- Üyelik Tarihi
- 21 Eyl 2010
- Mesajlar
- 43
- Aldığı Beğeniler
- 0
- Takım
- Trabzonspor
Menevşe Didin- HAYATI SENİNLE SEVDİM
Sana anlatmaya çalıştığım yalnızca bir hikaye bu... Senin hikayen... Benim hikayem... Sadece ama sadece ikimizin hikayesi bu... Şimdi bu hikayeye nerden başlamalıyım? Seni sana nasıl anlatmalıyım?
Parlak yıldızların vardı senin... Saatlerce gözünü yıldızlardan alamaz, ağlardın... İnsanlar evlerine çekilir, sesler kesilir, sular durulurdu... İşte, evet işte o zaman, sen gecenin hükümdarı gibi olurdun... Ve o an, geceler adeta bir okyanus gibi karşında açılırdı. Senin ince şarkılarla, uzak olan düşlerle, zamanı genişlettiğim, ben bilirdim... Ağlardın... Ve işte sen, düşlere dalıp ağladıkça dağılırdı, karanlık...
İşte ben, senin orada olup da, aşkın uzun ve sınırsız balkonundan, bana bakıyor olduğunu düşündükçe aşk; uyumlu bir şarkı gibi kolay gelirdi bana... Yaşamak, işte şimdi anlamım bulurdu, böylelikle katlanmak güç olmazdı yaşamın cefalarına... Ben, senin aşkın ve dayanılmaz ıstıraplarının gölgesinde gezinmekte olduğunu, şu çıldırtan yalnızlığımdan aşağı ipler sarkıttığını bilir; o iplere tutunup, yanına gelmeye bir türlü cesaret edemezdim... Ben, senin yalnızlık balkonuna düşerdim... Sadece şarkılarına eşlik eder, uzaktan ağlardım... Ağladığımı kimseler bilmezdi. Yapabildiğim sadece uzakta durmaktı... Ne yanına gelebilir, nede gözlerine baka bilirdim... Sanki gözlerim gözlerine değince ölecektim, öyle sanırdım... Senin o gül cemalini hayal bile edemezdim. Kaçırırdım gözlerimi... Ben aşkın, kıldan ince bir köprü üzerinde yürümek olduğunu bilirdim... O çetin bakışlarına tutunamamaktan yarı yolda senden ayrı kalmaktan kelimenin bir diğer anlamıyla, anlamsız bir ölümle ölmekten korkuyordum... Ve çok büyük ihtimal ki sen biliyordun bunu, benim mahcup; fakat sadık bir aşık olduğumun farkındaydın...
Bir gün yalnızlığının ve yıldızlarının yörüngesini birakıp gittin... Sessizce ve kırgın ayrıldın... Ve artık bana şarkı söylemek anlamsız geliyordu. Senin orada olmadığını bilmek, gece yürüyüşlerimi adam akıllı çekilmez kılıyordu. Yıldızlar adeta uzuyordu ve ben yıldızlara bakamıyordum. Gitmiş olduğun yer meçhulümdü... Daha yeni uzakların bu kadar zalim olduğunu öğrenecektim... Yeniden seni yakınımda bilmenin duygusunu, güvenini düşünecektim... O gül cemalini düşleyecektim uzun uzun, ışık bahçesi cemalini, gözlerimi kaçırdım o güzel gözlerinden... Yitirişin o anlamsız boşluğunu, aşkın kanıtlaşmış yüzünü düşünerek, yaşana bilirse bu baharı yaşamaya çalışacaktım...
Evet, işte baharda gelip geçti zalim rüzgarlar gibi... İlk kez bahçendeki ağaçlar çiçek açtı sensiz... İşte bak; her bahar senin bakışlanna alışmış kırmızı güller açtılar yine... Sıra sıra bulutlar geçti yalnızlık balkonunun üstünden serin şafak rüzgarları esti... Uzaklardan, sabaha karşı dinlediğin bülbül sesleri işitildi... Sanki hepsi senin yokluğunun farkındaydı... Siyah beyaz bir film şeridi gibi geçti bütün bahar...
Şimdi çok uzaklarda ıstıraplı gece yürüyüşlerine ve ince aşk şarklarına eşlik edecek, yıldızların var mı, bilemiyorum? Peki, geceyi yorumlayıp genişletirken sana eşlik edecek rüzgarların... Ya da o kırmızı güllerin yine var mı?
Uzaklardan, oradan gelen mektupların benim bir acıma teselli olacağı halde, bırakmış olduğun o derin boşluğu büsbütün çoğaltıyor içimde... Mektuplarına, o gül kokulu mektuplarına dokundukça ezilip küçülüyorum... Ayrılığa ve bu geçmekte olan hazan mevsimlerini bitmeyen ve hiçbir zaman bitmeyecek şarkılarımızı bir başka tonda yorumluyorsun her mektubunda...
Ben aşkın kelime anlamını bile bilmezken, bana aşkı, şarkı söylemeyi sen öğrettin... Senin o güzel sesinde buldum şarkıların en güzel anlamını... Derinliği o senin çetin gözlerinde fark ettim... Hayatı seninle sevdim senden önce her ne varsa hepsini buruşturdum attım ve arkamı dönüp bakmadım bir daha... Bu hayatın sensiz devam edebileceğini senden başkasının gözlerine bakabileceğim hiç düşünmedim...
Senin yine uzaklarda olman küllendirmiyor hiçbir şeyi, beni artık bunlar ümitsiz kılmıyor... O gül kokulu mektuplarına, bana öğrettiğin şarkılara ve geçirdiğin yollara tutunup yürüyorum... İşte artık gelecek günü bekliyorum... Yine oradan yıldızlara bakacağım, izdırap denizlerinde gezine gezine beni aydınlatacağın günleri bekliyorum... Ama yalnız ben değilim seni bekleyen, ellerinle büyüttüğün ve yüreğinin ışıklarıyla yeşerttiğin her şey seni bekliyor... Ve işte son olarak, yalnızlık balkonunda kırmızı bir gül açtı seni beklemek için... Ey gül cemalli Resullerin Resulü, Ey nebilerin nebisi... Gel artık gel sonsuz bir hasretle seni bekliyorum...
Sana anlatmaya çalıştığım yalnızca bir hikaye bu... Senin hikayen... Benim hikayem... Sadece ama sadece ikimizin hikayesi bu... Şimdi bu hikayeye nerden başlamalıyım? Seni sana nasıl anlatmalıyım?
Parlak yıldızların vardı senin... Saatlerce gözünü yıldızlardan alamaz, ağlardın... İnsanlar evlerine çekilir, sesler kesilir, sular durulurdu... İşte, evet işte o zaman, sen gecenin hükümdarı gibi olurdun... Ve o an, geceler adeta bir okyanus gibi karşında açılırdı. Senin ince şarkılarla, uzak olan düşlerle, zamanı genişlettiğim, ben bilirdim... Ağlardın... Ve işte sen, düşlere dalıp ağladıkça dağılırdı, karanlık...
İşte ben, senin orada olup da, aşkın uzun ve sınırsız balkonundan, bana bakıyor olduğunu düşündükçe aşk; uyumlu bir şarkı gibi kolay gelirdi bana... Yaşamak, işte şimdi anlamım bulurdu, böylelikle katlanmak güç olmazdı yaşamın cefalarına... Ben, senin aşkın ve dayanılmaz ıstıraplarının gölgesinde gezinmekte olduğunu, şu çıldırtan yalnızlığımdan aşağı ipler sarkıttığını bilir; o iplere tutunup, yanına gelmeye bir türlü cesaret edemezdim... Ben, senin yalnızlık balkonuna düşerdim... Sadece şarkılarına eşlik eder, uzaktan ağlardım... Ağladığımı kimseler bilmezdi. Yapabildiğim sadece uzakta durmaktı... Ne yanına gelebilir, nede gözlerine baka bilirdim... Sanki gözlerim gözlerine değince ölecektim, öyle sanırdım... Senin o gül cemalini hayal bile edemezdim. Kaçırırdım gözlerimi... Ben aşkın, kıldan ince bir köprü üzerinde yürümek olduğunu bilirdim... O çetin bakışlarına tutunamamaktan yarı yolda senden ayrı kalmaktan kelimenin bir diğer anlamıyla, anlamsız bir ölümle ölmekten korkuyordum... Ve çok büyük ihtimal ki sen biliyordun bunu, benim mahcup; fakat sadık bir aşık olduğumun farkındaydın...
Bir gün yalnızlığının ve yıldızlarının yörüngesini birakıp gittin... Sessizce ve kırgın ayrıldın... Ve artık bana şarkı söylemek anlamsız geliyordu. Senin orada olmadığını bilmek, gece yürüyüşlerimi adam akıllı çekilmez kılıyordu. Yıldızlar adeta uzuyordu ve ben yıldızlara bakamıyordum. Gitmiş olduğun yer meçhulümdü... Daha yeni uzakların bu kadar zalim olduğunu öğrenecektim... Yeniden seni yakınımda bilmenin duygusunu, güvenini düşünecektim... O gül cemalini düşleyecektim uzun uzun, ışık bahçesi cemalini, gözlerimi kaçırdım o güzel gözlerinden... Yitirişin o anlamsız boşluğunu, aşkın kanıtlaşmış yüzünü düşünerek, yaşana bilirse bu baharı yaşamaya çalışacaktım...
Evet, işte baharda gelip geçti zalim rüzgarlar gibi... İlk kez bahçendeki ağaçlar çiçek açtı sensiz... İşte bak; her bahar senin bakışlanna alışmış kırmızı güller açtılar yine... Sıra sıra bulutlar geçti yalnızlık balkonunun üstünden serin şafak rüzgarları esti... Uzaklardan, sabaha karşı dinlediğin bülbül sesleri işitildi... Sanki hepsi senin yokluğunun farkındaydı... Siyah beyaz bir film şeridi gibi geçti bütün bahar...
Şimdi çok uzaklarda ıstıraplı gece yürüyüşlerine ve ince aşk şarklarına eşlik edecek, yıldızların var mı, bilemiyorum? Peki, geceyi yorumlayıp genişletirken sana eşlik edecek rüzgarların... Ya da o kırmızı güllerin yine var mı?
Uzaklardan, oradan gelen mektupların benim bir acıma teselli olacağı halde, bırakmış olduğun o derin boşluğu büsbütün çoğaltıyor içimde... Mektuplarına, o gül kokulu mektuplarına dokundukça ezilip küçülüyorum... Ayrılığa ve bu geçmekte olan hazan mevsimlerini bitmeyen ve hiçbir zaman bitmeyecek şarkılarımızı bir başka tonda yorumluyorsun her mektubunda...
Ben aşkın kelime anlamını bile bilmezken, bana aşkı, şarkı söylemeyi sen öğrettin... Senin o güzel sesinde buldum şarkıların en güzel anlamını... Derinliği o senin çetin gözlerinde fark ettim... Hayatı seninle sevdim senden önce her ne varsa hepsini buruşturdum attım ve arkamı dönüp bakmadım bir daha... Bu hayatın sensiz devam edebileceğini senden başkasının gözlerine bakabileceğim hiç düşünmedim...
Senin yine uzaklarda olman küllendirmiyor hiçbir şeyi, beni artık bunlar ümitsiz kılmıyor... O gül kokulu mektuplarına, bana öğrettiğin şarkılara ve geçirdiğin yollara tutunup yürüyorum... İşte artık gelecek günü bekliyorum... Yine oradan yıldızlara bakacağım, izdırap denizlerinde gezine gezine beni aydınlatacağın günleri bekliyorum... Ama yalnız ben değilim seni bekleyen, ellerinle büyüttüğün ve yüreğinin ışıklarıyla yeşerttiğin her şey seni bekliyor... Ve işte son olarak, yalnızlık balkonunda kırmızı bir gül açtı seni beklemek için... Ey gül cemalli Resullerin Resulü, Ey nebilerin nebisi... Gel artık gel sonsuz bir hasretle seni bekliyorum...