HALiFE OLMAK iÇiN BELLi BiR KiŞiYi TAYiN EDİLMEDi
Hilâfetin Aliye verileceğine dair nass olarak Rasulullah (SAV) in sözleriyle ilgili rivayetler mevcuttur:
Bu tür hadisler güvenilir kişiler tarafından rivayet edilmiş değildir. Çoğu mevzu (uydurma) hadislerdir. Burada onun rivayetlerini incelemek için onları göstermeyeceğiz, ancak onların sahih olduklarını iddia edenlere cevap vermek içindir. Yoksa rivayetleri doğru değildir. Bunların metinlerini tartışacağız. Bu hadisler Rasulullah (SAV) in Ali (r.a)la kardeşlik kurduğunu içerir. Bunlardan bir kısmını göstereceğiz. Diğerleri aynı manayı taşır, hatta aynı lafızlardan ibarettir. şöyledir:
A- Peygamber (SAV) hicret olmadan önce Muhacirleri birbirleriyle kardeş yaptı. Fakat Aliyi kendisiyle kardeş yaptı. Bu ilk kardeşlik ile ilgili hadislerden birinde şöyle geçti:
Ali dedi ki; Ey Rasulullah, benim dışımdaki senin sahabelerin birbirleriyle kardeş yaptığın zaman canım çıktı ve belim kırıldı. Eğer bunun sebebi bana kızgınlığından kaynaklanıyorsa sana mazeretlerimi ve senin değerliliğin için saygı gösteririm. Rasulullah (SAV) ona şöyle dedi: Hak ile beni gönderene yemin ederim ki, seni onlardan ayırdığım zaman ancak seni kendim için seçtim. Yanımda senin derecen Musa yanında ki Harunun derecesi kadar. Fakat, benden sonra Peygamber yoktur, sen benim kardeşimsin ve mirasçımsın. Ali dedi ki; Senden ne miras alacağım. Rasulullah dedi ki; Benden önce peygamberler ne miras bırakmışsa ona varis olursun; Onların Rabbi olan Allahın Kitabı ve peygamberlerinin sünnetleridir
B- Nebî (SAV) Hicretten beş ay sonra Muhacirler ile Ensarlar arasında kardeşlik bağı tesis ederken Aliyi her hangi bir Ensarla kardeş yapmadığı gibi kendisini herhangi bir Ensarla kardeş yapmadı. Ancak, Aliyi kendisiyle kardeş yaptı. ikinci kardeşlik olayıyla ilgili bir hadiste şöyle geçti:
Rasulullah (SAV) Aliye şöyle dedi; Muhacirler ile Ensarlar arasında kardeşlik bağı kurduğum ve seni onlardan herhangi bir kimseye kardeş yapmadığım zaman bana kızdın mı? Benim yanım da senin menzilin (yerin) Harunun Musa yanında ki sahip olduğu menzile sahip olmaya rıza göstermez misin? Fakat benden sonra bir peygamber gelmeyecektir
C- Rasulullah (SAV) in bir gün yüzü parladığı halde sahabelere karşı çıktığında Abdurrahman bin Avfın ona bunun nedenin sorduğunda şöyle cevap verdiği rivayet edildi;
Benim kardeşim ve amcamoğlu olan Ali ve kızımla ilgili Rabbimden bana bir müjde geldi. Bu ise Allah Aliyi Fatımayla evlendiriyor. Kadınların efendisi (Fatıma) kendisine eşit olan Utretin efendisinin (Ali) zifafları olunca Rasulullah (SAV) şöyle dedi; Ey Ümmü Eymen, bana kardeşimi çağır. Ümmü Eymen ona dedi ki; O hem kardeşin hem de onunla kızını evlendiriyorsun? Dedi ki; Evet Ey Ümmü Eymen. Bunun ardından Ümmü Eymen Aliyi çağırdı.
Bir gün Nebî (SAV) Ali ve kardeşi Cafer ve Zeyd bir Harise arasında bir mesele hakkında ona (Aliye) şöyle hitap etti; Ey Ali sen kardeşimsin ve oğlumun babasısın, üstelik, sen bendensin ve bana aitsin
D- Rasulullah (SAV) Aliye şöyle dedi; Sen benim kardeşimsin, vezirim (yardımcım)sın, benim borcumu ödersin, verdiğim sözü yerine getirirsin ve benim zimmetimde ki olanı eda edersin
E- Kenzul Ummalda Rasulullah (SAV)in şöyle dediği rivayet edildi: Cennet kapısı üzerinde şöyle yazılıyor: Lailahe illallah Muhhammedun Rasulullah ve Ali ise Allahın Rasulünün kardeşidir.
Bu hadisler grubuna, kardeşlik yapma hadisleri denilir. Bu hadisler okunur okunmaz şeriatın Halife olmak için belli bir kişiyi tayin ettiğine dair olarak bunları bir delil olarak göstermekten vazgeçilir. Bunların cümleleri ve lafızları okununca bu hadislerle istidlal sakıt olur. Çünkü, hadislerde Sen kardeşimsin ve mirasçımsın Sen kardeşimsin ve amcamın oğlusun Kardeşimsin ve oğlumun babasısın Sen bendensin ve bana aitsin Sen benim kardeşimsin, vezirimsin, benim borcumu ödersin, verdiğim sözü yerine getirirsin ve benim zimmetimde ki olanı eda edersin Ali Allahın Rasulünün kardeşidir
Bütün bu hadislerin lafızlarında ve ifadelerinde hiçbir kimse Halife bırakmakla ilgili bir delil bulamaz, ne yakından ne uzaktan bunlardan böyle bir delâlet bulamaz. Çünkü, bunlar iki kişi arasındaki özel hususiyetlerden söz eder. Bundan daha ziyade değildir. Birinin diğerine ne kadar yakın olduğunu açıklar ve onun kardeşi olduğunu belirtir. işte Rasulullah (sav) Aliye kendisinin pek yakın olduğunu, kardeşi olduğunu, kendisine ait olduğunu, onun kedisine yardımcı olduğunu ve borçlarını ödeyen kimse olduğunu vurgular. Bu konuda genel bir husus yoktur. Bunun yönetimle veya Halifelikle hiç ilgisi yoktur. Farz edelim, Ali Rasulullah (sav) in kardeşi veya oğlu oldu, bu durum Alinin Rasulullahtan sonra Halife olmasına delil olamaz. Rasulullah (SAV)in Aliye Sen benim kardeşimsin veya oğlumsun, veya vezirimsin, veya buna benzer başka şey söylemesinin, yönetimle alakası olmadığı gibi Aliyi Halife olarak tayin ettiğine dair yakından veya uzaktan işaret yoktur. Arap ve şeri ıstılahlar böyle mana vermez.
Buna binaen, yukarıda geçen hadisler Rasulullah (SAV) in Ali (ra)a Hilafeti tavsiye ettiği veya tevdi ettiğine dair delil olarak gösterilemez. Bu hadislerden bu konu için istidlal yapmak sakıt olur. Bundan dolayı bunu savunanların hüccetleri yoktur.
Üçüncü kısım hadislerine gelince;
Bu çeşit hadisler Rasulullah (SAV) in kendisinden sonra Aliyi Halife olması için halef bıraktığına dair apaçık delâletin var olduğu söyleniyor. Bunlar şu iki hadistir. Birincisi Gadir hadislerinden biridir. (El- Gadir) adlı kitapta geçti. ikincisi Ed-Dar hadisi olarak adlandırılır.
El-Gadir kitabının sahibi, kitabının başlığı içinde aktardığı rivayette Ali varisim ve Halifem diye bir ifade göstermedi. Fakat, Taberiye nisbet ettiği aynı rivayette Ali vasim ve Halifem diye bir ifade gösterdi. El Gadir kitabının sahibi şeyh Abdul Hüseyin Ahmed El-Emini En-Neceti El-Gadir Fi Kitabil Aziz adlı başlık altında şöyle harfi olarak yazmıştır. H.310 senesinde vefat eden Hafız Abu Cafer Muhammed bin Cerir Et Taberi, El-Gadir hadisinin yollarında Velayet kitabında Zeyd bin Erkam yoluyla şöyle tahriç etti. Peygamber (SAV) veda haccından dönerken Gadiri Hum aldı yere indi, vakit kuşluk ve hava pek sıcaktı. Çadırları kurmak için emir verdi. Çadırlar kurulduktan sonra cemaatı namaza çağırdı. O zaman toplandık, bize pek derin hutbe verdi. Sonra şöyle dedi; Allahu Tealâ bana şunu indirdi.
Rabbından sana ne indirildiyse onu tebliğ et. Öyle yapmazsan onun risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın. Nitekim Allah seni insanlardan koruyacaktır (Maide: 67)
Cebrail Rabbımdan emir getirip bu toplantıda bunu tebliğ etmemi istedi. Her beyaza ve siyaha şunu bildirmemi istedi. Ali bin Ebu Talib benim kardeşim, vasim, Halifem ve benden sonra imamdır
Gadir-i Humla ilgili rivayetlerden biri budur. Bu rivayet dirayet olarak red edilir. Vasi, Halife ve imam olarak Rasulullah (SAV) kendisinden sonra bir kimseyi tayın ettiğine dair gösterilen nasslar şu sebeplerden dolayı batıldır;
Birincisi: Bu ayet veda haccında nazil olmadı. Ancak Hudeybe senesinde Fetih süresinden sonra nazil oldu. Bu ayet, Maide suresinden bir parçadır. Maide suresi Fetih suresinden sonra nazil oldu. Fetih suresi ise Rasulullah (SAV) Hudeybe sulhunu yapıp dönerken nazil oldu. Kurana bir göz atan kimse, bu ayetin inmesinin vaktini kolayca idrak edebilir, Fetih suresinden sonra nazil olduğu fark edebilir. Bu şekilde, bu ayetin veda haccından dört sene önce nazil olduğu belli olur. Ayrıca bütün rivayetlere rağmen Gadir-i Humla alakası yoktur. Çünkü Gadir-i Humla ilgili bütün rivayetler bu ayetin veda hutbesinde nazil olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, bu açıklama yukarıda gösterilen hadisi red etmek için yeterlidir. iddia edildiği gibi içerdiği vasi ve Halife olma konusunun batıl olduğunu göstermek için kâfi bir açıklamadır.
ikincisi: Bu ayetin mantuku (sözlerinin taşıdığı mana ve mefhumu) onun manasının şu olduğunu gösterir; Rasulullah (SAV) Rabbından kendisine indirileni tebliğ etmeye emredilmiştir. Rabbından kendisine indirilen ise islâm risaletidir. Bu manayı tayin eden ve bu ayette başka mana bulunmadığını belirten husus ise ayetin devamıdır, şöyledir:
Eğer bunu yapmazsan onun risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın
Bu nasstan maksat tebliğ edilenin Allahu Tealânın risaleti olduğu ve başka bir şey olmadığı görülür. Üstelik, Kuran-ı Kerimde tebliğ et kelimesi nerede geçerse geçsin ondan maksat, Allahın risaletini tebliğ etmektir. Kuranda başka manada mutlak olarak hiç geçmemiştir. Bir takım misalleri gösterelim:
Hilâfetin Aliye verileceğine dair nass olarak Rasulullah (SAV) in sözleriyle ilgili rivayetler mevcuttur:
Bu tür hadisler güvenilir kişiler tarafından rivayet edilmiş değildir. Çoğu mevzu (uydurma) hadislerdir. Burada onun rivayetlerini incelemek için onları göstermeyeceğiz, ancak onların sahih olduklarını iddia edenlere cevap vermek içindir. Yoksa rivayetleri doğru değildir. Bunların metinlerini tartışacağız. Bu hadisler Rasulullah (SAV) in Ali (r.a)la kardeşlik kurduğunu içerir. Bunlardan bir kısmını göstereceğiz. Diğerleri aynı manayı taşır, hatta aynı lafızlardan ibarettir. şöyledir:
A- Peygamber (SAV) hicret olmadan önce Muhacirleri birbirleriyle kardeş yaptı. Fakat Aliyi kendisiyle kardeş yaptı. Bu ilk kardeşlik ile ilgili hadislerden birinde şöyle geçti:
Ali dedi ki; Ey Rasulullah, benim dışımdaki senin sahabelerin birbirleriyle kardeş yaptığın zaman canım çıktı ve belim kırıldı. Eğer bunun sebebi bana kızgınlığından kaynaklanıyorsa sana mazeretlerimi ve senin değerliliğin için saygı gösteririm. Rasulullah (SAV) ona şöyle dedi: Hak ile beni gönderene yemin ederim ki, seni onlardan ayırdığım zaman ancak seni kendim için seçtim. Yanımda senin derecen Musa yanında ki Harunun derecesi kadar. Fakat, benden sonra Peygamber yoktur, sen benim kardeşimsin ve mirasçımsın. Ali dedi ki; Senden ne miras alacağım. Rasulullah dedi ki; Benden önce peygamberler ne miras bırakmışsa ona varis olursun; Onların Rabbi olan Allahın Kitabı ve peygamberlerinin sünnetleridir
B- Nebî (SAV) Hicretten beş ay sonra Muhacirler ile Ensarlar arasında kardeşlik bağı tesis ederken Aliyi her hangi bir Ensarla kardeş yapmadığı gibi kendisini herhangi bir Ensarla kardeş yapmadı. Ancak, Aliyi kendisiyle kardeş yaptı. ikinci kardeşlik olayıyla ilgili bir hadiste şöyle geçti:
Rasulullah (SAV) Aliye şöyle dedi; Muhacirler ile Ensarlar arasında kardeşlik bağı kurduğum ve seni onlardan herhangi bir kimseye kardeş yapmadığım zaman bana kızdın mı? Benim yanım da senin menzilin (yerin) Harunun Musa yanında ki sahip olduğu menzile sahip olmaya rıza göstermez misin? Fakat benden sonra bir peygamber gelmeyecektir
C- Rasulullah (SAV) in bir gün yüzü parladığı halde sahabelere karşı çıktığında Abdurrahman bin Avfın ona bunun nedenin sorduğunda şöyle cevap verdiği rivayet edildi;
Benim kardeşim ve amcamoğlu olan Ali ve kızımla ilgili Rabbimden bana bir müjde geldi. Bu ise Allah Aliyi Fatımayla evlendiriyor. Kadınların efendisi (Fatıma) kendisine eşit olan Utretin efendisinin (Ali) zifafları olunca Rasulullah (SAV) şöyle dedi; Ey Ümmü Eymen, bana kardeşimi çağır. Ümmü Eymen ona dedi ki; O hem kardeşin hem de onunla kızını evlendiriyorsun? Dedi ki; Evet Ey Ümmü Eymen. Bunun ardından Ümmü Eymen Aliyi çağırdı.
Bir gün Nebî (SAV) Ali ve kardeşi Cafer ve Zeyd bir Harise arasında bir mesele hakkında ona (Aliye) şöyle hitap etti; Ey Ali sen kardeşimsin ve oğlumun babasısın, üstelik, sen bendensin ve bana aitsin
D- Rasulullah (SAV) Aliye şöyle dedi; Sen benim kardeşimsin, vezirim (yardımcım)sın, benim borcumu ödersin, verdiğim sözü yerine getirirsin ve benim zimmetimde ki olanı eda edersin
E- Kenzul Ummalda Rasulullah (SAV)in şöyle dediği rivayet edildi: Cennet kapısı üzerinde şöyle yazılıyor: Lailahe illallah Muhhammedun Rasulullah ve Ali ise Allahın Rasulünün kardeşidir.
Bu hadisler grubuna, kardeşlik yapma hadisleri denilir. Bu hadisler okunur okunmaz şeriatın Halife olmak için belli bir kişiyi tayin ettiğine dair olarak bunları bir delil olarak göstermekten vazgeçilir. Bunların cümleleri ve lafızları okununca bu hadislerle istidlal sakıt olur. Çünkü, hadislerde Sen kardeşimsin ve mirasçımsın Sen kardeşimsin ve amcamın oğlusun Kardeşimsin ve oğlumun babasısın Sen bendensin ve bana aitsin Sen benim kardeşimsin, vezirimsin, benim borcumu ödersin, verdiğim sözü yerine getirirsin ve benim zimmetimde ki olanı eda edersin Ali Allahın Rasulünün kardeşidir
Bütün bu hadislerin lafızlarında ve ifadelerinde hiçbir kimse Halife bırakmakla ilgili bir delil bulamaz, ne yakından ne uzaktan bunlardan böyle bir delâlet bulamaz. Çünkü, bunlar iki kişi arasındaki özel hususiyetlerden söz eder. Bundan daha ziyade değildir. Birinin diğerine ne kadar yakın olduğunu açıklar ve onun kardeşi olduğunu belirtir. işte Rasulullah (sav) Aliye kendisinin pek yakın olduğunu, kardeşi olduğunu, kendisine ait olduğunu, onun kedisine yardımcı olduğunu ve borçlarını ödeyen kimse olduğunu vurgular. Bu konuda genel bir husus yoktur. Bunun yönetimle veya Halifelikle hiç ilgisi yoktur. Farz edelim, Ali Rasulullah (sav) in kardeşi veya oğlu oldu, bu durum Alinin Rasulullahtan sonra Halife olmasına delil olamaz. Rasulullah (SAV)in Aliye Sen benim kardeşimsin veya oğlumsun, veya vezirimsin, veya buna benzer başka şey söylemesinin, yönetimle alakası olmadığı gibi Aliyi Halife olarak tayin ettiğine dair yakından veya uzaktan işaret yoktur. Arap ve şeri ıstılahlar böyle mana vermez.
Buna binaen, yukarıda geçen hadisler Rasulullah (SAV) in Ali (ra)a Hilafeti tavsiye ettiği veya tevdi ettiğine dair delil olarak gösterilemez. Bu hadislerden bu konu için istidlal yapmak sakıt olur. Bundan dolayı bunu savunanların hüccetleri yoktur.
Üçüncü kısım hadislerine gelince;
Bu çeşit hadisler Rasulullah (SAV) in kendisinden sonra Aliyi Halife olması için halef bıraktığına dair apaçık delâletin var olduğu söyleniyor. Bunlar şu iki hadistir. Birincisi Gadir hadislerinden biridir. (El- Gadir) adlı kitapta geçti. ikincisi Ed-Dar hadisi olarak adlandırılır.
El-Gadir kitabının sahibi, kitabının başlığı içinde aktardığı rivayette Ali varisim ve Halifem diye bir ifade göstermedi. Fakat, Taberiye nisbet ettiği aynı rivayette Ali vasim ve Halifem diye bir ifade gösterdi. El Gadir kitabının sahibi şeyh Abdul Hüseyin Ahmed El-Emini En-Neceti El-Gadir Fi Kitabil Aziz adlı başlık altında şöyle harfi olarak yazmıştır. H.310 senesinde vefat eden Hafız Abu Cafer Muhammed bin Cerir Et Taberi, El-Gadir hadisinin yollarında Velayet kitabında Zeyd bin Erkam yoluyla şöyle tahriç etti. Peygamber (SAV) veda haccından dönerken Gadiri Hum aldı yere indi, vakit kuşluk ve hava pek sıcaktı. Çadırları kurmak için emir verdi. Çadırlar kurulduktan sonra cemaatı namaza çağırdı. O zaman toplandık, bize pek derin hutbe verdi. Sonra şöyle dedi; Allahu Tealâ bana şunu indirdi.
Rabbından sana ne indirildiyse onu tebliğ et. Öyle yapmazsan onun risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın. Nitekim Allah seni insanlardan koruyacaktır (Maide: 67)
Cebrail Rabbımdan emir getirip bu toplantıda bunu tebliğ etmemi istedi. Her beyaza ve siyaha şunu bildirmemi istedi. Ali bin Ebu Talib benim kardeşim, vasim, Halifem ve benden sonra imamdır
Gadir-i Humla ilgili rivayetlerden biri budur. Bu rivayet dirayet olarak red edilir. Vasi, Halife ve imam olarak Rasulullah (SAV) kendisinden sonra bir kimseyi tayın ettiğine dair gösterilen nasslar şu sebeplerden dolayı batıldır;
Birincisi: Bu ayet veda haccında nazil olmadı. Ancak Hudeybe senesinde Fetih süresinden sonra nazil oldu. Bu ayet, Maide suresinden bir parçadır. Maide suresi Fetih suresinden sonra nazil oldu. Fetih suresi ise Rasulullah (SAV) Hudeybe sulhunu yapıp dönerken nazil oldu. Kurana bir göz atan kimse, bu ayetin inmesinin vaktini kolayca idrak edebilir, Fetih suresinden sonra nazil olduğu fark edebilir. Bu şekilde, bu ayetin veda haccından dört sene önce nazil olduğu belli olur. Ayrıca bütün rivayetlere rağmen Gadir-i Humla alakası yoktur. Çünkü Gadir-i Humla ilgili bütün rivayetler bu ayetin veda hutbesinde nazil olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, bu açıklama yukarıda gösterilen hadisi red etmek için yeterlidir. iddia edildiği gibi içerdiği vasi ve Halife olma konusunun batıl olduğunu göstermek için kâfi bir açıklamadır.
ikincisi: Bu ayetin mantuku (sözlerinin taşıdığı mana ve mefhumu) onun manasının şu olduğunu gösterir; Rasulullah (SAV) Rabbından kendisine indirileni tebliğ etmeye emredilmiştir. Rabbından kendisine indirilen ise islâm risaletidir. Bu manayı tayin eden ve bu ayette başka mana bulunmadığını belirten husus ise ayetin devamıdır, şöyledir:
Eğer bunu yapmazsan onun risaletini tebliğ etmiş sayılmazsın
Bu nasstan maksat tebliğ edilenin Allahu Tealânın risaleti olduğu ve başka bir şey olmadığı görülür. Üstelik, Kuran-ı Kerimde tebliğ et kelimesi nerede geçerse geçsin ondan maksat, Allahın risaletini tebliğ etmektir. Kuranda başka manada mutlak olarak hiç geçmemiştir. Bir takım misalleri gösterelim: