Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Hangi dizi ne kadar bozdu?

TV yayın mevsimi bitti. Sıra hesap-kitapta. Zenginin malı, artık eskisi gibi züğürdün çenesini yormuyor. Zenginin parasının muhasebesi Forbes dergisinde tutuluyor. Bu meşhur mecmua yazdı, bizde haber oldu. Şu dizi bu kadar, şu, şu kadar kazandı. İmalatçı/yapımcı şu kadar milyon kâr elde etti.
Yurdumuzda çevrilen dizilerin artık Brezilya pembe dizilerinin pabucunu dama attığı bir gerçek. O pembe dizileri Amerikan kadını bilmiyor. Yıllar yılı bizim evlerimizin vazgeçilmezleri arasındaydı. Türkiye’de çekilen dizilerin senaryo, dil, yönetim/reji, ışık, mekan, kostüm, oyuncuların tabiiliği gibi alanlarda çok büyük mesafeler aldıkları bir vakıa. Şiveler insanı şaşırtacak kadar sahici.
Kalem tamam. Teknik tamam. Çekim tamam. Rol tamam. Reyting tamam. Para tamam. Peki o halde bu dizilerle iftihar ediyor muyuz?
Hayır!.. Asla! Mümkün değil!
Maktulün altın kaplama tabancayla vurulması cinayeti sevimli yapmaz. Daha şimdiden mailler dolaşmaya başladı. Vatandaşa hanımını boşayarak genç eş alması için teşvikin her çeşidi yapılmakta.
Çünkü...
Halid Ziya’nın, Yakup Kadri’nin ve diğerlerinin eserlerinden çıkartılan senaryolarda esere ne kadar sadakat gösterildiği hususunda ciddi şüphelerim var. Esere sadakat gösterilse bile satırlar ekranda görüntüye dökülerek namus, hayâ ve iffetin çok da umursanacak kıymetler olmadığı telkinleri yaşanmıştır.
Hangisi daha çok ziyan verdi?
Yabancı pembe diziler mi, yerli diziler mi? Pembe diziler bunların yanında o kadar sıradan kalıyor ki. Bu diziler sadece bize değil etrafımıza da çok zarar verdi.
Müslüman Türk ailesinde sinema için de televizyon için de tek ölçü vardır:
Ailenin utanmadan birlikte seyredebilmesi. Dededen, nineden toruna kadar aile gönül huzuruyla ekran başında veya beyaz perde karşısında olabilmeli. Aman şimdi ne çıkacak korkusuyla seyredilen dizi veya film, elbette ve elbette ve elbette bizden değildir.
Bu anlamda sınıfı geçen daha başka diziler de vardır ama bizim bildiğimiz Kurtlar Vadisi. On yıl boyunca hep zirvede olması yüksek bir başarıdır. Gelişecek siyasi olayları âdeta önceden haber vermesi ayrı muvaffakiyet. Asıl önemi ise yerli değerlerimize, örf ve ahlâkımıza gösterdiği özendir. Fakat o güzelim Harput şivesini neden olumsuz bir tipe konuşturdukları izaha muhtaçtır.
‘60’lı yıllarda Yılanların Öcü filmi Adana’ya gelmişti. Bir duyduk ki halk, Ünal Sineması’nı alt-üst etmiş. Hayır ortada dağıtılacak bir sahne yok. Fakat hayalin ima yoluyla işletilmesi bile öfkelere sebep olmuştu. Bir şu para mı, yoksa ev mi bastığı tartışılır dizilere bakınız, bir de mazideki insanın hassasiyetine. Mevzubahis dizilerde mide bulandırıcı cinsten sürekli entrika, dalavere, aldatmalar yaşanıyor. Yatak odası sahneleri fütursuzca gözler önünde. Seyirci hiç fark ettirilmeden -af edersiniz- röntgenci yapıldı. Bu sahnelerin, genç kız ve genç erkek hayallerine girmesi tam bir facia ise de bir başka büyük facia daha var. O sahnelerdeki oyuncular. Onların ana-babaları, kardeşleri nasıl tahammül eder, nasıl, rıza gösterir. O yataktan çık, öbür yatağa gir!
Tabii sorsanız cevap hazır. İki şey diyeceklerdir.
-Ekmek parası...
-Sen kalbe bak, ne var bunda? Ben profesyonelim.
Yapımcıların müdafaası ise hazır:
-Ne yapalım, başka türlüsü tutmuyor!
Doğru, Türkiye’de soyunmayan gazete satmadığı gibi, açılmayan dizi de gitmiyor.
Alın size zehir gibi, ağu gibi hakikat.
Nereden nereye gelindi? Neler kaybedildi? Çare nedir?
Vay ahlâksızlar diye başlayarak hakaret etmek çare değildir. Çare, bu milletin varlık dokusuna, inancına, aile hayatına, yerli değerlerine uygun, evrensel ölçülerde ekran ve beyaz perde eserleri üretmek, bunu yapan yönetmen ve yapımcıları desteklemektir. Bu konuda Kültür Bakanlığına, Belediyelere, Holdinglere vazifeler düşüyor.

Rahim Er
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Aileyi mahveden bazı diziler, çok şükür bitti; kimisi sona erdi kimisi yaz sezonuna girdi, insanımız 3-4 ay da olsa biraz nefes alacak, kendine gelecek, dizi bağımlılığından kısmen kurtulmuş olacak.
Sadece Türkiye değil ülkemize yakınlık duyan Müslüman ülkeler de bu dizilerle mahvedilmekte. Dizi oyuncuları, Orta Doğu ve Balkan ülkelerine gittiklerinde kahramanlar gibi karşılanmaktadır.
Ülkemizde izlenme oranı en yüksek olan bu TV dizileri maalesef; fuhşu, zinayı, yakın akraba arasındaki cinsi yakınlaşmayı, eşcinselliği meşru göstermekteler. Geçenlerde böyle dizilerin aileye zararından bahseden aileden sorumlu bakanımız günlerce topa tuttuldu.
Dizi bağımlılığına sadece, liberal, entel bayanlar yakalanmış değil, inançlı kadınlar da artık bu tuzağın içindeler. Nasıl vakit geçiriyorsun sorusuna, “İki dizim, üç cüzüm var” cevapları verilmeye başladı bu çevrelerde.

CEMİYET AİLENİN YERİNİ TUTAMAZ
Bugün, her tarafta aileye ve aile hayatına karşı, açık veya gizli bir savaş sürdürüldüğü bilinen bir gerçek. Filmlerin, romanların, hikâyelerin, müstehcen yayınların, TV’lerin esas konusu hep aile... Ailenin lüzumsuzluğu, kadın ve erkeklerin aile kurmadan da birlikte yaşayabilecekleri ve çocuk sahibi olabilecekleri hususu, devamlı gündemde tutulmakta.
Ayrıca cinsel özgürlük adı altında, fuhuş teşvik edilmekte ve bunlar, her türlü vasıtadan faydalanılarak genç dimağlara işlenmekte... Bütün bu faaliyetlerin asıl gayesinin, aileyi çözmek ve çökertmek olduğunda kimsenin şüphesi olmasın.
Ailedeki sıkıntıları hafifletmek için oluşturulan kurumlar bile aileye zarar vermektedir. İnsaf sahibi fikir adamları da bu tehlikenin farkında artık. Fransız fikir adamı Paul Janet, endişelerini şöyle dile getirmekte: “Günümüzde, genel ve özel teşebbüslerle meydana gelen yoksul evleri, iş evleri, anaokulları ve kreşler, kadının, ailenin rahatı için faaliyet göstermektedirler. Fakat, ailenin yerine, cemiyetin geçtiğini ifade eden bu kurumlar, bir felâketi karşılamak için alınmış tedbirlerden ibarettir. Ancak, bu tedbirler, eninde sonunda, ailenin ihmal edilmesini, ananın, ev ile ilgilenmemesini teşvik edecek; tahminlerin üstünde fenalıklara sebep olacaktır...”
Batıda, eskiden kendi rahatlıkları için kadını, köle olarak, eşya olarak görürlerdi, şimdi de süs eşyası, reklam aracı ve ticari bir emtia olarak görmektedirler.
Esas maksat, zenginliklerini kullanıp, lüks ve israf içinde günlerini gün etmektir. Bunlar için kadın; birer taş bebekler gibi süslenen, içki âlemlerinde, kumarhanelerde, çılgın bir müzik eşliğinde yarı çıplak halde hoş vakit geçirme aracıdır.
İşin üzücü tarafı, sözde kadın haklarını savunan, feministlerin, yayınevi, dergi ve gazetelerin, TV’lerin bu rezil hayata, kadını, oltanın ucundaki yem olarak gören kimselere alet olmalarıdır...

KAPİTALİSTLERİN SİNSİ OYUNU
Kadının istismar edilerek sokağa dökülmesinin ilk defa nasıl başladığı malumdur: 19. asrın ortalarına doğru, kapitalist dünyada, köle gibi kullanılan erkek işçiler, sömürüye isyan edince, kitleler halinde işten kovuldular. Bunların yerine, işe alacakları kadınların, daha uysal olacakları ve daha ucuza çalışacakları kanaatiyle kapitalistler, birdenbire “feminist” kesildiler.
Sinsi bir propaganda ile de, “Kadınları, erkeklerin tahakkümünden kurtarmak gerektiğini, onların, çocuk doğurmak ve yetiştirmek gibi bir göreve mahkûm esirler olmadıklarını, onların da erkekler gibi yaşamaya hakları bulunduğunu...” savunur gözüktüler.
Tarih boyunca, yapısı değişmekle birlikte aile, fonksiyonlarını, zaman ve mekânın şartlarına uydurarak devam edegelmiştir. Ailenin zayıfladığı, zedelendiği ve fonksiyonlarını yapamadığı zamanlarda, cemiyetin ahlakı bozulmuş, gayrimeşrû ilişkiler artmış, beden ve ruh sağlığı bozuk nesiller cemiyeti işgâl etmiştir...
Gerçek mutluluktan uzak kalan aile fertleri, mutluluğu serserilikte, anarşide, terörde, maceralarda, antisosyal davranışlarda, alkolizmde, uyuşturucu maddelerde, suç ve cinayetlerde aramış, bunun neticesi olarak da ruhi dengesi bozuk nesiller, cemiyeti bir kanser gibi sarmıştır. Bazı yeraltı ve yerüstü teşkilâtlar da bu durumu, şu veya bu biçimde kullanmıştır.
Dinimizin, örfümüzün sonraki nesillere intikalinin aile üzerinden olacağını hiçbir zaman unutmayalım!

Mehmet Oruç
 

Uhuda_Sevdalı

....Sonun Başlangıcı....
 
Üyelik Tarihi
14 Şub 2008
Mesajlar
2,577
Aldığı Beğeniler
21
Konum
Bitlis - İstanbul
Takım
Galatasaray
Türkiye de belli bir kesim izlediğine önem veriyor
Kimisi izlemiş olmak için izliyor
Lakin uygunsuz kareler bilinç altını fazlasıyla rahatsız ediyor


Şu son moda Türk yapımı diziler ahlak açısından vasat durumda olduğu kadar
İslami kelimeler sanki normal konuşulacak bir kelimeymiş gibi ağızlarda şaka olarak kullanılmakta

Sırf bu yüzden şahsen ahlaki değerlerimize uygun yabancı yapımları izlemeyi tercih ediyorum
Normal olarak bizim yapımlarımız ahlaka uygun olması gerekirken
Yabancı yapımlar bizim ahlaki değerlerimize daha da uygun halde (amerikan vari yapımlar değil Uzak doğu yapımı dizi ve filmlerde mevcut)

Bu tür yapımlar yüzünden ailemle beraber tv izleyemez oldum
Umarım Kültür Bakanlığı ve Rtük bu konuda daha da hassas davranır
 
Üst Alt