Hasan Karakaya
Hamdi Bey'in "kazı"ları... Voyvoda'nın "kazık"ları!
Vakt-i zamanında, bir baba; ellerine "kazma-kürek" almaz "haylaz" evlâtlarına "hayatının son dersi"ni vermiş... Hastalı ı iyice ilerleyip, "ölüm döşe i"nde son nefeslerini verirken, çocuklarını ça ırmış yanına... "Beni iyi dinleyin" demiş, "Hani bizim tarla var ya, işte oraya bir küp altın gömdüm... Beni mezara koyduktan sonra; o bir küp altını çıkarıp, aranızda bölüşün!"
Adamca ız, bir-iki gün sonra da ölmüş... Evlâtlar, "miras"a konmak için, başlamışlar "kazı" yapmaya... Daha önce "el sürmedikleri" tarlanın altını üstüne getirmişler!.. Ama, ne "altın" var, ne de "küp"ten eser!..
Anlayaca ınız, avuçlarını yalamışlar... İçlerinden biri, "Madem bu kadar emek harcadık, bari bugday ekelim" demiş...
Ekmişler... Olacak ya, öyle bir "bu day" olmuş ki, ambarlar almıyor... Satmışlar bugdayı, bölüşmüşler parayı!..
İşte o zaman anlamışlar, "vasiyet"teki hikmeti... "Babamız" demişler; "Altın derken, altın sarısı bu dayı söylemiş bize!"
VUR KAZMAYI 15 TON ALTIN'A!
Biliyorum, "başlık"la, bu "hikâye"nin ilgisini merak ediyorsunuz...
Çok dogru, ilk bakışta "kel alâka" gibi geliyor... Ama, öyle degil; ilgisi var!..
Efendim, kupürden de gördü ünüz gibi; Edirne Belediye Başkanı CHP'li Hamdi Sedefçi ile Meriç Belediye Başkanı Erol Dübek, filmlerdeki "vampir" hikâyelerine konu olan "Kazıklı Voyvoda"nın hazinesinin peşine düşmüşler!..
Malûm, "defineci başkanlar" ve aile efradı; daha önce de "Osmanlı Darphanesi altınları"nı aramak için "kazma" vurmuşlar, ama bir "hızma" bile bulamamışlardı!..
Şimdi, "Kazıklı Voyvoda"nın hazinesini arıyorlarmış!.. İstanbul'dan giden bir grup, "define avcıları"na demiş ki; "Kazıklı Voyvoda'nın hazinesi, işte tam burada, Belediye Temizlik İşleri Müdürlü ü'nün bahçesinde!.. Hem de, 15 ton!"
Eee, dile kolay, "15 ton altın" bu!.. O altınlarla, "İş Bankası" bile kurulur!.. Ne yani; Atatürk'ün kurup, CHP'nin üstüne çöreklendi i "İş Bankası" bile, daha az altınla başlamamış mıydı işe!..
BUNUN ALTINDA BİR "İŞ" VAR YA!
Her neyse... Biz gelelim Hamdi Sedefçi'ye... Bir başkası söylese, pekalâ "hurafe" diyecekleri bir işe, Hamdi Bey ve aile efradı ciddi ciddi inanıyor!..
Bana kalırsa, Bay Başkan, birileri tarafından ya "işletiliyor" ya da, bu işin içinde bir "iş" var!..
BUNCA "VAMPİR" FİLMİ NİYE?
Çünkü, benim bildi im "Kazıklı Voyvoda"nın, hele de "hazine"sini gömecek kadar, Edirne ile bir baglantısı yok!..
Malûm, kendisi "Eflak/Romanya Prensi"dir!..
Ama, ne prens!!!..
Efendim, madem ki sözü ondan açtık, şu "Kazıklı Voyvoda"dan bahsedelim biraz...
Dogrudur, filmlerdeki "vampir" hikâyelerine ilham kayna ı olmuştur!..
Ama, "niye" olmuştur?..
Bu soruya cevap vermeden önce, izledi iniz "vampir" filmlerini getirin gözlerinizin önüne... Hepiniz; "gerilim" dolu o filmleri, "korku" ve "heyecan"la seyretmişsinizdir!..
Ama itiraf edin/edelim ki;
Biraz da "nefretle karışık bir hayranlık" besledik/besliyoruz o "vampir"lere!.. Niye?.. Çünkü; evet, "kan emerek" besleniyorlar ama "ölümsüz"(!) oluyorlar!..
En genci, 450-500 yaşında!.. Ve fakat, hepsi de; "gencecik" ve "yakışıklı/güzel"ler!..
Düşünün hele;
Henüz, "iman ve imansızlık çizgisi"nin ayırdına varamayan bir genç; onları seyredince, nasıl bir duyguya kapılır?.. Bir an bile olsa, içinden şunu geçirir: "Ahh, ben de öyle olabilsem!.. Hep, genç kalabilsem!.. Onlar gibi uçabilsem!"
Ne zannettiniz; "kedi kanı" içerek ömürlerinin uzayacagını sanan hasta ruhlu "Satanist"lere bu ilhamı veren de, bu tür filmler degil mi sanki?!?..
Peki, "Satanizme özendiriyor" olmasına ra men; bu "vampir"ler, bu "kan içme"ler ve "uçma"lar niye pompalanıyor filmlerde?!?..
Pompalanıyor, çünkü, o "i renç sahne"ler tekrarlana tekrarlana, insanların bilinçaltlarına "sevimlilik" zerkediliyor!..
Öyle ya, işin ucunda "ölümsüzlük"(!) var!.. Ve ayrıca, "vampir"lerin hepsi de "güzel" ve "yakışıklı" tipler!..
BATI'NIN KANLI VE VAHŞİ YÜZÜ!
Aslına bakarsanız; Batı, bu tür filmlerle, kendi tarihindeki "kan ve vahşet"leri "sevimli" göstermenin çabasında!..
"Vampir"lerin hepsinin de "Şuh kadınlar" veya "yakışıklı erkekler" arasından seçilmesinin, bir "tesadüf"(!) oldu unu mu sanıyorsunuz?..
Her şey plânlı, her şey bilinçli!..
Çünkü o "vampir"ler, aynı zamanda birer "Kont Drakula"dır!.. Ya da, onun "ölümsüz"(!) çocukları!..
Pekiii, "Kont Drakula" kimdir?..
Hani Hamdi Sedefçi ve aile efradının "hazine"sini aradıgı "Kazıklı Voyvoda" var ya, işte o; "Kont Drakula"nın ta kendisidir!.. Evet, "vampir" filmlerine konu olan "Kont Drakula"nın!..
Drakula; filmlerdeki gibi, elbette "ölümsüz" degildir!.. "Yaşamış gerçek bir kişi"dir!.. Hem de, Batı'nın "kan ve vahşet dolu" geçmişini sembolize eden bir kişi!..
Zaten, bu yüzdendir ki; "Ulah"lar, ona, kendi dillerinde "cellat" anlamına gelen "Çpelpuç" demişler, Macarlar da "Şeytan" anlamına gelen "Drakula" adını uygun görmüşlerdir!.. Asıl adı ise "Vlad Tepeş"tir!..
KAZIĞA OTURTULMUŞ 150 BİN ADAM!
Fikret O uztürk, 3 ciltlik "Ortaçag'ı Özledim" adlı kitabında, aynı zamanda "Eflak Prensi" de olan "Kazıklı Voyvoda"nın maharet ve marifetlerini şöyle anlatır:
"Vlad"ın en sevdigi eglence kazık işkencesi idi. Kazıklara vurulmuş ve işkencelerle can vermekte olan Türkler'den oluşan "kalın bir daire"nin ortasında, sarayının halkı ile birlikte yemek yemekten büyük haz duyardı.
Eline Türk esirleri geçtiginde, ayaklarındaki derinin yüzülmesini ve meydana çıkan kırmızı etlerin tuz ile oguşturulmasını, ondan sonra da elem ve azabın artması için keçilere yalattırılmasını emrederdi.
Kendisine gönderilen Osmanlı elçileri, başları açık olarak kendilerini tanıtmak şartını kabul etmeyince, sarıklarını üçer çivi ile başlarına çaktırmıştı!
Bir gün memleketin bütün "dilencileri"ni büyük bir ziyafete çagırarak, iyice doyurduktan sonra, sofra masasını ateşlettirip hepsini yaktırdı.
Kadınların memelerini kestirerek, onların yerlerine çocuklarının başlarını yapıştırmak, çocukları, annelerinin ateşte kızartılmış etlerini yemeye zorlamak, insanları sebze gibi dogramak ve çömlek içinde pişirmek sıkça yaptıklarındandı.
Lisan ögrenmeleri için Eflak'a gönderilmiş olan dörtyüz Macar ve Transilvanyalı gencin hepsini birden ateşte yaktırmış, altıyüz Bohemyalı taciri pazar yerinde kazıga vurdurmuştu.
Yaklaşık yirmibin Türk ve Bulgar'ı kazıga vurdurdugu ya da çarmıha gerdirdigi bir gün; analarının yanında çocuklar da kazıga vurulmuş, kuşlar çocukların bagırsaklarının üzerine yuva yapmıştı.
Sevgililerinden birinin kendisini yanlışlıkla hamile zannetmesi üzerine canavar, bizzat kadının karnını yarmıştır.
Drakula, Vidin Valisi Hamza Paşa'yı ve maiyetini de gafil avlayarak kazıga vurdurmuştu. Paşa'ya şerefli mevki (!) vermişti. Şerefli mevki demek, diger kazıga vurulanlardan daha yüksek kazıga vurulmak demekti!..
Bunları haber alan Fatih Sultan Mehmed Han, hiddetinden yerinde duramayarak; 150.000 kişilik bir ordu ve 25 büyük, 150 küçük parça deniz kuvveti hazırlayarak Eflak seferine çıktı. Drakula, bir gece baskınıyla Fatih'i öldürmek teşebbüsünde bulunduysa da başarılı olamadı.
Perişan bir vaziyette kaçan Drakula'yı bulmak için Osmanlı akıncıları Eflak'ı baştan başa taradıysalar da bulamadılar. Drakula, Macaristan'a sıgınmıştı. Fatih, ordusuyla Eflak'ın başşehrine yürüdü.
Şehrin yakınında 15.000 kazıklanmış adamdan kurulu korkunç bir orman görünce,
nefretle, "Devlet kuvvetini böyle kullanmış, tebeasına ve Allah'a karşı bu denli cinayetler işlemiş bir adam asla itibara lâyık degildir" demiştir.
Bu seferle; Drakula'nın memleketi Eflak, Osmanlı'ya baglandı.
Drakula'ya gelince; Macaristan'dan firar etmesine ragmen, yakalanarak öldürüldü. Kesik başı, ülke ülke dolaştırıldı!.."
CHP'Lİ BAŞKAN'A BİR TAVSİYE!
Bizim "Kazıklı Voyvoda" olarak bildigimiz Drakula, işte böyle bir "vampir"dir!..
"Edirne'deki kazı" vesilesiyle bunları yazdım ki; "neyi seyrettiginize" ve onun altında "nasıl bir mesaj" verildigine dikkat edin!.. Tabiî, Hamdi Sedefçi Bey de dikkat etsin!.. Kazdıgı o bahçeden "altın" filan çıkmaz!.. Hazır kazmışken, "bugday" filan eksin, daha iyi para kazanır!..
Ya da ,"CHP'li yoldaşı Selami Öztürk" gibi, kazdıgı yerlere "çiçek" filan diksin!.. Ki, birileri "cami" filan yapmak istedi inde, "Ne camisi ulan!.. Burası yeşil alan!!!" diye efelenebilsin!.. Nasıl olsa, "aynı kafada"lar!..
Yoksa, oradan Voyvoda'nın "hazinesi" degil, çıksa çıksa "kazıgı" çıkar!..
Generaller Dâvâsı'ndaki çelişkiler
Olayın özeti şu: Vakit'e dâvâ açan generallerin bazıları, "Vakıf Gazetesi" dedi, bazıları da "Asım Yenihaber" yerine "Asım Yenibahar" dedi... Yani; dâvâ açtıkları "gazete"yi de, "yazar"ı da bilmiyorlar... Generallerden önemli bir kısmı, "yazının yayınlandıgı tarih"te, henüz "albay" rütbesindeydi!..
TSK Personel Kanunu'nda, "ancak 301 general bulunabilecegi" ifade ediliyor... Peki, Vakit'e dâvâ açan "general" sayısı, nasıl "312" oldu?
Umarım, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tüm bu "çelişki"leri dikkate almıştır... Eger "aleyhimizde" karar çıkarsa, kararı "kamuoyunun takdirine" bırakıyoruz!...
CNYD.
