Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
hayâ duygusunda zaafiyet ve yozlaşma



"Bir insan İslama sadık kaldıkça, herşey onun tarafına doğru yol alır ; Toplum, güneş, ay hatta yıldızlar. "

Gecesi gündüz gibi aydınlık olan bu din, karanlık bir gecede siyah taşın üstündeki siyah karıncaya dikkat etmemizi bize öğretirken; insanın yozlaşmasının kalbinin taa derinliklerinden geldiğine de dikkat çekmiştir.

Yozlaşma, kelime manası ile tabii, doğal, yaratılıştan gelen dokunun veya ilişkilerin bozulması, ölçüye uygun gözüken ama ölçü dışı olması... Yozlaşmalar, ferdi ve toplumsal bazda olmakta ayrıca eşyayı yani çevremizi de etkilemektedir. Doğru kabul edilen, fıtrattan gelen değerlerin sulandırılması, seyreltilmesi, süte veya ayrana kıvamından fazla su katılması gibidir. Değerleri korumak özen ister. Bazı değerler ise insana ve eşyaya özen gösterir. Değerlere özen göstermek insanları, insanlara özen göstermek ise, değerleri korur.

Var olan toplumlara bakın! bir bozukluk görüyorsunuz değil mi? yani yozlaşma... Sebebi ise basit bir etkene dayanıyor: utanma duygusu. Bu duygu nasıl oluşmakta, yozlaşanlar ve yozlaştırılanlar nasıl oluşmakta? Bu konuda öncelikle, tüm kitapların bir kitabı anlatmak için yazıldığı,
Kuran'ı Kerim'e bakmak, incelemek gerektiğini anlıyoruz. Zira tüm insanlığın hayat düsturu, Allah İnsan ilişkisinin nasıl olması gerektiğini anlatan kulluk kitabı, özellikle tertip sırası ile kitabı projeksiyona tâbi tuttuğumuzda şunları algılamaktayız.

Önce besmele ile başlıyoruz.
Bismillah,
Allah adı ile başlar ve bize nedensellik kanununun ilki, olmazsa olmazını öğretir yani herşey, ilk başlangıç Allah ile sonrası, Fatiha suresi ile devam eden iman, hamd, ibadet, sığınma, duâ ve dosdoğru yolu isteme, gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil salihlerin yoluna.

İnsan olmaya atılan ilk adımdan sonra, bir şifre ile karşımıza çıkan Bakara suresi, salihlerin yolunun kitabından bahseder ve üç insan tiplemesi ile inanan, inanmayan ve inanır görüneni anlatır, artık muttakiler belli olmuştur yani Allah'tan korkanlar. Sure, insanın yaratılışı, Adem, İbrahim ve yahudiler anlatılırken, ilmi alıp amelini yapmayan yahudileşenlere de dikkat çekilmektedir.
Ali İmran suresinde ise, hıristiyanlar ve körü körüne amele saplanıp ilmi terkeden hıristiyanlaşanlar anlatılmaktadır.
Nisa suresinde Salihler toplumu; Maide suresinde salihlerin nasıl bir hukuk üzere olacağı; En'âm suresinde hayvan ve hayvanlaşanlar; Araf suresinde arada kalanlar, cehenneme bakıp sevinenler, cennete bakıp üzülenlerin trajedisi görülmektedir. Ve Enfal ile Tevbe sureleri ile insanlığın psikolojisi anlatılırken ancak Allah için mücadele edenlerin mutluluğu bulacağı, esenlik yurduna ulaşacağı işlenmektedir.

Sünnetullah gereği,
Allah (c.c.)'ın insanoğluna vahyettiği kulluk kitabı Kur'an'ı bilmeyenler; bilipte gereğini yapmayanlar; Kur'andaki ölçüleri ciddiye almayanlar; ölçüden çıkanlar; Alemlerin Rabbi Allah'ın rızalığını düşünmeyenler; Allah'ın razı olduğunu, O'nun razı olduğu şekilde yapmayanlar; başka alternatif kulluk kitaplarının muhatapları olacaklardır ve olmaktadırlar. Başka kulluk kitapları yani beşeri dinlerin kitapları ise asırlardır insanlığı kan, gözyaşı, sömürü, ezilmişlik, günaha bulanma ve yozlaşma dan başka bir şey vermemiştir ve vermeyecektir de. İnsanlık, geçmiş tarih ile bunların şahididir.

Günümüzün beşeri dini olan kapitalizmin ise, insanlığın yozlaşmasında ki fonksiyonu ise tartışılmaz. Yozlaşmanın çok basit bir sebebi var.

İki cihan serveri Allah Rasulü (a.s.v.) buyurdu ki: "Hayâ, İmandandır." Kim ki utanmıyor, istediğini yapsın! Kapitalizm, insanların ar ve hayâ duygularını kaybettirmektedir.

Her şeye ekonomik sebeblerle bakmayı öğreten kapitalizm, erkekleri, kadınları, çocukları utandığı ve sıkıldığı ortamlarda çalışmayı mazur göstermektedir.

Ekonomik gerekçelerin arkasına sığınan bu insanlar, yozlaşmanın da kapısını aralamaktadırlar. Ayrıca kapitalizmin bu yozlaşmayı hızlandıran sosyologları, psikologları, antropologları da mevcuttur.

En'âm suresi 112.113.ayetlerde bahsedildiği üzere, insan ve cin şeytanlar, insanları peygamberin yolundan alıkoymak için yaldızlı ve güzel sözler söylerler. Ve yaldızlı güzel sözlerle yozlaştırırlar.
Güncel örneklerle sözümüzü bağlayalım: Bugün, batı orijinli bir hayatı yaşayan, plaja iç çamaşırı ile girmeye kalksa kınanırken, farkı olmayan mayo ile girince tabii karşılanmaktadır.

Sokağa pijama ile çıkamazsınız, zira size öğretilen örtünmenin zorunluluğu değil giyinmenin zorunluluğudur. Peki, kadın iç çamaşırı satan ve ondan alanlara ne demeli! Bu iç çamaşırı alışverişi umursamazlığı korkunç değil mi? Bir kadının bir erkeğin saçları ile saatlerce oynamasına süs ve güzellik adına nasıl izin verildi, Bu işler kadınlara nasıl kabul ettirildi? Anlamak mümkün değil.

Şu kadarını söyleyelim, bu kapitalizmin dayattığı uygarlık, hayâ duygumuzu inciten pek çok olgunun uygarlık, özgürlük, insan hakları gibi yaldızlı güzel sözlerin ve yüksek fikirler (!)'in himayesinde bize kabul ettirildiğidir... ( *)

Hayâ duygusu, Harama yaklaşmanın en ufak cezasıdır. Utanıyor iseniz, bu salih toplumlar ve salih kişiler için en büyük cezadır. [B] İnsanoğlu, hayâ duygusu ile hareket ettikçe, haramdan uzak durmayı başarmaktadır. Hayâ terk edilince günaha bulaşma kolaylaşmaktadır[/B]. Buradan da anlaşılıyor ki, hayâ duygusu, insanoğlunu günahtan koruyan bir kalkandır. Allah Rasulü (a.s.v.) buyurdu ki: "Hayâ iyilikten başka bir şey getirmez ."

Her türlü kötülük, hayâsızlıktan kaynaklanıyor diyebiliriz. İnsanoğlu, iyilik ile kötülük arasında gidip gelmektedir. Özü ise, utanma duygusu ile doğru orantılı değişime uğramaktadır. Utanma duygusu yoğunlaştıkça, insani yönü güçlenen insanın, utanma duygusu gevşedikçe de insanî yönü de gevşemekte, yani insan olmaktan uzaklaşmaktadır. (**)

Yozlaşma, kitaptan uzaklaşma ile başlamaktadır;
Kitaptan uzaklaşanlar, Dinde yozlaşırlar;
Dinde yozlaşanlar, Ahlâkta yozlaşırlar;
Ahlâkta yozlaşanlar, Hayâ da yozlaşırlar;
Hayâ da yozlaşanlar, Amelde yozlaşırlar;
Amelde yozlaşanlar, İtikatta yozlaşırlar;
İtikatta yozlaşanlar, İlimde yozlaşırlar;
İlimde yozlaşanlar, Düşüncede yozlaşırlar.
Düşüncede yozlaşanlar, İlmi; İlimde yozlaşanlar, İtikadı; İtikatta yozlaşanlar, Ameli; Amelde yozlaşanlar, Ahlâkı; Ahlâkta yozlaşanlar, Hayâ yı; Hayâ da yozlaşanlar, Dini; Dinde yozlaşanlar, Kitabı Kaybetmişlerdir... Kitabı kaybeden ise, kendini kaybetmiştir. Kendini kaybedenin yozlaşması ise malumunuzdur
.


Yusuf Konukoğlu
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
İki cihan serveri Allah Rasulü (Aleykümselam.v.) buyurdu ki: "Hayâ, İmandandır." Kim ki utanmıyor, istediğini yapsın!

ALLAH razı olsun ablam.yüreğine sağlık..
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
ORiJiNAL YAZARI : Necmeddin
İki cihan serveri Allah Rasulü (Aleykümselam.v.) buyurdu ki: "Hayâ, İmandandır." Kim ki utanmıyor, istediğini yapsın!

Allah razı olsun ablam.yüreğine sağlık..

ellerine sağlık aneyim...
 

DuaM

cici anne :)
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,561
Aldığı Beğeniler
10
Takım
Galatasaray
Allah ın en çok sevdiği kulları haya sahibi olanlardır....

Allah razı olsun...
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Allah (cc) razı olsun güzel paylaşımdı ellerine sağlık....
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
HAYA

Bazı işlere başvurmak, insanın hayvanî yaradılışının kuvvetli olmasına bağlıdır. Zina, hırsızlık, yalancılık ve yapılması yasaklanan öteki suçlar gibi... Bu fiillerin hepsi insan fıtratına aykırıdır. Kur'an-ı Kerim'de, bahis konusu işler için, terim olarak "Münker" (kötü işler) deyimi kullanılmıştır.
Bu kelimenin lûgat karşılığı "bilinmeyen" (meçhul), yahut da "tanınmayan" (gayrimaruf) demektir. Sözü geçen fiillere "münker" denmesindeki amaç şudur:

İnsanın yaradılışı, fıtrat va tabiatı, bu gibi işleri tanımaz ve bilmez. Ancak hayvanî taraf kuvvetlenip zorlansa, insan, o zaman bunlara başvurur. Hatta istekle değil, hayvanî tabiatın etkisiyle, yani mecburiyet altında... Esasen insanın yaradılışı, insanlık tabiatı, bütün "münker'lerden kaçınmak ister. Nitekim, şeriat ve hikmet sahibi Efendimiz (salât ve selâm ona olsun) de bu meseleye işaret etmişlerdir. Bu bakımdan kötü işlerden kaçınmaya utanma duygusu" (haya) denmiştir.

Haya, utanma ve ar anlamındadır. İslâm terminolojisine göre "haya" "münker"den çekinmek ve kaçınmak duygusuyla insanın kendi kendisini ayıplaması, bu gibi fiillerden uzaklaşması demektir. Haya, kötü işlerden, utanılacak şeylere başvurmaktan meneden duygudur. O, insanın insanî yanını kuvvetlendirir. Hayvanlık yönünün ortadan kalkmasını, hiç olmazsa zayıflamasını sağlar. İslâmî ahlâk eğitim ve öğretiminin özü, insanın içinde gizlenmiş bulunan "haya"yı kuvvetlendirmek, onu ilim, anlayış, şuur ve düşünce gıdalarıyla besleyip geliştirmektir. "Utanma duygusu" aracılığıyla derli-toplu bir ahlâk fikri edinmek, bu şuuru insan varlığı için bir gözcü, bir koruyucu şekline sokmaktır. Böyle bir "haya" anlayışı, aşağıdaki hadisin tam açıklaması demektir:

"Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâm'ın ahlâkı 'haya' dır."Bu hadisi iyice anlamak için başka bir Peygamber sözünü hatırlamak gerekir:

"- Haya etmezsen bildiğini yap!"

Nitekim, hayvanî istekleri önleyici vasıtaların başında "haya" gelir. Haya, insanı, insanî yaratılışa yöneltir. Hayvanî yaradılışın ve tabiatın kötülüklerine engel olur. "Haya"lı olduğu müddetçe insan, herhangi bir "münker"e yanaşamaz.

O halde haya, insan için çok önemlidir. Zira o, tâ yaradılış i demlerinde fıtratına konmuştur. Duruma ve yerine göre şekildon | şekle girer. İnsanı kötülüklerden korur. Burada artık düşünüp taşınma diye birşey yoktur, insanın içine, kendi kendine, birşeylor doğar ve onu kötülüklerden sakındırır. Fakat insan kendisini bilmeyince hayvanî duyguları yavaş yavaş gün yüzüne çıkar. İnsanî hisler zayıflar. Artık o, "münker"den çekinemez. Haya denilen duygu, gitgide silinip kaybolur. Ortadan kalkar. Yani | "hadis-i şerifteki durum meydana gelir.

"Haya olmadıktan sonra bildiğini yap!"

İslâmî ahlâk eğitiminin amacı, utanma duygusunun varlığını korumaktır. Zirâ haya, bilgisizliği ortadan kaldıran, hayvanî duyguların insanî değerleri yenmesine engel olan metodun ismidir. O, insanı sadece kötülüklerden alıkoymakla kalmaz, içinde gizlenmiş bulunan behimî hislere bağlı fiil ve hareketlerin de önünü kapatır. Beşerin tabiatında bulunan "kötülüklere meyletme" duygusunu köreltir. Dejenerasyona götürücü faktörlerin sonuçlarını, daha önceden, birer birer haber verir. Böyle olunca, kalbleri gerçeklere açık insanlar, sonradan karşılaşılacak kötülükleri, meydana çıkmazdan önce önlerler. Bundan başka, ahlâkî eğitim ve öğretime yetişmiş bulunanlar, utanma ve haya konusunda o kadar titizce davranırlar ki, "münker"e en ufak bir meyil söz konusu olamaz. Hatta gizlice de olsa, ona doğru yö nelemez. Hatta daha ileri giderek deriz ki, bunu akıl ve hayalle rinden bile geçirmezler. Çünkü haya, derhal önlerine dikilir ve işareti verir:

"DİKKAT!"

islâm'ın ahlâk sisteminde "haya"nın çerçevesi çok geniştir. Hayatın hangi dalında olursa olsun, hayadan kaçmak mümkün değildir. Medeniyet ve toplu yaşama konusunda, insanların seksüel ilişkileriyle ilgili meselelerde İslâm, ahlâkî düzeltmek için "haya"dan çok faydalanır. Zira cinsî bahislerde insan bazan ' kaçamak yapmak isteyebilir. İşte o zaman, haya derhal harekete geçer:
- Ey cahil! Ne yapmak istiyorsun?
diye uyarmada bulunur. Demek oluyor ki, haya burada bir gözcü vazifesi görmektedir.



iktibas
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
BİZİ NEREYE GÖTÜRÜYOR?

Hayâ; nefsin çirkin şeylerden sıkılması ve bunun için kötü şeyleri terk etmesi, hoş ve güzel olmayan bir şeyin ortaya çıkmasından, kalpte meydana gelen bir rahatsızlık olarak ifade edilebilir. Hayâ, herkese nasip olmayacak kadar değerlidir.

İffet ve hayâ, utanma duygusuyla beraber çalışır. Topluma baktığımızda, utanma, arlanma duygusu, temizliğin işareti olan iffeti bulmak, bir hayli zorlaşmıştır. Ar damarı çatlamış olmak, tehlikelidir. Çünkü Allah tan korkmayan, kuldan utanmayan, her türlü kötülüğü rahatlıkla yapabilmektedir. Hayâdan mahrum kişi arlanmaz, utanmaz.

Hayâ, imanın nizamıdır. Bir şeyin nizamı bozulunca parçaları darmadağın olur. Her dinin bir ahlâkı vardır, İslâm'ın ahlâkı da hayâdır (Hadis-i şerif; İbn Mâce, Zühd, 17). Hayâ yoksa iman da tehlikeye girmiştir.

Giyim-kuşam ve modanın ön plana çıkardıkları, dini hassasiyetlere göre tasarlanmaz ise müslümana göre değildir. Dekolte giyim, hayâdan mahrumiyetin göstergelerindendir. Açık saçık giyinenler için, ar damarı çatlamış tabiri kullanılır.

Bu durum, giyenler ve görenler tarafından ele alınacak olursa; birçok kişi beğenilmek ve dikkat çekmek ihtiyacıyla bu giysileri giymektedir. Bir de moda ve özenti tarafı var tabii. Estetik ile cinselliği ön plana çıkaran kıyafetleri, birbirinden ayırabilmek gerekir. Estetik, renk uyumu, yakıştırma ve hoş görünüş ile ilgili ayrı bir durumdur.

İnsanlık mı Cinsellik mi önemli?

Göz neredeyse gönül oradadır. Kim ne tarafını ön plana çıkarıyor ise karşı cinsin muhatabını o noktalar ile değerlendirmesi kaçınılmaz hale gelebilir. Tabi bu noktada, haram olan göz zinasından sakınmak da ayrı bir konudur. Olaylar çok boyutludur.

Ama çoğu defa merak edilmiştir, o incecik çorap, kıyafet ve derin dekoltelerle soğuk günlerde üşümez mi bu kişiler? Tabii model ekranlarda boy gösterenler olunca, stüdyo çekimleri ile sokağı karıştıran zavallılar, hem maddî ve hem de manevî sıhhatten kendilerini mahrum etmektedirler.

Dikkat edilirse günümüz kadın giyiminde, din ve imanımızın tam aksine, kadının vücut hatları ön plana çıkarılmaktadır. Bu durum karşı cinsin ilgisini, hangi yönde çeker dersiniz? Vücut hatlarının, cinselliği ön olana çıkaran bir durum olduğu takdir edilecektir herhalde. Peki, insani bir yaklaşım için cinselliği değil, insanlığı ön plana çıkaracak olan bir kıyafet daha verimli bir iletişimi sağlamaz mı? Bunu okuyucularımızın takdirine bırakıyorum.

Gençler neyi örnek alıyor?
Genç kızlarımız, hatta yetişme çağındaki çocuklarımız neyi görürlerse onu model alırlar. Ekranlar, bu anlamda önem arz ediyor. Tabiî işyeri, mahalle, apartman ve aile çevresinde ön plana çıkan modellenecek kişiler de bu noktada önemlidir. Öğretmen, yazar, sanatçı (!) vb. etkili kimlikler de modellenme noktasında dikkat çekicidir.

Erkeklerin o dar pantolonları giymesi de aslında, ne sıhhat ve ne de rahat bir hareket için uygun değildir. Buna rağmen neden insanlar, o darlıkların içine hapsolunurlar? Bunların kısırlığa neden olabileceği de söz konusudur. Kendine değer vermeyenler, başkalarından değer dilenmek durumunda kalırlar. Ama bir karşılık bulamazlar. Fert ve toplum ilişkilerinde kişi ne almak istiyorsa onu vermelidir. Saygı görmek istiyorsanız, saygı göstermelisiniz. Hoşgörü ile muamele görmek istiyorsanız, hoşgörü ile hareket etmelisiniz. Siz öfke ile baktığınız kimseden tebessüm görebilir misiniz? Bu noktada rüzgâr eken fırtına biçer özlü sözünü hatırlamak gerekir.


devamı var uzun olduğu için aktarmadım
DR. HÜSEYİN EMİN SERT
gulistan dergisi
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Yozlaşma, kitaptan uzaklaşma ile başlamaktadır;

Demekki o zaman bol bol anlamı ile beraber bol bol en az bir cüz okumamız lazım kitabımızı.

Rabbim hakkıyla okuyup ahlaklanan kullarından eylesin bizler.

Allah razı olsun abla güzel bir yazı
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
ORiJiNAL YAZARI : hayrullah
Yozlaşma, kitaptan uzaklaşma ile başlamaktadır;

Demekki o zaman bol bol anlamı ile beraber bol bol en az bir cüz okumamız lazım kitabımızı.

Rabbim hakkıyla okuyup ahlaklanan kullarından eylesin bizler.

Allah razı olsun abla güzel bir yazı

ALLAH cc sizdende razı olsun
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Cinsel obje olmak istemeyen

Cinsel bir obje değil de, insan olarak muamele görmek isteyen, ona uygun bir giyim ve tavır sergilemelidir. Müslüman kadının giyim ölçülerine, Nur Suresi 30-31. ayetlerde değinilmiştir. Ayette başörtülerinin omuzlar üzerinden salınmasının istenmesi, kadının güzelliklerinin en önemlilerinden olan saçtan sonra, göğüs kısmının da dikkatlerden uzak tutulmasına dönük bir emir olduğu unutulmamalıdır. Alt beden kıvrımlarının ön plana çıkarılması ise en inanılmaz hayâsızlık göstergelerinden sayılan bir davranıştır. Asıl olan kadın ve erkeğin cinsel bir obje değil, insani bir değer olarak görüntü verebilmesidir.

İman, kişinin her şeyine hükmetmesi gereken bir değerdir. Giyim-kuşam, tutum-davranış, hal-hareket, konuşma, gidilip gelinen yerler vs. noktasında, dinimin bu noktadaki görüş ve yaklaşımı nedir, sorusunun cevabı olumlu ise o iş veya yere devam edilebilir. Aksi halde, imanın müsaade etmeyeceği bir tutumdan uzaklaşmak gerekir. Veya kişi din karşısındaki durumunu yeniden gözden geçirmelidir. Tabi kaide-i külliyeye göre, tamamına ulaşılamayan şeyin, bir kısmı da terk edilmez. Ama inandığını söyleyen kişi, en azından bu noktada, eksik ve kusurlu olduğunu fark etmelidir.

Hayadan taviz verilemez

Kolaylaştırmak, zorlaştırmamak, müjdelemek nefret ettirmemek, müslümanın ana prensiplerindendir. Ama bu, yozlaşmayı ve özden uzaklaşmayı hoş görmek noktasına getirilmemelidir. Ölçüler ve hudutlar açık ve nettir. Eksik ve kusurlu olan haddini bilmeli, kendi durumunu kurtarmak için, dinin ölçüleriyle oynamaya kalkmamalıdır. Bu noktadaki cahilce cesaret, imanî açıdan da tehlikeye düşmeye sebebiyet verir. Yani kimse ölçüleri kendine uydurmaya kalkmamalı, kendisi ölçülere uymaya çalışmalıdır. Eksikleri ve hatayı kabullenmek de irfandandır.

Ateş ile barutu bir araya koyanların, neticedeki patlamadan şikâyet etmeye hakkı yoktur. Bu noktada kız-erkek münasebetlerinde, dini hassasiyeti olanların, helvet-i sahiha denilen, üçüncü kişilerin müdahil olamayacakları ortamlardan uzak durmaları gerekir. Sosyal kontrolün azaldığı toplumlarda, bazen değil üçüncü kişiler, toplum bile etkili olamamaktadır. Böyle durumlar, hayâ ve iffetten tamamen uzaklaşıldığının acı göstergelerindendir.

Herkes el değmemiş hayat arkadaşı arıyor. Ama flört dönemindeki bazı aşırılıkları da meşru görüyor. Bu, bir çelişkidir. El değmemiş isteyen el değdirmemeli, göz değmemiş isteyen; yangözle veya şehvet gözüyle bakmamalıdır. Cinsel obje olmayı kendine yediremeyen de, cinselliği ön plana çıkaran hayâ ve iffetten uzak kıyafetler ile sokakta ve insanlar arasında dolaşmamalıdır.

İstiklal Marşı şairimizin nice yıllar önce dile getirdiği dizelerde anlatılanları, gönümüzde yaşananlar çok daha aştı. Bunu hepimiz, internet, televizyon, dergi, gazete ve sokaklarda istemesek de müşahede eder hale geldik.


Öyle murdarını görmekte ki insan fuhşun;
Bırakın söylenemez: Mevki'imiz câmi'dir;
Başka yer olsa da tafsile hayâ mâni'dir.


Hayasızlık imanı götürüyor!

Yani bazı şeyleri yazıyla bile tahlil etmeye hayâ duygusu mani oluyor. Yaşayışında ve giyim tarzında hayâ sınırlarını zorlayanın, iman dairesinde olması tehlikeye girmiştir. Bu noktada herkes kendi durumunu yeniden gözden geçirmek durumundadır. Rabbim insanlığı ve hususiyle Müslüman olduğunu düşünenleri hayâdan mahrum etmesin. (Amin)

Eski savunma sistemlerinde, iç kale, dış kale, coğrafi sınır gibi geçiş noktaları vardı. Bunun gibi imanı koruyan sınırlar da vardır. Farz, vacip, sünnet ve adaptan mahrum bir imanı muhafaza etmek mümkün olmaz. Haram, mekruh ve günaha dalan kimseye, inandığını söylemesinin faydası olmaz. Dini hayat, bütünlük ifade eder. Kim ne kadarına erişmiş ise dini ve imanî güzelliklerden o kadar istifade eder. Dinimizi bir değer olarak görüyor isek, onun güzelliklerini hayatımıza taşımaya gayret etmeli, iman ve hayâdan mahrum olanların dümen suyunda basit bir taklit objesi olmamalıyız. Herkes durumunu gözden geçirmeli, nerde olmak istediğine karar vermelidir.

Kötülüklerin böylesine yaygınlaşabilmesi, Müslümanların ciddi bir farz olan iyiliği tavsiye ve kötülükten uzaklaştırma vazifesini terk etmelerinden dolayıdır. Bunun yerine ikame edilmeye çalışılan bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın sözünün neticesini anlayabilmek için kendi evlat ve torunlarımızın durumuna bakmamız yeterlidir sanırım.

O yılan semirdi, bizi de yutacak hale geldi. Hayâ ve iffet, ikinci plana itildi. Ya Rab bizi affet, rahmetinle muamele et. Bize, şuur ve iz'ân ihsan et, bizi kendine lâyık kul et. (Amin)


DR. HÜSEYİN EMİN SERT
gulistan dergisi
 
Üst Alt