Gönlün titremesidir hayâ Gönül ki kurtulmuştur da ağırlıklarından, bir yaprak kadar incelmiştir
İşte o nazenin yapraktır müminin gönlü Titrer bir günah, bir yanlış, bir aykırı hal gördüğünde Gün gelir, daha bir incelir de, görmek bir yana, işlemek bir yana, bir günahı düşünmek titretir, O'nu hakkıyla bilmemek titretir o nazenin gönlü
Rabbi'ni düşünür de titrer Taşta-toprakta, insanda, kendinde Rabbi'ni görür de, taştan-topraktan, insandan, kendinden hayâ eder
Her ibadet mutlaka zikirdir, zikirledir
Namaz kılacak kişi daha abdeste yönelirken zikir halindedir
Oruç tutacak kişi sahur hazırlığı yaparken zikir halindedir
Hayâ ise zor zamanda zikirdir Karşımıza çıkıveren bir günah karşısında Allah'ı hatırlayarak utanmak, günahtan el çekmektir
Günahın cazibesine, albenisine rağmen durmaktır
Hayâ, mütevazi bir iklimdir
Ezelde ruhumuza nakşolunan aslî halimizdir
Layık bir kul olamadık Rabbim, utanırız
Taştan-topraktan, kullarından, kendimizden hayâ ederiz
Kullarını utandırmaktan hayâ ederiz ki, bizi utandırma!
Müjde, bir kudsî hadisle gelir, yetişir: “Ey Kulum! Sen her ne kadar günahkâr isen de, bu günahlarından korkup hayâ ediyorsun İzzetim ve celalim hakkı için senin günahlarını insanoğlunun gözünden, gönlünden gizlerim Gözünün hıyanetlerini, gizli kabahatlerini meleklerin anlayışından saklarım Hatalarını ve günahlarını Levh-i Mahfuz'da Kiramen Kâtibin'den gizlerim Kıyamet günü muhasebe mak----- geldiğinde hesabını kolay görürüm”
Medeniyetimiz hayâ üzre kurulmuştur
Bu topraklar nakış nakış hayâ ve edeple işlenmiştir
Kur'an olan odada uyumaz, sabaha kadar uykusuz beklerdi,
Arapça yazılı bir kağıt parçasını Kur'an yazısıdır diye yerde bırakmazdı bu toprağın insanları
“Burnunun ucunu göstermekten ar ederdi sütninem”
Ve, sevgilinin yüzünde yabancı bir bakış okunurdu:
İşte o nazenin yapraktır müminin gönlü Titrer bir günah, bir yanlış, bir aykırı hal gördüğünde Gün gelir, daha bir incelir de, görmek bir yana, işlemek bir yana, bir günahı düşünmek titretir, O'nu hakkıyla bilmemek titretir o nazenin gönlü
Rabbi'ni düşünür de titrer Taşta-toprakta, insanda, kendinde Rabbi'ni görür de, taştan-topraktan, insandan, kendinden hayâ eder
Her ibadet mutlaka zikirdir, zikirledir
Namaz kılacak kişi daha abdeste yönelirken zikir halindedir
Oruç tutacak kişi sahur hazırlığı yaparken zikir halindedir
Hayâ ise zor zamanda zikirdir Karşımıza çıkıveren bir günah karşısında Allah'ı hatırlayarak utanmak, günahtan el çekmektir
Günahın cazibesine, albenisine rağmen durmaktır
Hayâ, mütevazi bir iklimdir
Ezelde ruhumuza nakşolunan aslî halimizdir
Layık bir kul olamadık Rabbim, utanırız
Taştan-topraktan, kullarından, kendimizden hayâ ederiz
Kullarını utandırmaktan hayâ ederiz ki, bizi utandırma!
Müjde, bir kudsî hadisle gelir, yetişir: “Ey Kulum! Sen her ne kadar günahkâr isen de, bu günahlarından korkup hayâ ediyorsun İzzetim ve celalim hakkı için senin günahlarını insanoğlunun gözünden, gönlünden gizlerim Gözünün hıyanetlerini, gizli kabahatlerini meleklerin anlayışından saklarım Hatalarını ve günahlarını Levh-i Mahfuz'da Kiramen Kâtibin'den gizlerim Kıyamet günü muhasebe mak----- geldiğinde hesabını kolay görürüm”
Medeniyetimiz hayâ üzre kurulmuştur
Bu topraklar nakış nakış hayâ ve edeple işlenmiştir
Kur'an olan odada uyumaz, sabaha kadar uykusuz beklerdi,
Arapça yazılı bir kağıt parçasını Kur'an yazısıdır diye yerde bırakmazdı bu toprağın insanları
“Burnunun ucunu göstermekten ar ederdi sütninem”
Ve, sevgilinin yüzünde yabancı bir bakış okunurdu:
“A benim bahtı yarim
Başımın tahtı yarim
Yüzünde göz izi var
Sana kim baktı yarimBaşımın tahtı yarim
Yüzünde göz izi var