Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Tâbiînin büyüklerindendir. Zâhid, muhaddis, fakîh ve müfessirdir.

Adı, Ebû Sâid el-Hasan b. Ebi'l-Hasan Yesâr el-Basrîdir. Basrî nisbetiyle şöhret bulmuştur. Babası, Ashâb-ı Kirâm'dan Zeyd bin Sâbit el-Ensârî'nin kölesi, annesi ise, sevgili Peygamber'imizin temiz zevcelerinden, Ümmü Seleme'nin câriyesiydi. 641 (H.21) senesinde Medîne-i Münevvere'de doğdu. Doğduğunda teberrüken ad koymak üzere Hz. Ömer'e götürdüler. Hz. Ömer (r.a.), onun güzel yüzünü görünce: "Adı Hasan (güzel) olsun." buyurdu. Böylece Hasan adı verildi.

Hz. Ömer'in halifeliği zamanında dünyaya gelen Hasan Basrî'nin annesi ve babası, oğulları doğunca âzâd edildiler. Annesi hizmetini görmeye gittiğinde, Ümmü Seleme validemiz, onu kucağına alarak bağrına basıp, dua etti. Bu arada, Ümmü Seleme'nin Hasan'ı emzirdiği ve ondaki hikmet ve belagatin bundan dolayı olduğu söylenir. Ayrıca, Ümmü Seleme annemiz, kendisini Hz. Ömer'e götürdüğü ve onun için şöyle dua ettiği de rivayetler arasındadır: "Ya Rabb'i! Onu dinde fakîh kıl ve insanlara sevdir."

Çocukluğu Medîne-i Münevvere'de geçen Hasan Basrî, Arap lisânını iyice öğrendi. On iki, on üç yaşlarında Kur'ân-ı Kerîm'i ezberledi. Ashâb-ı Kirâm'ın büyüklerinden Hz. Osman, Hz. Ali, Abdullah bin Abbas ve daha birçok Sahâbî (r.a.) ile görüştü. En son vefat edenleriyle birlikte üç yüz sahabe ile görüştüğü rivayet edilir.

Ebû Tâlib Mekkî, Hasan-ı Basrî'nin tasavvuf yolunda imamları olduğunu söylemiştir. Enes b. Mâlik, kendisine bir mesele sorulduğunda, onun Hasan-ı Basrî'ye de sorulmasını, onun derin ilim sahibi olduğunu söylerdi.

On beş yaşından sonra Medîne'den ayrılarak, önemli ilim merkezlerinden biri olan Basra'ya gitti. Orada; Abdullah bin Abbas, Enes bin Mâlik, Abdurrahmân bin Semüre, Semüre bin Cündeb, Ma'kel bin Yesâr ve el-Esved bin Serî gibi büyüklerin derslerine ve sohbetlerine devâm etti. Abdurrahman bin Semüre, komutasındaki orduyla beraber Sicistan'a gitti. Yine İbn-i Ziyâd Horasan'a vali olunca, birlikte gitti. Bu zaman zarfında birçok Sahabî ile görüşüp hadîs-i şerîf rivâyet etti ve onlardan ilim tahsil etti.


Ashâb-ı Kirâm'ın, Peygamber Efendimizden bildirdiği din bilgilerini ve doğru inanış olan Ehl-i sünnet itikadını naklederek insanların hidayete kavuşmasına hizmet eden Hasan Basrî; ilmi, vakarı, sükûneti ve görünüşü itibarîyle Rasûlullah (s.a.s.)'e benzerdi. Hayatını ilim öğrenmeye ve öğretmeye vakfeden Hasan Basrî: "Bu ilmi kimden aldın?" diye soranlara; "Ashâb-ı Kirâm'dan olan Huzeyfetü'l-Yemânî'den." diye cevap verdi. "O kimden aldı?" diye tekrar sorulunca: "Hz. Huzeyfe bana dedi ki: 'Bu ilim, Rasûlullah Efendimizin bana bir ikramıdır. Çünkü herkes Rasûlullah'a hayırdan sorarlar, ben ise şerden sorardım. Çünkü kötülükleri yapmaya korkar ve kötü şeylerden sakınırsam, iyilikleri yapabileceğimi düşünürdüm.' diye cevap vermişti."

Ömrünün son yılları hastalık ile geçen Hasan Basrî, ölüm döşeğindeyken devamlı: "Biz Allah'ın kuluyuz. (Öldükten sonra) yine ona döneceğiz derler." mealindeki âyet-i kerîmeyi okudu. Vefat etmeden önce de: "İnsanoğlu sıhhatli ve hasta olduğu günlerde faydalı şeyleri yapsa ne iyi olur." diyerek şu vasiyeti yazdırdı: "Hasan bin Ebi'l Hasan şehâdet eder ki, Allah'ü Teâlâ'dan başka ilâh yoktur. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem O'nun Rasûlü'dür' dedikten sonra, Muâz bin Cebel'in rivayet ettiği: "Bir kimse ölüm anında sıdk ile Kelime-i Şahadet getirerek ölürse, Cennet'e girer." hadîs-i şerîfini okudu. Vefat etmeden az önce bir müddet kendinden geçip, tekrar kendine gelince: "Beni Cennetlerden, pınarlardan ve güzel konaklardan uyandırdınız." buyurdu. 728 (H. 110) yılında 88 yaşındayken, bir Cuma günü Basra'da vefât etti.

Hasan Basrî Hazretlerinin güzel sözleri ve nasihatleri meşhur olup pek tesirlidir. Bu sözlerinden bir kısmı şunlardır:
"Sonsuz olan Cennet, dünyada yapılan birkaç günlük amelin değil, halis bir niyetle yapılanların karşılığıdır."

"Dışın içe, kalbin dile uygun olması lâzımdır. Böyle olmamak nifaktandır."

"İnsan dünyadan üç şeye hasretle gider: Topladığına doymaz. Umduğuna kavuşamaz. Önündeki âhiret yolculuğu için, iyi azık temin etmez."

"Dünyanın senden sonra nasıl olduğunu görmek istersen, senden evvel ölenlerden sonra ne olduğuna bak!"

"Başkalarından sana söz getiren, senden de ona götürür. Onunla sohbet edilmez, arkadaşlık yapılmaz."

"Âlimler, asırların ve devirlerin ışıklarıdır. Her âlim, zamanının insanlarını aydınlatan bir kandildir. Âlimler olmasa, insanlar karanlıkta kalır ve insanlığını kaybederler."

"Kul bütün ilimleri elde etse, kuru ağaç gibi oluncaya kadar ibadette bulunsa, fakat midesine giren şeyin haram olup olmadığına dikkat etmese, Allah Teâlâ onun hiçbir ibadetini kabul etmez. Dünyanın fâniliğini, nimetlerinin geçiciliğini ve ölümün mutlaka geleceğini unutmak, mümine yakışmaz."

"Dünya üç gün gibidir. Geçen gün, geçip gitmiştir artık. Geri döndüremezsin. Ondan ümit kesilmiştir. İkinci gün, içinde bulunduğun gündür. Bunu ganimet ve fırsat bil. Üçüncüsü ise, gelecek olan gün ki, sen ona ulaşır mısın belli değil. Belki de gelecek olan güne kavuşamadan ölürsün."

"Kalbin fesada uğraması, bozulması altı şeyden olur: Tövbe etmek ümidiyle günah işlemek, ilim öğrenip onunla amel etmemek, amel ettiklerinde de ihlâsı gözetmemek, Allah Teâlâ'nın verdiği nimetlere şükretmemek, Allah Teâlâ'nın taksim ettiği rızka razı olmamak, Ölüleri defnedip ibret almamak, öleceğini düşünmemek ve âhiret için azık hazırlamamak."

"Ey insan! İnsanların çokluğuna bakıp da aldanma! Çünkü sen yalnızsın, yalnız öleceksin, kabre yalnız gireceksin, yalnız kabirden kalkacaksın ve kendi hesabını vereceksin."

Bir gün Hasan Basrî'ye birisi gelip: "Filan kimse, seni çekiştirdi, gıybet etti." dedi. Buyurdu ki: "Sen o zâtın evine niçin gitmiştin." Adam: "Misafir olarak davet etmişti." dedi. "Sana ne ikram etti?" deyince: "Çeşitli yemekler ve meşrubat.." diye cevap verdi. Hasan Basrî Hazretleri: "Bu kadar yemekleri, içinde sakladın da, bir çift sözü saklayamayıp bana mı getirdin!" buyurdu. Daha sonra kendisinin aleyhinde konuşan kimseye, bir tabak taze hurma ile birlikte, özür dileyerek, şöyle haber gönderdi: "Duyduğuma göre sevaplarını, benim amel defterime geçirmişsin! İsterdim ki, karşılık vereyim! Kusura bakmayın! Bizim hediyemiz sizinki kadar çok olmadı."

"Mü'min, daima nefsinin hâkimidir. Onu Allah için inceler. Dünyada nefsini murakabe edenlerin hesabı, âhirette kolay olacaktır. Kendilerini murakabe ve muhasebe etmeyenlerin hesabı da zor olacaktır." dediği bilinmektedir.

Hasan-ı Basrî, hüzünlü olmayı kendine şiar edinen bir sûfi olarak temayüz etmiştir. Dünyadan kaçış, zâhidâne bir hayat, nefsinden hiçbir zaman emin olmama, işte bunların hepsi, onda hükmün kaynağını teşkil etmektedir.

Hasan-ı Basrî'de Allah aşkı (muhabbettullah) zirvededir. O'na göre Allah aşkı manevî hayatın en yüksek noktasıdır. Çünkü bu aşk, Allah'a doğru yükselişin meyvesidir.

Cennette Allah'ın zâtının ihatasız olarak görülebileceğini kabul eder. İyiliği emir kötülüğü nehyetmek kuralı, O'nun hareket noktasını oluşturmaktadır.

Hasan-ı Basrî Hazretleri tasavvuf yoluna girmeden önce inci ticareti ile meşgul oldu. Bu yüzden Hasan-ı Lü'lûî diye anıldı.

Basra Hâkimi olan Muhsin Ali'den ders alarak tasavvuf yoluna yöneldi. Tasavvuf yolunda kısa zamanda ilerleyip manevî derecelere yükseldi. Hiçbir zaman halktan bir şey kabul etmedi. Ancak hocası Muhsin Ali'nin izni ile vâz edip, talebelerini yetiştirdi.

İlim ve faziletlerinden istifade ettiği Ashâb-ı Kirâm ile kendi içinde bulunduğu nesli kıyas ederek: "Siz onları görseydiniz mecnûn (deli) zannederdiniz. Onlar sizin iyilerinizi görseler: 'Bunlar iyilik ve hayırdan nasipsiz kimselerdir.' kötülerinizi görseler: 'Bunlar da Müslüman mı?' derlerdi." buyurdu.

Dünyaya düşkün kimse, muradına kavuşamaz. Bir gün olsun rahat nefes alamaz. Her gün, ayrı bir düşünce, keder getirir. Derken dünyaya o kadar dalar, ömür biter de ecel bir gün onu yakalayıverir. Sonunda, azıksız âhiret yolculuğuna çıkmak zorunda kalır. İşte böyle duruma düşmekten sakın.

Basra'da Hasan-ı Basrî Hazretlerinin sohbetlerini dinleyen ve ondan istifade eden tasavvuf ehli arasında Râbiatü'l-Adviyye, Mâlik bin Dînâr, Habîb-i Acemî gibi zâtlar da vardır. Tasavvuf hakkında söylediği sözler, diğer evliyadan işitilmezdi.

Pek çok âlim ve velî yetiştirmiş olan Hasan-ı Basrî Hazretlerinin tasavvuftaki yolunu dört halîfesi devam ettirdi. Bu halifeleri, Mâlik bin Dînâr, Utbe-i Gulâm, Ebû Hâşim-i Mekkî ve yerine vekil bırakmış olduğu Habîb-i Acemî'dir. Hasan-ı Basrî'nin, Hz. Ali'den aldığı tasavvuftaki yoluna daha sonra Edhemiyye ve Çeşdiyye adları verilmiştir.

Yararlanılan Eserler
1. İbn Sa'd, Tabakât, VII/I, 114.
2. Altıntaş, Hayrani, Tasavvuf Tarihi, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, 1986, s.61-65.
3. Feridüddin Attar, Tezkiretü'l Evliya, s. 29-32.
4. İslâm Âlimleri Ansiklopedisi

Rehber Dergisi Ağustos 2005
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
MEVLAM bizleri salih kullarindan ayirmasin....
 
Üst Alt