"Kendimle konuştum gene bu gece.
Deli desinler bırak, derdi olmayanlar gönlünce.
Hazzı almayanlar, Dostu olmayanlar, CANı yanmayanlar, olmadığı için yürek yakamayanlar- dağlayamayanlar en içlisinden gönül evlerini.
Bazı anlar vardır insanın hayatında , bitmesini istemediği, uyandığına pişman olduğu rüya dolu geceleri vardır.
Çok sevdiği bir şarkının melodisinin mırıldanır gibi dudağına dökülüveren cümlecikleri vardır , hatırlayınca o anı, o anıyı
Hani bazen sıcaktan kavrulup yandığınız yaz gecelerinde, başka diyarlarda canı sıkılıp şehrin tepesinde ılgıt ılgıt esen çöl rüzgarları vardır ya, arkasında dünyanın en ileri teknolojisini kulansanız üretemeyeceğiniz o muhteşem rayihayı bırakırda tarifi imkansız bir hal alırsınız.
Büyülenmiş gibi olduğunuzu hissettiğiniz, Bakışından en güzel manayı çıkartmak için, en içli duyguyu hissetmek için, bu halin hiç bitmesini istemediğiniz ve seyir devam ederse bu tılsım bozuluverir korkusu ile başınızı gönlünüze eğdiğiniz anlarınız vardır.
Anadoluda yaşayanlar bilirler.! Uzaklardan, gurbet illerden bir yakınınız gelirde sizi ziyarete zamanı da kısıtlıdır hani Başlarsınız gecenin bir yarısında sormaya, konuşmaya, doymaya çalışırsınız uzun zaman ayrı kaldığınız ve muhabbetinin açlığını oruç tutup ta iftar edecek olanın beklediği sabır ve huşu ile çorbaya kaşık daldırdığı gibi
Hızlı hızlı içersiniz muhabbet çeşmesinden Ve bir de bakmışsınız Vuslatın sahur vakti gelmiştir de, zamanın bu kadar dar olmasının müsebbibi olarak hep saba makamını bağrı yanık sada ile dillendiren, o muhteşem çağrıyı ilan eden müezzine atıfta bulunursunuz da
...
İşte gönül doymadı doyamadı..
Deli desinler bırak, derdi olmayanlar gönlünce.
Hazzı almayanlar, Dostu olmayanlar, CANı yanmayanlar, olmadığı için yürek yakamayanlar- dağlayamayanlar en içlisinden gönül evlerini.
Bazı anlar vardır insanın hayatında , bitmesini istemediği, uyandığına pişman olduğu rüya dolu geceleri vardır.
Çok sevdiği bir şarkının melodisinin mırıldanır gibi dudağına dökülüveren cümlecikleri vardır , hatırlayınca o anı, o anıyı
Hani bazen sıcaktan kavrulup yandığınız yaz gecelerinde, başka diyarlarda canı sıkılıp şehrin tepesinde ılgıt ılgıt esen çöl rüzgarları vardır ya, arkasında dünyanın en ileri teknolojisini kulansanız üretemeyeceğiniz o muhteşem rayihayı bırakırda tarifi imkansız bir hal alırsınız.
Büyülenmiş gibi olduğunuzu hissettiğiniz, Bakışından en güzel manayı çıkartmak için, en içli duyguyu hissetmek için, bu halin hiç bitmesini istemediğiniz ve seyir devam ederse bu tılsım bozuluverir korkusu ile başınızı gönlünüze eğdiğiniz anlarınız vardır.
Anadoluda yaşayanlar bilirler.! Uzaklardan, gurbet illerden bir yakınınız gelirde sizi ziyarete zamanı da kısıtlıdır hani Başlarsınız gecenin bir yarısında sormaya, konuşmaya, doymaya çalışırsınız uzun zaman ayrı kaldığınız ve muhabbetinin açlığını oruç tutup ta iftar edecek olanın beklediği sabır ve huşu ile çorbaya kaşık daldırdığı gibi
Hızlı hızlı içersiniz muhabbet çeşmesinden Ve bir de bakmışsınız Vuslatın sahur vakti gelmiştir de, zamanın bu kadar dar olmasının müsebbibi olarak hep saba makamını bağrı yanık sada ile dillendiren, o muhteşem çağrıyı ilan eden müezzine atıfta bulunursunuz da
...
İşte gönül doymadı doyamadı..