Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

FurkanCan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Mar 2006
Mesajlar
1,775
Aldığı Beğeniler
6
And olsun ki Biz Lokmân'a: «Allâh'a şükret!» diyerek hikmet verdik. Şükreden, ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allâh hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü hamde lâyıktır. (Lokmân, 12)

Kulluk îcâbı olan amellerin en ehemmiyetlilerinden biri de hamd ve şükürdür. Bu keyfiyet, Kur'ân-ı Kerîm'in ilk âyet-i kerîmesinin;
hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh'a mahsustur! sûretinde vârid olmasıyla da sâbittir.
Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz azametinin, ilâhî sanat ve sıfat tecellîlerinin medih ve senâ edilmesi hamd ; O'nun sayısız lutuf, nîmet ve ikramlarına karşı lisânen, fiilen ve kalben medh ü senâ ve teşekkürde bulunulması da şükür dür. Her iki lafız da mânâ itibâriyle birbirine çok yakındır.
Gerçekten varlıkların en basitinden en mütekâmiline kadar hiyerarşik teselsülünde zirve noktasını teşkîl eden insanın, böylece eşref-i mahlûkât (varlıkların en şereflisi) olmasının tabiî bir îcâbı olan hamd ve şükür, dînin en derin ve en mühim meselelerinden biridir.
Yaratılışındaki izzet ve asâleti muhâfaza etmiş olan her insan, kendisine bir bardak su ikram edene bile vicdânen bir teşekkür borcu hisseder. Hâl böyleyken insanoğlunun, bütün nîmetlerin kaynağı ve ikrâm edeni olan Rabb'ine karşı alık ve abus kalması, akıl, iz'an ve vicdan dışıdır. Bu hâl, ancak düşünce yoksulluğu ve his donukluğunun bir ifâdesidir.
İnsanın idrâk ve zevkinin kat kat ötesinde bir gelin odası hassâsiyet ve îtinâsıyla tezyîn edilen bu cihânın, sayısız ilâhî kudret tezâhürlerini sergileyen zerrelerin, hücrelerin, binbir çeşit koku ve renkteki çiçeklerin ve meyvelerin, en sevimlisinden en vahşîsine kadar hayvanların ve bütün eşyânın karakterlerine göre husûsî ve acâib bir şekilde tanzîm ve tertîb edilmesi, îcad bedîası olan insân-ı kâmilin kulluk vazîfesini lâyıkıyla îfâ edebilmesi içindir.
Gerçek mü'min, akıl, vicdan ve kulluk şuuru içinde yaşamaya gayret eden fazîletli kişidir.
Lâyıkıyla şükreden bir kul olmak isteyenlere, sâdece nîmetleri tanımakla iktifâ etmek yetmez. Asıl nîmet sâhibini bildikten sonra, bir de O'na karşı îcâb eden vazîfeleri yerine getirmek zarûreti vardır. Çünkü nîmetlerin bu şekilde Allâh'a izâfe edilmesi; insanları O'na meylettirmek, kalbleri mârifet ve muhabbetle filizlendirmek husûsunda feyyaz bir müessirdir. Hiç şüphesiz kâinatta Allâh'ı, hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir zerre yoktur. Hayvanlar bile tesbîh ve niyazlarını bilirler. İnsan dışındaki mahlûkâtın gayr-ı irâdî yapmış oldukları tesbîhâta teshîrî tesbîh denir. Bunlar, sâdece ehl-i kalbe açık ve ayândır. İnsan ise varlıklar zincirinin en mütekâmili olduğuna göre onun hamd ve şükrünün de bu mükemmelliğine yakışır bir şekilde olması îcâb eder.
 

HACI BORAN

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
2,198
Aldığı Beğeniler
6
hamdolsun ...

allah razı olsun bu güzel paylasım icin.....
 
Üst Alt