- Üyelik Tarihi
- 7 Eyl 2005
- Mesajlar
- 1,242
- Aldığı Beğeniler
- 9
- Takım
- Galatasaray
arkadaşlar aşağıdaki yazı zaman gazetesinin ailem dergisinde yayınlanan dr.can adlı yazıdan alıntıdır.
Hayatımızın gayesi yok mu?
E.S
18 yaşında bir gencim. Kendimi boşlukta hissediyorum. Hissiyatıma gem vuramıyorum. Hayatımın gayesi olmadığını düşünüyorum. Gittikçe maneviyattan uzaklaşıyorum. İntihar haram olmasaydı diyorum... Ve nasihat istiyorum.
Dr. Can:
İnsanlığın beyin tamir takımının 20. yüzyıl ALTIN CONTASI olan tefekkür üstadı, büyük erdemi şöyle diyor: NASİHAT İSTERSEN ÖLÜM YETER. Ve RABITA-I MEVTe yani ölümle irtibata geçmeye teşvik ediyor insanı. Hani deriz ya ÖLMEDEN ÖLMEK... Yaşarken, bedenimiz bizimle dünyada dolaşırken, ruhumuzla MELEKLERİN KANATLARIYLA GÖKLERLE BULUŞMAK VE YILDIZLARDAN DÜNYADAKİ RESMİMİZE BAKMAK... Ama boynumuza geçirdiğimiz iple değil, kendi cenazemizi seyrederek... Evet sevgili Enver; hayat anlamsızlaştığında bir teşehhüt miktarı oturmalı gözlerini kapatıp KENDİ CENAZE TÖRENİNE katılmalısın. Onlar seni göremeyecek; ama sen hepsini görebileceksin. Dünyayı terk ettiğinde oluşacak boşluğu, sevdiklerin ve seni sevenler için önemini anlayabileceksin...
O anda geriye dönme şansının olmadığını anlayacaksın. Olmadı, küstüm, geriye dönücem! diyemediğin gibi dünyadaki küskünlüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayacak ve reenkarnasyon yalanının bir balon olduğu gerçeği ile yüzleşeceksin. Bırak canın yansın Envercim. Bırak alevler içinde kavrulsun ruhun. Orada, o musalla taşında düşün kendini. Seyret şu çevrendekilerin yüz ifadelerini. Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinin bittiği o yakınlarının, dost ve arkadaşlarının yüzlerini.
Ciğerinden bir parça canlı canlı kopan annenin feryadını, küçük kızın kucağında olarak ayakta durmaya takatı kalmamış eşinin sessiz çığlıklarını dinle.
Bu senaryo sana ait. Konuşanlar, ağlayanlar, dua edenler ya da bıyık altından gülenler. Biri borç istedi de varken vermediysen onun Hadi götür şimdi paracıklarını da görelim! dediğini, biri hastalanıp da ziyaretine gitmediysen onun serzenişlerini; 3 kuruşluk bir konu için kırdığın bir dostunun ah Envercim ah diye hakkındaki sözlerini hep duyarsın. Senaryo tümden sana aittir; ama sana başkası okur o senaryoyu...
Bir gün benim de yazdıklarımı, okurlarım cenazemde bana okuyacaklar. Cevabım geciktiği için şikayet edenler cenazeme geç gelecek belki. Binlerce okurum o gün ellerinde mektuplarla cenazemi protesto yürüyüşüne çevirirlerse ben ne yaparım... Sevgili Enver. Umarım o gün hayatın anlamını kavramış, bunaltılardan sıyrılmış olarak gelir ve Can abi mektubun işe yaradı dersin. Yoksa ıssız bir yerde, meçhul bir durakta çatlayarak noktayı koymak arzu ederim.
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin.
Hayatımızın gayesi yok mu?
E.S
18 yaşında bir gencim. Kendimi boşlukta hissediyorum. Hissiyatıma gem vuramıyorum. Hayatımın gayesi olmadığını düşünüyorum. Gittikçe maneviyattan uzaklaşıyorum. İntihar haram olmasaydı diyorum... Ve nasihat istiyorum.
Dr. Can:
İnsanlığın beyin tamir takımının 20. yüzyıl ALTIN CONTASI olan tefekkür üstadı, büyük erdemi şöyle diyor: NASİHAT İSTERSEN ÖLÜM YETER. Ve RABITA-I MEVTe yani ölümle irtibata geçmeye teşvik ediyor insanı. Hani deriz ya ÖLMEDEN ÖLMEK... Yaşarken, bedenimiz bizimle dünyada dolaşırken, ruhumuzla MELEKLERİN KANATLARIYLA GÖKLERLE BULUŞMAK VE YILDIZLARDAN DÜNYADAKİ RESMİMİZE BAKMAK... Ama boynumuza geçirdiğimiz iple değil, kendi cenazemizi seyrederek... Evet sevgili Enver; hayat anlamsızlaştığında bir teşehhüt miktarı oturmalı gözlerini kapatıp KENDİ CENAZE TÖRENİNE katılmalısın. Onlar seni göremeyecek; ama sen hepsini görebileceksin. Dünyayı terk ettiğinde oluşacak boşluğu, sevdiklerin ve seni sevenler için önemini anlayabileceksin...
O anda geriye dönme şansının olmadığını anlayacaksın. Olmadı, küstüm, geriye dönücem! diyemediğin gibi dünyadaki küskünlüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayacak ve reenkarnasyon yalanının bir balon olduğu gerçeği ile yüzleşeceksin. Bırak canın yansın Envercim. Bırak alevler içinde kavrulsun ruhun. Orada, o musalla taşında düşün kendini. Seyret şu çevrendekilerin yüz ifadelerini. Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinin bittiği o yakınlarının, dost ve arkadaşlarının yüzlerini.
Ciğerinden bir parça canlı canlı kopan annenin feryadını, küçük kızın kucağında olarak ayakta durmaya takatı kalmamış eşinin sessiz çığlıklarını dinle.
Bu senaryo sana ait. Konuşanlar, ağlayanlar, dua edenler ya da bıyık altından gülenler. Biri borç istedi de varken vermediysen onun Hadi götür şimdi paracıklarını da görelim! dediğini, biri hastalanıp da ziyaretine gitmediysen onun serzenişlerini; 3 kuruşluk bir konu için kırdığın bir dostunun ah Envercim ah diye hakkındaki sözlerini hep duyarsın. Senaryo tümden sana aittir; ama sana başkası okur o senaryoyu...
Bir gün benim de yazdıklarımı, okurlarım cenazemde bana okuyacaklar. Cevabım geciktiği için şikayet edenler cenazeme geç gelecek belki. Binlerce okurum o gün ellerinde mektuplarla cenazemi protesto yürüyüşüne çevirirlerse ben ne yaparım... Sevgili Enver. Umarım o gün hayatın anlamını kavramış, bunaltılardan sıyrılmış olarak gelir ve Can abi mektubun işe yaradı dersin. Yoksa ıssız bir yerde, meçhul bir durakta çatlayarak noktayı koymak arzu ederim.
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin.