Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah´ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru! (Al-i İmran Suresi 191.Ayet )
İslam dini ilk geldiği andan başlayarak öncelikli olarak ferdi yani insan ruhunu yüceltmeyi hedef almıştır.Onu aşkın bir hale getirmek ve Yüce Allah’a (c.c.) manen yakın kılmak asıl hedeftir.Bu ayeti kerimede bu yüce ruh halinden bahsedilmektedir.Onlar öyle kullardır ki yaşamın her anında Allah’ı (c.c.) anmaktadırlar.Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında tefekkür içindedirler.Derin düşüncelere dalmışlardır.Rablerinin yaratış hikmetini kavramışlardır.O’nu tesbih ederler,yüceltirler ve acziyetlerinin bilincinde olarak O’na sığınırlar.O’na hakkı ile kulluk yapamayacaklarını,O’nu hakkı ile övemeyeceklerini ve O’nu hakkı ile tesbih edemeyeceklerinin bilincindedirler.Amellerine güvenmezler. Bundan dolayı cehennem azabından ve Allah’ın (c.c.) gazabından,yine O’nun rahmetine sığınırlar.
Mekke döneminde inen ayetlerin hemen hemen tamamına yakını insanın manevi eğitimi ile ilgili ayetlerdir.Bu dönem yeni bir medeniyeti inşa edecek yüce ruhlu insanların yetiştirildiği bir dönemdir.Burada nefis tezkiyesi,nefsin yüce manevi haller ile tasfiye edilmesi,yüce ahlaki değerlerin kazandırılması,ibadetlerde derinleşilmesi ve zikrin artırılması gibi hususlar önceliklidir.Medine döneminin dördüncü yılından sonra ağırlıklı olarak hukuki ayetler inmeye başlamıştır.Bundaki hikmet ise oluşturulan bu manevi yapının ve ruhani topluluğun korunması içindir.Hukuk ya da diğer adı ile şeri kaideler mevcut ruhaniyeti ve bu yüce topluluğu korumak amaçlıdır.Öncelikli olarak manevi derinlik kazandırılmış ve sonra bu yapıyı korumak için hukuk inşa edilmiştir. Bugün İslam dünyasında görülen öze dönüş hareketlerinde gözden kaçırılan en önemli noktalardan birisi de budur.Öncelikli olarak hukuk kaidelerini ortaya çıkaran,insanlara karşı sert, acımasız,ruhi incelikten uzak,öncelikli olan manevi eğitimden habersiz islami akımlar maalesef pek çok yanlışa da imza atmaktadırlar.İslam tasavvufu ve onun doğru yorumu ise, sapan bu kavramları yeniden asli yerine oturtacak ve İslam dinini tam manası ile anlaşılıp,yaşanmasını sağlayacak bir özelliktedir.Özellikle Haznevi mürşidleri olan Şeyh Ahmed,Şeyh Masum,Şeyh Alaadin,Şeyh İzzeddin,Şeyh Muhammed ve Şeyh Muhammed Muta Hazretleri (Allah c.c. makamlarını daha da yüceltsin) İslamı tam olarak anlamaları, çok üst seviyede yaşamaları ve örneklikleri ile dikkat çekmektedirler.Manevi bir hayatın oluşumunda büyük bir rehberlik vazifesi görmektedirler.
Yukarıdaki ayeti kerime ise bize çok önemli uyarılarda bulunmakta ve zikrin hayat için nasıl vazgeçilmez bir hakikat ve gereklilik olduğunu ortaya koymaktadır.Nitekim Peygamber Efendimiz de (s.a.v.) hadisi şeriflerinde bu hakikati gayet açık bir şekilde ortaya koymuşlardır:
“Muaz bin Cebel, Allah´ın Rasulünden (s.a.v.) duyduğu son sözün şu olduğunu anlatıyor: ´Allah´a hangi amel daha hoş gelir?´ dedim "Dilin, Allah´ı zikirle ıslanmış olarak ölmen." buyurdu.” (et-Terğîb 2/395, Taberânî´den)
“Hz.Muaz bin Cebel (ra) anlatıyor:“Kul, kendini Allah’ın azâbından kurtarmada zikrullahtan daha etkili bir ameli işlememiştir.” (İmam Mâlik, Muvattâ,211; Tirmizî, Deavât 6,hadis no: 3374; İbn Mâce, Edeb 53, hadis no: 3790)
“Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:"Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kim bir yere oturur ve orada Allah´ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise Allah´tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar,orada Allah´ı zikretmezse,ona Allah´tan bir noksanlık vardır.Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allah´ı zikretmese, Allah´tan ona bir noksanlık vardır."
(Ebu Davud Edeb 31. (4856) 107,(5059); Tirmizi, Daavat 8 )”
“Bir cemaat bir yerde oturur ve fakat orada Allah’ı zikretmez ve Peygamberlere salât okumazlarsa,üzerlerine bir ceza vardır.(Allah) Dilerse onlara azab eder; dilerse mağfiret eder.” (Tirmizî, Deavât 8, hadis no: 3377)
Bu konu ile ilgili tüm zamanların en büyük alim ve velilerinden olan İmam Rabbani Hazretleri şöyle buyurmaktadırlar : "Her vakit, Allahu Teala’yı zikir etmek lâzımdır.Kalpte başka hiçbir şeye yer vermemelidir.Yerken, içerken, uyurken, gelirken, giderken hep zikir yapmalıdır."
Haznevi tarikatı silsilesinde bulunan son dönem Osmanlı alimlerinden Abdurrahman-ı Taği Hazretleri aynı konuda şöyle buyurmuşlardır :
-Hangi işi yaparsan yap mutlaka Allah´ı zikret.Çünkü böyle olursa kalbin mutmain olur, huzura kavuşursun."Dikkat, kalpler ancak Allah´ı zikretmekle tatmin olur." (Ra´d 28 )
Asrımızın en büyük alimlerinden,maneviyat sahiplerinin İmamı Şeyh Muhammed Haznevi Hazretleri kalbi huzurun sağlanması için zikrin önemini ve manevi yaşam için vazgeçilmezliğini şu veciz ifadelerle açıklamışlardır:
“Mürid kalbiyle ALLAH ALLAH demeyi öğrendikten sonra artık kalbi onun bekçisidir. Daima Allah ile beraberdir. Bu beraberlik ile kişide Allah´a karşı huşu ve tevazu olur. Allah´ın gözetiminde olduğunun şuuruna varır. Bilir ki Allah onu görüyor. Böylece kişi günahlara yanaşmaz ve onun kalbi dünyaya dalmaz.”
İslam dini ilk geldiği andan başlayarak öncelikli olarak ferdi yani insan ruhunu yüceltmeyi hedef almıştır.Onu aşkın bir hale getirmek ve Yüce Allah’a (c.c.) manen yakın kılmak asıl hedeftir.Bu ayeti kerimede bu yüce ruh halinden bahsedilmektedir.Onlar öyle kullardır ki yaşamın her anında Allah’ı (c.c.) anmaktadırlar.Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında tefekkür içindedirler.Derin düşüncelere dalmışlardır.Rablerinin yaratış hikmetini kavramışlardır.O’nu tesbih ederler,yüceltirler ve acziyetlerinin bilincinde olarak O’na sığınırlar.O’na hakkı ile kulluk yapamayacaklarını,O’nu hakkı ile övemeyeceklerini ve O’nu hakkı ile tesbih edemeyeceklerinin bilincindedirler.Amellerine güvenmezler. Bundan dolayı cehennem azabından ve Allah’ın (c.c.) gazabından,yine O’nun rahmetine sığınırlar.
Mekke döneminde inen ayetlerin hemen hemen tamamına yakını insanın manevi eğitimi ile ilgili ayetlerdir.Bu dönem yeni bir medeniyeti inşa edecek yüce ruhlu insanların yetiştirildiği bir dönemdir.Burada nefis tezkiyesi,nefsin yüce manevi haller ile tasfiye edilmesi,yüce ahlaki değerlerin kazandırılması,ibadetlerde derinleşilmesi ve zikrin artırılması gibi hususlar önceliklidir.Medine döneminin dördüncü yılından sonra ağırlıklı olarak hukuki ayetler inmeye başlamıştır.Bundaki hikmet ise oluşturulan bu manevi yapının ve ruhani topluluğun korunması içindir.Hukuk ya da diğer adı ile şeri kaideler mevcut ruhaniyeti ve bu yüce topluluğu korumak amaçlıdır.Öncelikli olarak manevi derinlik kazandırılmış ve sonra bu yapıyı korumak için hukuk inşa edilmiştir. Bugün İslam dünyasında görülen öze dönüş hareketlerinde gözden kaçırılan en önemli noktalardan birisi de budur.Öncelikli olarak hukuk kaidelerini ortaya çıkaran,insanlara karşı sert, acımasız,ruhi incelikten uzak,öncelikli olan manevi eğitimden habersiz islami akımlar maalesef pek çok yanlışa da imza atmaktadırlar.İslam tasavvufu ve onun doğru yorumu ise, sapan bu kavramları yeniden asli yerine oturtacak ve İslam dinini tam manası ile anlaşılıp,yaşanmasını sağlayacak bir özelliktedir.Özellikle Haznevi mürşidleri olan Şeyh Ahmed,Şeyh Masum,Şeyh Alaadin,Şeyh İzzeddin,Şeyh Muhammed ve Şeyh Muhammed Muta Hazretleri (Allah c.c. makamlarını daha da yüceltsin) İslamı tam olarak anlamaları, çok üst seviyede yaşamaları ve örneklikleri ile dikkat çekmektedirler.Manevi bir hayatın oluşumunda büyük bir rehberlik vazifesi görmektedirler.
Yukarıdaki ayeti kerime ise bize çok önemli uyarılarda bulunmakta ve zikrin hayat için nasıl vazgeçilmez bir hakikat ve gereklilik olduğunu ortaya koymaktadır.Nitekim Peygamber Efendimiz de (s.a.v.) hadisi şeriflerinde bu hakikati gayet açık bir şekilde ortaya koymuşlardır:
“Muaz bin Cebel, Allah´ın Rasulünden (s.a.v.) duyduğu son sözün şu olduğunu anlatıyor: ´Allah´a hangi amel daha hoş gelir?´ dedim "Dilin, Allah´ı zikirle ıslanmış olarak ölmen." buyurdu.” (et-Terğîb 2/395, Taberânî´den)
“Hz.Muaz bin Cebel (ra) anlatıyor:“Kul, kendini Allah’ın azâbından kurtarmada zikrullahtan daha etkili bir ameli işlememiştir.” (İmam Mâlik, Muvattâ,211; Tirmizî, Deavât 6,hadis no: 3374; İbn Mâce, Edeb 53, hadis no: 3790)
“Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:"Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kim bir yere oturur ve orada Allah´ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise Allah´tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar,orada Allah´ı zikretmezse,ona Allah´tan bir noksanlık vardır.Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allah´ı zikretmese, Allah´tan ona bir noksanlık vardır."
(Ebu Davud Edeb 31. (4856) 107,(5059); Tirmizi, Daavat 8 )”
“Bir cemaat bir yerde oturur ve fakat orada Allah’ı zikretmez ve Peygamberlere salât okumazlarsa,üzerlerine bir ceza vardır.(Allah) Dilerse onlara azab eder; dilerse mağfiret eder.” (Tirmizî, Deavât 8, hadis no: 3377)
Bu konu ile ilgili tüm zamanların en büyük alim ve velilerinden olan İmam Rabbani Hazretleri şöyle buyurmaktadırlar : "Her vakit, Allahu Teala’yı zikir etmek lâzımdır.Kalpte başka hiçbir şeye yer vermemelidir.Yerken, içerken, uyurken, gelirken, giderken hep zikir yapmalıdır."
Haznevi tarikatı silsilesinde bulunan son dönem Osmanlı alimlerinden Abdurrahman-ı Taği Hazretleri aynı konuda şöyle buyurmuşlardır :
-Hangi işi yaparsan yap mutlaka Allah´ı zikret.Çünkü böyle olursa kalbin mutmain olur, huzura kavuşursun."Dikkat, kalpler ancak Allah´ı zikretmekle tatmin olur." (Ra´d 28 )
Asrımızın en büyük alimlerinden,maneviyat sahiplerinin İmamı Şeyh Muhammed Haznevi Hazretleri kalbi huzurun sağlanması için zikrin önemini ve manevi yaşam için vazgeçilmezliğini şu veciz ifadelerle açıklamışlardır:
“Mürid kalbiyle ALLAH ALLAH demeyi öğrendikten sonra artık kalbi onun bekçisidir. Daima Allah ile beraberdir. Bu beraberlik ile kişide Allah´a karşı huşu ve tevazu olur. Allah´ın gözetiminde olduğunun şuuruna varır. Bilir ki Allah onu görüyor. Böylece kişi günahlara yanaşmaz ve onun kalbi dünyaya dalmaz.”
Son düzenleme: