- Üyelik Tarihi
- 17 Eki 2010
- Mesajlar
- 23
- Aldığı Beğeniler
- 0
- Takım
- Galatasaray
Hemen her yıl İspanya’da boy gösteren boğa güreşlerini bilmeyen yoktur. İlk Çağlarda Arenalarda insanları ölümüne kavga ettiren ve bundan haz alan Avrupalılar, günümüzde de kimi hayvanların derisinden kürkler yapmakta, boğaları ise arenalarda kameralar karşısında ve on binlerce izleyicinin huzurunda öldürerek sözüm ona eğlenmektedir! Haberlerde bir boğanın araçlarla sıkıştırılarak deliye döndürülmesini izlediğimde hiç şaşırmadım doğrusu. İnsana değer vermeyen zihniyetin hayvana ne gözle bakabileceğini tahmin etmek hiç de zor değil! Hazır bu iki ifade bir arada geçmişken Avrupa’da her yıl çöpe dökülen yemeklerle kedi köpek mamalarına verilen paraların dünya coğrafyasındaki açların tamamını doyurabileceğini de ifade etmekte yarar vardır. Tam da burada bir çelişkiden söz edilebilir. Ancak insandan esirgediğini hayvana yediren Avrupalının hayvana da gerekli değeri vermediği, hayvana gerekli değeri, gerektiği gibi verenler takdire şayan olmakla birlikte, aile kavramının yerini hayvan sevgisinin aldığı bilinen bir gerçek!
Tarih boyunca yalnızca nefes alıp veren canlıları değil, ağaç gibi nispeten dolaylı yaşam sahibi olanları da hassasiyetle koruyan bir kültür medeniyetin fertleri olarak elbette hayvanların zarar görmesini arzu etmeyiz, ancak hayvanın da bir konumunun olduğu ve hiçbir zaman aile fertlerinin yerini alamayacağını da söylemeye gerek yok! Ancak Avrupalı, insanda bulunanı hayvanda arayarak bir bakıma Avrupa’nın iç çözülmesinin kodlarını gözler önüne sermektedir. Öte yandan hayvandan bin kat aşağı olan ve kimliğinde bir isim taşıyan; ancak insan demeye bin şahit isteyenler de azımsanmayacak kadar çok. Konu konuyu açıyor ister istemez. Ve maalesef gerçekler, satır aralarında aralarına mesafe koymaya çalıştığımız insan ile hayvanı istisnai örnekler ışığında yakınlaştırıyor, hatta!… Asıl konu Avrupa’da hayvana şiddet uygulanması; ancak maalesef bu tür olaylara ve çok daha korkunçlarına ülkemizde sıkça rastlanır oldu son zamanlarda!
Avrupa’da boy gösteren, boğanın mağdur edilmesi olayını ilk seyrettiğimde o hislerle Avrupa’daki boğa katliamlarına vd çarpıklıklara değinmeyi düşünmüştüm. Ancak o günlerde çeşitli nedenlerle bu yazıyı yazamadım ve süreç içerisinde konuyla bağlantılı pek çok olay ortaya çıktı. Aradan haftalar geçtiği için o günkü hisler soğudu maalesef ve konu hayli geniş kapsamlı hale geldi. Yazıyı ilerletmeye çalışırken hayli zorlandığımı da ifade etmek istiyorum. Çünkü sözüm ona insanların boğa ile oyun oynarken (!) gösterdiği ruh halinin kat be kat fazlasına toplumumuzda rastladık! Ve işin ilginç tarafı, olayların sırasını, tarihini unuttum! Olası karışıklıklar affoluna…
Avrupa’da hayvan ile oynarken lügatlerin sınırlarını zorlayan bünyelerin tavırlarını eleştirirken bir köşede duran sakat kediyi öldüren canlının (!) görüntüleri yansıdı ekrana! Üstelik adı geçen canlının yanında bir başka hayvan var. Belki de çevrede, hayvanlara olan şefkati ile tanınıyor bu özne. En kötü ihtimalle yanındaki hayvana fazlaca değer verdiği apaçık görülüyor! Her neyse. Bu kadarına değinip kurtulmayı düşünürken sevdiği kızı alamayınca onun annesini herkesin gözü önünde katleden canlının görüntülerin anımsıyorum! Hayatta en nefret ettiğim olaylardan biri de karşılık görmediği kimseyi veya yakınlarını öldürmek! Bu ne biçim ruh halidir! Sevmeyen kimsenin bir eline dünyayı ötekine ayı verseniz de yine hakikat usulünce yürüyecektir! Bu ruh halini anlatmak çok zor galiba.. Daha da kötüsü mağdur anne öldürülürken çevredekilerin sinema seyreder gibi bakması! Bu görüntüleri izlerken, aynı olayın yöremizde yaşanması halinde hemen herkesin canı pahasına olaya müdahale edeceğinden emin biçimde eyvahlar çektim. Ve büyük şehirlerin insanı insanlıktan çıkaran ruh halini anımsayarak farklı düşüncelere daldım. Bir aralık, İstanbul Taksim’de bankamatik yeri sorduğum seyyar satıcıların (İstanbul’u avuç içi gibi bildiklerinden hiç şüphem yok.) Üç Maymun’u anımsatan (Görmedim, duymadım, bilmiyorum) cevaplarını anımsadım ve çeşitli tecrübeler nedeniyle böyle davrandıklarını düşünüp hak vermekle birlikte bir insanın bu denli duyarsız olmasına üzüldüm yine de.. Her neyse.. Bu olay o kadar da can yakıcı değil, yalnızca çağrışım yaptığı için değindim!
Sözüm ona sevgilisini öldürüp parçalara ayıran ve her bir parçasını ayrı bir yere/çöp kutusuna atan canlıdan mı bahsedelim, onu öldürdüğüne üzülmeyip sadece parçalara ayırdığı için üzülmesine mi değinelim! Yoksa Testere (Saw) serilerinin Avrupa gibi toplumumuzu da derinden etkilemesine mi!! Sonuç ortada. Belli aralıklarla boy gösteren, hayvana rahmet okutan adımlara mı, geleneğin güçlü olduğu mekânlarda üç kuruşluk nedenlerle katledilen çoluk çocuk ve kadınlara mı yanalım! Ya da hangi bir kısır döngüye, gayri insanîliğe değinelim. Deveyi neresinden düzeltmeye başlayalım! Ahir zaman denilen zaman bu olsa gerek! İnsan aklı, daha fazlasını düşünmeye cesarete edemiyor belki; ama muhtemelen çok daha aşağılık adımlar boy gösterecek yakında! Güvenlik kameralarının, polislerin vicdanlara konulması kesin çözüm olsa da çiğ süt emen insanoğlu canilikte sınır tanımıyor ve insan ister istemez karamsarlığa düşüyor! Elbette ki kuzunun kurda emanet edileceği, herkesin adaletle tanışacağı düzen gelecek yakın bir gelecekte ve dünyayı huzurla dolduracak; ama o güne dek ufukta acıdan başkası pek gözükmüyor! Yine de tüm olumsuzluklara rağmen ümitsizlik pek doğru değil!..
Yazıya başlarken, hayvan bedeni/adı ve sıfatı taşıyan gerçek hayvanların karşılaştığı olumsuz muamelelere değinerek bu caniliği gerçekleştirenlerin gerçek hayvan olduğunu ifade etmeyi düşünüyordum. Ancak satırlar arasında ilerledikçe, adı hayvan olan, aklı olmayan ancak içgüdüleriyle dahi çok sayıda insanın göster-e-mediği erdemi gösteren hayvanları anımsadım. Ormanın kralı olmasına rağmen evladına en güzel şefkat gösteren aslanları, yırtıcı olmasına rağmen çocuklarına pamuk gibi şefkatli olan hayvanları düşündüm. Doğada kendi nasibinden başkasına tenezzül etmeyen, insanoğlunun her türlü çilesini çeken; ancak hayvan adı ile anılan canlıları düşündüm ve onlara rahmet okutan yaratıklara hayvan demenin en büyük hakaret olacağı sonucuna vardım. Bir hayvanın gösterdiği şefkati yavrusuna göstermeyip bebelerini kış soğuğunda sokağa atan, hayvanları ve insanları acımasızca katleden, insanları parçalara bölen canlılar için Belhum Adal ifadesi (Kura’nda hayvandan kat be kat aşağı olduğu bildirilen zihniyet) ancak kapsayıcı olacaktır!
Bu canlılar belki de, hatta büyük ihtimalle yaşamlarının ileriki bölümlerinde büyük pişmanlık duyacak yaptıklarından!.. Olaya fazlaca geniş bir çerçeveden bakınca biraz daha yapıcı olmak icap ediyor belki.. Ancak yapılanlar o denli aşağılık ki tarife sığmıyor ve geniş düşünmek istemiyorum! Hayvandan bin kat aşağı canlıları, insan adına leke getirdikleri için ve topluma atom bombasından kat be kat tehlikeli karamsarlık tohumlarını ektikleri için, üstelik pişmanlık bir yana, pişkinlik gösterdikleri için lanetliyorum! 15 Kasım 2010.
Tarih boyunca yalnızca nefes alıp veren canlıları değil, ağaç gibi nispeten dolaylı yaşam sahibi olanları da hassasiyetle koruyan bir kültür medeniyetin fertleri olarak elbette hayvanların zarar görmesini arzu etmeyiz, ancak hayvanın da bir konumunun olduğu ve hiçbir zaman aile fertlerinin yerini alamayacağını da söylemeye gerek yok! Ancak Avrupalı, insanda bulunanı hayvanda arayarak bir bakıma Avrupa’nın iç çözülmesinin kodlarını gözler önüne sermektedir. Öte yandan hayvandan bin kat aşağı olan ve kimliğinde bir isim taşıyan; ancak insan demeye bin şahit isteyenler de azımsanmayacak kadar çok. Konu konuyu açıyor ister istemez. Ve maalesef gerçekler, satır aralarında aralarına mesafe koymaya çalıştığımız insan ile hayvanı istisnai örnekler ışığında yakınlaştırıyor, hatta!… Asıl konu Avrupa’da hayvana şiddet uygulanması; ancak maalesef bu tür olaylara ve çok daha korkunçlarına ülkemizde sıkça rastlanır oldu son zamanlarda!
Avrupa’da boy gösteren, boğanın mağdur edilmesi olayını ilk seyrettiğimde o hislerle Avrupa’daki boğa katliamlarına vd çarpıklıklara değinmeyi düşünmüştüm. Ancak o günlerde çeşitli nedenlerle bu yazıyı yazamadım ve süreç içerisinde konuyla bağlantılı pek çok olay ortaya çıktı. Aradan haftalar geçtiği için o günkü hisler soğudu maalesef ve konu hayli geniş kapsamlı hale geldi. Yazıyı ilerletmeye çalışırken hayli zorlandığımı da ifade etmek istiyorum. Çünkü sözüm ona insanların boğa ile oyun oynarken (!) gösterdiği ruh halinin kat be kat fazlasına toplumumuzda rastladık! Ve işin ilginç tarafı, olayların sırasını, tarihini unuttum! Olası karışıklıklar affoluna…
Avrupa’da hayvan ile oynarken lügatlerin sınırlarını zorlayan bünyelerin tavırlarını eleştirirken bir köşede duran sakat kediyi öldüren canlının (!) görüntüleri yansıdı ekrana! Üstelik adı geçen canlının yanında bir başka hayvan var. Belki de çevrede, hayvanlara olan şefkati ile tanınıyor bu özne. En kötü ihtimalle yanındaki hayvana fazlaca değer verdiği apaçık görülüyor! Her neyse. Bu kadarına değinip kurtulmayı düşünürken sevdiği kızı alamayınca onun annesini herkesin gözü önünde katleden canlının görüntülerin anımsıyorum! Hayatta en nefret ettiğim olaylardan biri de karşılık görmediği kimseyi veya yakınlarını öldürmek! Bu ne biçim ruh halidir! Sevmeyen kimsenin bir eline dünyayı ötekine ayı verseniz de yine hakikat usulünce yürüyecektir! Bu ruh halini anlatmak çok zor galiba.. Daha da kötüsü mağdur anne öldürülürken çevredekilerin sinema seyreder gibi bakması! Bu görüntüleri izlerken, aynı olayın yöremizde yaşanması halinde hemen herkesin canı pahasına olaya müdahale edeceğinden emin biçimde eyvahlar çektim. Ve büyük şehirlerin insanı insanlıktan çıkaran ruh halini anımsayarak farklı düşüncelere daldım. Bir aralık, İstanbul Taksim’de bankamatik yeri sorduğum seyyar satıcıların (İstanbul’u avuç içi gibi bildiklerinden hiç şüphem yok.) Üç Maymun’u anımsatan (Görmedim, duymadım, bilmiyorum) cevaplarını anımsadım ve çeşitli tecrübeler nedeniyle böyle davrandıklarını düşünüp hak vermekle birlikte bir insanın bu denli duyarsız olmasına üzüldüm yine de.. Her neyse.. Bu olay o kadar da can yakıcı değil, yalnızca çağrışım yaptığı için değindim!
Sözüm ona sevgilisini öldürüp parçalara ayıran ve her bir parçasını ayrı bir yere/çöp kutusuna atan canlıdan mı bahsedelim, onu öldürdüğüne üzülmeyip sadece parçalara ayırdığı için üzülmesine mi değinelim! Yoksa Testere (Saw) serilerinin Avrupa gibi toplumumuzu da derinden etkilemesine mi!! Sonuç ortada. Belli aralıklarla boy gösteren, hayvana rahmet okutan adımlara mı, geleneğin güçlü olduğu mekânlarda üç kuruşluk nedenlerle katledilen çoluk çocuk ve kadınlara mı yanalım! Ya da hangi bir kısır döngüye, gayri insanîliğe değinelim. Deveyi neresinden düzeltmeye başlayalım! Ahir zaman denilen zaman bu olsa gerek! İnsan aklı, daha fazlasını düşünmeye cesarete edemiyor belki; ama muhtemelen çok daha aşağılık adımlar boy gösterecek yakında! Güvenlik kameralarının, polislerin vicdanlara konulması kesin çözüm olsa da çiğ süt emen insanoğlu canilikte sınır tanımıyor ve insan ister istemez karamsarlığa düşüyor! Elbette ki kuzunun kurda emanet edileceği, herkesin adaletle tanışacağı düzen gelecek yakın bir gelecekte ve dünyayı huzurla dolduracak; ama o güne dek ufukta acıdan başkası pek gözükmüyor! Yine de tüm olumsuzluklara rağmen ümitsizlik pek doğru değil!..
Yazıya başlarken, hayvan bedeni/adı ve sıfatı taşıyan gerçek hayvanların karşılaştığı olumsuz muamelelere değinerek bu caniliği gerçekleştirenlerin gerçek hayvan olduğunu ifade etmeyi düşünüyordum. Ancak satırlar arasında ilerledikçe, adı hayvan olan, aklı olmayan ancak içgüdüleriyle dahi çok sayıda insanın göster-e-mediği erdemi gösteren hayvanları anımsadım. Ormanın kralı olmasına rağmen evladına en güzel şefkat gösteren aslanları, yırtıcı olmasına rağmen çocuklarına pamuk gibi şefkatli olan hayvanları düşündüm. Doğada kendi nasibinden başkasına tenezzül etmeyen, insanoğlunun her türlü çilesini çeken; ancak hayvan adı ile anılan canlıları düşündüm ve onlara rahmet okutan yaratıklara hayvan demenin en büyük hakaret olacağı sonucuna vardım. Bir hayvanın gösterdiği şefkati yavrusuna göstermeyip bebelerini kış soğuğunda sokağa atan, hayvanları ve insanları acımasızca katleden, insanları parçalara bölen canlılar için Belhum Adal ifadesi (Kura’nda hayvandan kat be kat aşağı olduğu bildirilen zihniyet) ancak kapsayıcı olacaktır!
Bu canlılar belki de, hatta büyük ihtimalle yaşamlarının ileriki bölümlerinde büyük pişmanlık duyacak yaptıklarından!.. Olaya fazlaca geniş bir çerçeveden bakınca biraz daha yapıcı olmak icap ediyor belki.. Ancak yapılanlar o denli aşağılık ki tarife sığmıyor ve geniş düşünmek istemiyorum! Hayvandan bin kat aşağı canlıları, insan adına leke getirdikleri için ve topluma atom bombasından kat be kat tehlikeli karamsarlık tohumlarını ektikleri için, üstelik pişmanlık bir yana, pişkinlik gösterdikleri için lanetliyorum! 15 Kasım 2010.