ayette insanların özelliğini tayin eden mana ayetin yoludur. şöyledir: şüphesiz ki Allah kâfirleri hidayete erdirmez Buna binaen, Allahın Rasulüne indirdiğini tebliğ ederken onu himaye edeceğini ve koruyacağına dair ona garanti vermesinin manası Rasul islâm risaletini tebliğ ederken korunacak ve himaye edilecektir.
Denilebilir ki; Rasul kendisine bu ayet nazil olmadan önce risaleti tebliğ etmiştir. Öyleyse risaleti tebliğ ederken kendisine indirileni tebliğ etme ne demektir?
Buna cevap: Tebliğ ile bu emir şu iki husus dışına çıkmaz. Biri ya Rasul risaleti saklayıp tebliğ etmemiştir, diğeri ise ya da orada daha kendilerine risalet ulaşmamış ve tebliğ edilmemiş insanlar var. Onlara tebliğ etmemek, risalet dünyaya tebliğ edilmemiş olduğunu ortaya koymaz. Yoksa belli bir hüküm indirilmiş fakat tebliğ edilmemiş ve saklanmıştır diye söyleyebilmek için herhangi bir ihtimal veya imkân yoktur. Ayrıca belli bir hüküm var, o tebliğ edilmezse, Risalet tebliğ edilmiş sayılmaz diye söylemek hiç doğru değildir. Rasul belli bir hükmü saklayıp tebliğ etmezse risaletin tümünü sakladığına dair ithama benzer. Zira, ayet onun risaletini tebliğ etmemiş olursun diyor. Bunun manası risaleti tebliğ etmemiş olur. Yoksa belli bir hüküm tebliğ etmemiş diye meselesi değildir. Zira tek bir hükmü tebliğ etmemek risaleti tebliğ etmemek sayılır. Oysa Rasul (SAV) ilk günden itibaren olayların meydan gelmesine göre nazil olan hükümleri tebliğ ediyordu. Her tebliğ ettiği hükmü bir tebliğ sayıyordu. Bu nedenle belli bir hüküm tebliğ etmediği için, öyle bir mana yoktur. Bu ayetin ifadesi risaleti tebliğ etmemekle ilgilidir. Madem ki onun tebliğ etmemesi mümkün değil ve bu ayet inmeden önce tebliğ ediyordu, öyleyse bu ayetin manası henüz bazı insanlar var risalet onlara ulaşmamış ve tebliğ edilmemiş. Onlara tebliğ etmemek, dünyaya risaleti tebliğ etmemek sayılır. Zira dünyaya tebliğ edilmezse risaleti tebliğ etmemiş sayılır. Bundan dolayı Allah kendilerine tebliğ edilmeyen insanlara Rasulun (SAV) tebliğ etmesine emir vermiştir ki, dünyaya risaleti tebliğ edilmiş olsun ve bu cihad yoluyla olsun. Bu manayı destekleyen şudur; Bu ayet Hudeybe sulhunu yaptıktan sonra kendisine inmiştir. Daveti yaymak için Allah Rasulünün tebliğ etmediği diğer Araplar, Rumlar, Persler, Kıbtiler ve sair insanlara cihad yoluyla tebliğ etmesini istedi. Bütün dünyaya davayı götürsün ki risalet evrenselliği kazansın. Gerçek, bu olmuştur. Bu ayet nazil olduktan sonra Rasulullah (SAV) Hayberde Yahudilerle savaştı Rumlarla savaşmak için bir ordu hazırlayıp Muteye gönderdi.
Ayrıca bizzatihi Rumlarla savaşmak için büyük ordu hazırlayıp Tebüke doğru ordusuyla birlikte yürüdü. Mekkeyi de feth etti. Persler, Kıbtiler, Rumlar ve diğer halkların krallarına daveti tebliğ etmek üzere mektuplar gönderdi.
Sana ne indirildiyse onu tebliğ et Onun risaletini tebliğ etmemiş olursun
Allah seni insanlardan korur
Şüphesiz ki Allah kâfirleri hidayete erdirmez ayetlerinin içerdiği bütün manalar bu şekilde belirlenir.
Hilâfetin Aliye verileceğine dair nass olarak Rasulullah (SAV) in sözleriyle ilgili rivayetler mevcuttur:
Bu tür hadisler güvenilir kişiler tarafından rivayet edilmiş değildir. Çoğu mevzu (uydurma) hadislerdir. Burada onun rivayetlerini incelemek için onları göstermeyeceğiz, ancak onların sahih olduklarını iddia edenlere cevap vermek içindir. Yoksa rivayetleri doğru değildir. Bunların metinlerini tartışacağız. Bu hadisler Rasulullah (SAV) in Ali (r.a)la kardeşlik kurduğunu içerir. Bunlardan bir kısmını göstereceğiz. Diğerleri aynı manayı taşır, hatta aynı lafızlardan ibarettir. şöyledir:
A- Peygamber (SAV) hicret olmadan önce Muhacirleri birbirleriyle kardeş yaptı. Fakat Aliyi kendisiyle kardeş yaptı. Bu ilk kardeşlik ile ilgili hadislerden birinde şöyle geçti:
Ali dedi ki; Ey Rasulullah, benim dışımdaki senin sahabelerin birbirleriyle kardeş yaptığın zaman canım çıktı ve belim kırıldı. Eğer bunun sebebi bana kızgınlığından kaynaklanıyorsa sana mazeretlerimi ve senin değerliliğin için saygı gösteririm. Rasulullah (SAV) ona şöyle dedi: Hak ile beni gönderene yemin ederim ki, seni onlardan ayırdığım zaman ancak seni kendim için seçtim. Yanımda senin derecen Musa yanında ki Harunun derecesi kadar. Fakat, benden sonra Peygamber yoktur, sen benim kardeşimsin ve mirasçımsın. Ali dedi ki; Senden ne miras alacağım. Rasulullah dedi ki; Benden önce peygamberler ne miras bırakmışsa ona varis olursun; Onların Rabbi olan Allahın Kitabı ve peygamberlerinin sünnetleridir
B- Nebî (SAV) Hicretten beş ay sonra Muhacirler ile Ensarlar arasında kardeşlik bağı tesis ederken Aliyi her hangi bir Ensarla kardeş yapmadığı gibi kendisini herhangi bir Ensarla kardeş yapmadı. Ancak, Aliyi kendisiyle kardeş yaptı. ikinci kardeşlik olayıyla ilgili bir hadiste şöyle geçti:
Rasulullah (SAV) Aliye şöyle dedi; Muhacirler ile Ensarlar arasında kardeşlik bağı kurduğum ve seni onlardan herhangi bir kimseye kardeş yapmadığım zaman bana kızdın mı? Benim yanım da senin menzilin (yerin) Harunun Musa yanında ki sahip olduğu menzile sahip olmaya rıza göstermez misin? Fakat benden sonra bir peygamber gelmeyecektir
C- Rasulullah (SAV) in bir gün yüzü parladığı halde sahabelere karşı çıktığında Abdurrahman bin Avfın ona bunun nedenin sorduğunda şöyle cevap verdiği rivayet edildi;
Benim kardeşim ve amcamoğlu olan Ali ve kızımla ilgili Rabbimden bana bir müjde geldi. Bu ise Allah Aliyi Fatımayla evlendiriyor. Kadınların efendisi (Fatıma) kendisine eşit olan Utretin efendisinin (Ali) zifafları olunca Rasulullah (SAV) şöyle dedi; Ey Ümmü Eymen, bana kardeşimi çağır. Ümmü Eymen ona dedi ki; O hem kardeşin hem de onunla kızını evlendiriyorsun? Dedi ki; Evet Ey Ümmü Eymen. Bunun ardından Ümmü Eymen Aliyi çağırdı.
Bir gün Nebî (SAV) Ali ve kardeşi Cafer ve Zeyd bir Harise arasında bir mesele hakkında ona (Aliye) şöyle hitap etti; Ey Ali sen kardeşimsin ve oğlumun babasısın, üstelik, sen bendensin ve bana aitsin
D- Rasulullah (SAV) Aliye şöyle dedi; Sen benim kardeşimsin, vezirim (yardımcım)sın, benim borcumu ödersin, verdiğim sözü yerine getirirsin ve benim zimmetimde ki olanı eda edersin
E- Kenzul Ummalda Rasulullah (SAV)in şöyle dediği rivayet edildi: Cennet kapısı üzerinde şöyle yazılıyor: Lailahe illallah Muhhammedun Rasulullah ve Ali ise Allahın Rasulünün kardeşidir.
Bu hadisler grubuna, kardeşlik yapma hadisleri denilir. Bu hadisler okunur okunmaz şeriatın Halife olmak için belli bir kişiyi tayin ettiğine dair olarak bunları bir delil olarak göstermekten vazgeçilir. Bunların cümleleri ve lafızları okununca bu hadislerle istidlal sakıt olur. Çünkü, hadislerde Sen kardeşimsin ve mirasçımsın Sen kardeşimsin ve amcamın oğlusun Kardeşimsin ve oğlumun babasısın Sen bendensin ve bana aitsin Sen benim kardeşimsin, vezirimsin, benim borcumu ödersin, verdiğim sözü yerine getirirsin ve benim zimmetimde ki olanı eda edersin Ali Allahın Rasulünün kardeşidir
Bütün bu hadislerin lafızlarında ve ifadelerinde hiçbir kimse Halife bırakmakla ilgili bir delil bulamaz, ne yakından ne uzaktan bunlardan böyle bir delâlet bulamaz. Çünkü, bunlar iki kişi arasındaki özel hususiyetlerden söz eder. Bundan daha ziyade değildir. Birinin diğerine ne kadar yakın olduğunu açıklar ve onun kardeşi olduğunu belirtir. işte Rasulullah (sav) Aliye kendisinin pek yakın olduğunu, kardeşi olduğunu, kendisine ait olduğunu, onun kedisine yardımcı olduğunu ve borçlarını ödeyen kimse olduğunu vurgular. Bu konuda genel bir husus yoktur. Bunun yönetimle veya Halifelikle hiç ilgisi yoktur. Farz edelim, Ali Rasulullah (sav) in kardeşi veya oğlu oldu, bu durum Alinin Rasulullahtan sonra Halife olmasına delil olamaz. Rasulullah (SAV)in Aliye Sen benim kardeşimsin veya oğlumsun, veya vezirimsin, veya buna benzer başka şey söylemesinin, yönetimle alakası olmadığı gibi Aliyi Halife olarak tayin ettiğine dair yakından veya uzaktan işaret yoktur. Arap ve şeri ıstılahlar böyle mana vermez.
Buna binaen, yukarıda geçen hadisler Rasulullah (SAV) in Ali (ra)a Hilafeti tavsiye ettiği veya tevdi ettiğine dair delil olarak gösterilemez. Bu hadislerden bu konu için istidlal yapmak sakıt olur. Bundan dolayı bunu savunanların hüccetleri yoktur.
Üçüncü kısım hadislerine gelince;
Bu çeşit hadisler Rasulullah (SAV) in kendisinden sonra Aliyi Halife olması için halef bıraktığına dair apaçık delâletin var olduğu söyleniyor. Bunlar şu iki hadistir. Birincisi Gadir hadislerinden biridir. (El- Gadir) adlı kitapta geçti. ikincisi Ed-Dar hadisi olarak adlandırılır.
El-Gadir kitabının sahibi, kitabının başlığı içinde aktardığı rivayette Ali varisim ve Halifem diye bir ifade göstermedi. Fakat, Taberiye nisbet ettiği aynı rivayette Ali vasim ve Halifem diye bir ifade gösterdi. El Gadir kitabının sahibi şeyh Abdul Hüseyin Ahmed El-Emini En-Neceti El-Gadir Fi Kitabil Aziz adlı başlık altında şöyle harfi olarak yazmıştır. H.310 senesinde vefat eden Hafız Abu Cafer Muhammed bin Cerir Et Taberi, El-Gadir hadisinin yollarında Velayet kitabında Zeyd bin Erkam yoluyla şöyle tahriç etti. Peygamber (SAV) veda haccından dönerken Gadiri Hum aldı yere indi, vakit kuşluk ve hava pek sıcaktı. Çadırları kurmak için emir verdi. Çadırlar kurulduktan sonra cemaatı namaza çağırdı. O zaman toplandık, bize pek derin hutbe verdi. Sonra şöyle dedi; Allahu Tealâ bana şunu indirdi.
Rabbından sana ne indirildiyse onu tebliğ et. Öyle yapmazsan onun risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın. Nitekim Allah seni insanlardan koruyacaktır (Maide: 67)
Cebrail Rabbımdan emir getirip bu toplantıda bunu tebliğ etmemi istedi. Her beyaza ve siyaha şunu bildirmemi istedi. Ali bin Ebu Talib benim kardeşim, vasim, Halifem ve benden sonra imamdır
Gadir-i Humla ilgili rivayetlerden biri budur. Bu rivayet dirayet olarak red edilir. Vasi, Halife ve imam olarak Rasulullah (SAV) kendisinden sonra bir kimseyi tayın ettiğine dair gösterilen nasslar şu sebeplerden dolayı batıldır;
Birincisi: Bu ayet veda haccında nazil olmadı. Ancak Hudeybe senesinde Fetih süresinden sonra nazil oldu. Bu ayet, Maide suresinden bir parçadır. Maide suresi Fetih suresinden sonra nazil oldu. Fetih suresi ise Rasulullah (SAV) Hudeybe sulhunu yapıp dönerken nazil oldu. Kurana bir göz atan kimse, bu ayetin inmesinin vaktini kolayca idrak edebilir, Fetih suresinden sonra nazil olduğu fark edebilir. Bu şekilde, bu ayetin veda haccından dört sene önce nazil olduğu belli olur. Ayrıca bütün rivayetlere rağmen Gadir-i Humla alakası yoktur. Çünkü Gadir-i Humla ilgili bütün rivayetler bu ayetin veda hutbesinde nazil olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, bu açıklama yukarıda gösterilen hadisi red etmek için yeterlidir. iddia edildiği gibi içerdiği vasi ve Halife olma konusunun batıl olduğunu göstermek için kâfi bir açıklamadır.
ikincisi: Bu ayetin mantuku (sözlerinin taşıdığı mana ve mefhumu) onun manasının şu olduğunu gösterir; Rasulullah (SAV) Rabbından kendisine indirileni tebliğ etmeye emredilmiştir. Rabbından kendisine indirilen ise islâm risaletidir. Bu manayı tayin eden ve bu ayette başka mana bulunmadığını belirten husus ise ayetin devamıdır, şöyledir:
Eğer bunu yapmazsan onun risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın
Bu nasstan maksat tebliğ edilenin Allahu Tealânın risaleti olduğu ve başka bir şey olmadığı görülür. Üstelik, Kuran-ı Kerimde tebliğ et kelimesi nerede geçerse geçsin ondan maksat, Allahın risaletini tebliğ etmektir. Kuranda başka manada mutlak olarak hiç geçmemiştir. Bir takım misalleri gösterelim:
Allahın risaletini tebliğ ederler (Ahzap: 39)
Size Rabbımın risaletini tebliğ ediyorum (Araf: 68)
Onunla gönderildiğim şeyi size tebliğ ediyorum (Hud: 57)
Rabbımın risaletini tebliğ ettiler (Cin: 28)
Size Rabbımın risaletini tebliğ ettim (Araf: 93)
Sana ne indirildiyse ayeti, Kuranda nerede geçerse geçsin ondan maksat şeriattır. Başka mana taşımadığı mutlaka bellidir. Allahu Tealâ şöyle buyurdu:
Sana ne indirildiyse ve senden önce indirilene inanırlar (Bakara: 4)
Bize ne indirildiyse inanıyoruz (Bakara: 91)
De ki Allaha ve bize ne indirildiyse ve ibrahime ne indirildiyse inandık (Bakara: 136)
Ehli kitaptan bir takım insanlar Allaha, size ne indirildiyse ve kendilerine ne indirildiyse inanırlar (Ali imran: 199)
Biz Allaha iman ettiğimiz, size ne indirildiyse ve daha önce ne indirildiyse inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz (Maide: 59)
Keşke onlar Tevratı, incili ve kendilerine Rablarından ne indirildiyse ikame etseydiler (Maide: 66)
Ta Tevratı, incil'i ve Rabbınızdan size indirileni ikame edince, Rabbından sana ne indirildiyse onların çoğunun küfürlerini ve azgınlıklarını artıracaktır(Maide: 68)
Rasula ne indirildiyse, işitirlerse gözlerinin yaşla dolduğunu görürsün (Maide: 83)
Böylece Allahın indirdiklerinden söz eden bütün ayetler aynı mana taşır. Öyleyse;
Sana ne indirildiyse tebliğ et ayeti, kendisinden önceki ve sonra ki ayetler Allahın indirdiklerinden söz ediyor, bu ise şeriattır. Hatta, ondan sonraki ayette geçen lafız aynıdır, islâm şeriatıdır. Sana Rabbından indirileni tebliğ et sözünün manası islâm şeriatını tebliğ et. Kuranın bütün ayetlerinde tebliğ ve Allahın indirdiği sözleri böyledir.
Üçüncüsü; Sana ne indirildiyse ayetinde indirildiyse sözü geçmiş zaman terkibidir. Bunun manası, kendisinden (Rasulullahtan) tebliğ edilmesi istenen şey daha önce Allah tarafından indirilmiştir. Başka ifadeyle vahiy daha önce gelip Rasula bunu bildirmiştir. Allah, daha önce indirdiği Rasulun tebliğ etmesine emir veriyor. Öyleyse bu ayetten önce nazil olan bir şey var; Rasulun onu tebliğ etmesi gerekli olmuştur. Yoksa, bu ayette yeni bir şey nazil olmamıştır ki Rasulun onu tebliğ etmesine emir verilsin ve Rasul onu kendisinden sonra bir vasi ve Halifeyi tayin etmesi gerekli olduğu tefsir edilsin. Bu nedenle, bu hadisin ayetin nuzul sebebi için bir anlatış olduğunu göstermek mümkün değildir. Çünkü, bir hadis ayetin nuzul sebebi olacaksa o ayet bir olay hakkında nazil olmalı ve olay meydana gelir gelmez o ayet inmelidir. Bu ayet ise daha önce bir şey nazil olup ayet onun tebliğini istemiştir. Bundan dolayı bu hadisi o ayetin nuzul sebebi olarak göstermek elverişli değildir.
Dördüncüsü; Söz konusu olan Sana ne indirildiyse ayetinde ne kelimesi olarak geçiyor. Arapçada bu kelime ismi mavsul veya nekreyi maksude olarak mana taşıyor. Böyle olunca ayette indirilen şey bir husus ve bir hüküm olabilir veya bir kaç husus ve bir kaç hüküm olabilir veyahut sana indirdiğimiz bütün hüküm ve hususları tebliğ et diye olabilir. Ayetin ifadesinde kastedilen manayı belirleyen ise karinedir. Ayet okunur okunmaz ve incelenir incelenmez onun risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın ifadesinde ne manayı açıklayan bir karinedir. Bu ise sana ne indirildiyse tebliğ et yani Allahın risaletini tebliğ et öyleyse sana şu anda bir hüküm indirildi onu tebliğ et diyen söz kesin şekilde red edilir. Üstelik, onun risaleti sözü karine olup kendisine indirilenin ne olduğunu gösterdi. Bu ise Allahın risaletidir.
Beşincisi; Allahu Tealânın bu ayetin sonunda
Allah seni insanlardan korur
şüphesiz ki Allah kâfir kavmi hidayete erdirmez (Nahl: 7) Allahtan Rasule bir itminan ve risaleti tebliğ etmek sebebiyle kendisine dokunacak eziyetten korunacağına dair bir garantidir.
Bu eziyet belli bir hüküm tebliğ edeceğinden dolayı gelmez. Ancak, risaletin tümünü kâfirlere tebliğ ederken bu eziyet kendisine dokunur. Özellikle bu tebliğle birlikte kâfirlere karşı savaş yapılınca eziyetin dokunması söz konusu olur. Ayetin son kısmının manası; sen bu risaleti tebliğ ederken Allah cihad yoluyla seni insanların eziyetinden korur. Çünkü bu ayet inince risaletin tebliğ yönü cihad, kılıçla kıtal yapmaktır. iddia edildiği gibi Allah Hilafet konusunda Aliyi hasetçileri olan Ebu Bekir, Ömer, Osman ve benzerlerinden koruyacak diye hiç bir mananın ihtimali yoktur. Çünkü, ayette müminlerden değil kâfirlerden korunma olacağı belirtiliyor. Ayette insanların özelliğini tayin eden mana ayetin yoludur. şöyledir: şüphesiz ki Allah kâfirleri hidayete erdirmez Buna binaen, Allahın Rasulüne indirdiğini tebliğ ederken onu himaye edeceğini ve koruyacağına dair ona garanti vermesinin manası Rasul islâm risaletini tebliğ ederken korunacak ve himaye edilecektir.
Denilebilir ki; Rasul kendisine bu ayet nazil olmadan önce risaleti tebliğ etmiştir. Öyleyse risaleti tebliğ ederken kendisine indirileni tebliğ etme ne demektir?
Buna cevap: Tebliğ ile bu emir şu iki husus dışına çıkmaz. Biri ya Rasul risaleti saklayıp tebliğ etmemiştir, diğeri ise ya da orada daha kendilerine risalet ulaşmamış ve tebliğ edilmemiş insanlar var. Onlara tebliğ etmemek, risalet dünyaya tebliğ edilmemiş olduğunu ortaya koymaz. Yoksa belli bir hüküm indirilmiş fakat tebliğ edilmemiş ve saklanmıştır diye söyleyebilmek için herhangi bir ihtimal veya imkân yoktur. Ayrıca belli bir hüküm var, o tebliğ edilmezse, Risalet tebliğ edilmiş sayılmaz diye söylemek hiç doğru değildir. Rasul belli bir hükmü saklayıp tebliğ etmezse risaletin tümünü sakladığına dair ithama benzer. Zira, ayet onun risaletini tebliğ etmemiş olursun diyor. Bunun manası risaleti tebliğ etmemiş olur. Yoksa belli bir hüküm tebliğ etmemiş diye meselesi değildir. Zira tek bir hükmü tebliğ etmemek risaleti tebliğ etmemek sayılır. Oysa Rasul (SAV) ilk günden itibaren olayların meydan gelmesine göre nazil olan hükümleri tebliğ ediyordu. Her tebliğ ettiği hükmü bir tebliğ sayıyordu. Bu nedenle belli bir hüküm tebliğ etmediği için, öyle bir mana yoktur. Bu ayetin ifadesi risaleti tebliğ etmemekle ilgilidir. Madem ki onun tebliğ etmemesi mümkün değil ve bu ayet inmeden önce tebliğ ediyordu, öyleyse bu ayetin manası henüz bazı insanlar var risalet onlara ulaşmamış ve tebliğ edilmemiş. Onlara tebliğ etmemek, dünyaya risaleti tebliğ etmemek sayılır. Zira dünyaya tebliğ edilmezse risaleti tebliğ etmemiş sayılır. Bundan dolayı Allah kendilerine tebliğ edilmeyen insanlara Rasulun (SAV) tebliğ etmesine emir vermiştir ki, dünyaya risaleti tebliğ edilmiş olsun ve bu cihad yoluyla olsun. Bu manayı destekleyen şudur; Bu ayet Hudeybe sulhunu yaptıktan sonra kendisine inmiştir. Daveti yaymak için Allah Rasulünün tebliğ etmediği diğer Araplar, Rumlar, Persler, Kıbtiler ve sair insanlara cihad yoluyla tebliğ etmesini istedi. Bütün dünyaya davayı götürsün ki risalet evrenselliği kazansın. Gerçek, bu olmuştur. Bu ayet nazil olduktan sonra Rasulullah (SAV) Hayberde Yahudilerle savaştı Rumlarla savaşmak için bir ordu hazırlayıp Muteye gönderdi.
Ayrıca bizzatihi Rumlarla savaşmak için büyük ordu hazırlayıp Tebüke doğru ordusuyla birlikte yürüdü. Mekkeyi de feth etti. Persler, Kıbtiler, Rumlar ve diğer halkların krallarına daveti tebliğ etmek üzere mektuplar gönderdi.
Sana ne indirildiyse onu tebliğ et Onun risaletini tebliğ etmemiş olursun
Allah seni insanlardan korur
Şüphesiz ki Allah kâfirleri hidayete erdirmez ayetlerinin içerdiği bütün manalar bu şekilde belirlenir.