Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

y@sin_@y99

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
72
Aldığı Beğeniler
0
Tek Bir başlık tek bir konu ve her hafta altında başlıklar haline sahabelerimizin
güzel hayatı bize örnek olacak bizim onları örnek alaca ımız neler yapmışlar nasıl yaşamışlar Güllerin efendisine nasıl yakın olmuşlar, Okunmadı ı takdirde vebali boynunuza

Allaha emanet olun
 

y@sin_@y99

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
72
Aldığı Beğeniler
0
Leylâ binti Ebî Hasme radıyallahu anhâ, kocası Âmir İbni Rebîa radıyallahu anh ile birlikte İslâmın ilk günlerinde Mekkede müslüman olan kahramanlardan... Müşriklerin işkencelerinden kaçan ve Habeş ülkesine iki defa hicret eden çilekeş muhâcirlerden... Medine-i Münevvereye hevdec içinde hicret eden ilk hanım sahâbi...

O, kocası Âmir İbni Rebîa ile ilk İslâma koşanlardandır. Kocası Âmir, Hz. Ömer (r.a)ın babası Hattabın evlâtlı ı idi. Müslüman olunca ezâ ve cefâlara maruz kaldı. Müşriklerin baskıları artıp işkenceye dönüşünce Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize müracat ettiler. Sabah-akşam müşrikler tarafından rahatsız edildiklerini, her gördükleri yerde hakarete u radıklarını hatta a ır işkencelere maruz kaldıklarını şikâyet ederek:

 Ya Rasûlallah! Kavmimiz bize en a ır işkenceyi yapıyor dediler. Zor durumda kaldıklarını, sabır ve tahammüllerinin kalmadı ını söylediler.

İki Cihan Güneşi Efendimiz cevap vermeyip sustu. Bir müddet sonra mahzun bir şekilde sabır tavsiyesinde bulundu. Ashabından bu tür şikâyetler ço almaya başlayınca hicrete izin verildi peşinden de:

Kim dinini kurtarmak için bir yerden başka bir yere göç ederse cennet ona vacip olur. Siz şimdi yeryüzüne da ılın. Yüce Allah sizi yine bir araya toplar. buyurdu.

Âmir İbni Rebîa ve Leylâ binti Ebî Hasme (r. anhüm) inançlarını yaşayabilecekleri bir yere hicret etmek istediklerini bildirdiler ve:

 Yâ Rasûlallah! Nereye gidelim? diye sordular.

Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz, eliyle işaret ederek:

İşte oraya! Habeş ülkesine. buyurdu.

Sonra şu açıklamada bulundu:

Çünkü orada halkını seven, etrafındakilerin hiç birine zulmetmeyen bir kral var. Hem orası bir do ruluk ülkesidir. buyurarak o ülkeyi methu senâ etti. Oranın kralına, hükümdârına iltifat etti. Sonra ashabına:

Yüce Allah içinde bulundu unuz sıkıntılardan bir çıkış ve kurtuluş yolu açıncaya kadar, siz orada oturun. tavsiyesinde bulundu.

Nübüvvetin beşinci yılında Recep ayında oniki erkek ile beş kadından oluşan, onyedi kişilik bir kafile hicret için yola çıktı. Bu İslâmda Habeş ülkesine yapılan ilk hicret idi.

Hicret edece i esnada Leylâ binti Ebî Hasme (r.anhâ), Ömer İbni Hattab ilk karşılaştı. Aralarında karşılıklı bir konuşma geçti. Bu hadiseyi Leylâ Hatun kendisi şöyle anlatır:

 Habeş ülkesine do ru gitmeye hazırlandı ımız sırada, kocam Âmir, bâzı ihtiyaçlarımızı almak üzere çarşıya gitmişti.

Ömer İbni Hattab beni gördü ve başıma dikildi. Kendisi o zaman müslüman olmamıştı. Bize karşı çok sert ve katı davranırdı. Ondan hep ezâ ve cefâ görmüştük. Bana do ru yaklaştı ve:

 Ey ümmü Abdullah! Demek buradan gidiş var ha? dedi. Ben de:

 Evet! Vallahi, Allahın arzından bir yere çıkıp gidece iz. Siz bizi işkencelere u rattınız. Allah bize bir kurtuluş ve çıkış yolu açıncaya kadar, oralarda kalaca ız. dedim. Bana:

 Allah yardımcınız olsun. dedi.

Kendisinden o güne kadar hiç görmedi im bir yumuşaklık ve yufka yüreklilik gördüm.

Sonra dönüp gitti. Sanırım ki, bizim gidişimiz ona üzüntü vermişti. O sırada Âmir işini bitirip yanıma geldi. Kendisine olan biten hadiseyi naklettim ve:

 Ey Abdullahın babası! Biraz önce Ömerin bize karşı gösterdi i yumuşaklı ı ve yufka yüreklili i, gidece imize duydu u üzüntüyü bir görmeliydin! dedim.

Ömerin yaptıklarını bilen Âmir:


 Sen onun müslüman olaca ını mı umuyorsun? dedi. Ben de:

 Evet! Umuyorum, Allah Teâlâ her şeye kadir. dedim.

Ömer hakkındaki kanaatini de iştirmeyen Âmir İbni Rebîa sert bir ifade ile şöyle cevap verdi:

 Şunu iyi bil ki; sen Hattabın eşe inin müslüman oldu unu görünceye kadar, o kişi müslüman olmaz! dedi.

O zamana kadar Ömerden hep sertlik görülegelmişti. Müslümanlara karşı uyguladı ı şiddet, sanki kendisinden ümit kestirmişti. Onun korkusuz yi itli i, kaskatı yüre i, işi en vahim durumlara kadar götürmüştü. O, İki Cihan Güneşi Efendimizi öldürme e yeltenecek kadar çılgınlaşmıştı. Ama Allah celle ve alâ hazretleri her şeye kadirdi. O murad edince işler anında de işebilirdi. Zira gönüllere sahib olan Allahtı. Nitekim kısa bir müddet sonra Allah Teâlânın lutfuyla Ömer müslüman olmuştu.

Müşriklerin baskı ve zulümlerinden dolayı Mekkeden gizlice ayrılan bu ilk muhâcir kafilesi Ciddede Şuaybe limanına ulaştı ında, yüce Allahın lutfu olacak ki; ticaret için gelmiş iki gemi limanda beklemekteydi. Muhacirleri yarım altın karşılı ında gemiye alıp, Habeş ülkesine do ru denize açıldı.

Necâşînin ülkesine gelen muhacir müslümanlar emniyet ve güven içerisinde hayatlarını sürdürmeye başladılar. Rahat bir şekilde dinlerini yaşadılar. Kimseden ne baskı ne zulüm ne de hakaret hiçbir karşı hareket görmeden ibadet ve taatlarını yerine getirdiler. Herkes inancında serbest idi. Rahat bir ortam vardı. Fakat kalbleri devamlı Mekkeye ba lı idi. Do up büyüdükleri şehirden ve Allah Rasûlünden uzak kalmanın hasreti onların gönüllerinden hiç çıkmıyordu. Kim bilir hangi gün ve ne zaman döneriz ümidiyle günlerini geçiriyorlardı.

Bir müddet sonra Mekkede Hz. Ömer (r.a)ın müslüman oldu u, müşriklerin ezâ ve cefalara son verdi i, işkencelerin bitti i ve anlaşma yapıldı ına dair haberler duyan muhâcirler memleketlerine dönmeyi denediler. Mekke yakınlarına kadar geldiler. Fakat içeri alınmadılar. Duyduklarının do ru olmadı ını anladılar. Mekkeye girebilmek için bir müşrikin himayesine girmek zorunda kaldılar. Mekkeye girdikten sonra müşrik himayesine tahammül edemeyip. Allah Rasûlünden izin alarak tekrar Habeş ülkesine ikinci defa hicret ettiler. Leylâ binti Ebî Hasme (r. anhâ) ve kocası Âmir İbni Rebîa (r.a)da hicret edenler arasında tekrar Habeşistana döndüler.

Günler, aylar, yıllar geçmekteydi. Muhacirlerin gözü, gönlü hep Allah Rasûlünün yanına gidebilmekteydi. Mekkeden gelen tâcirlerden devamlı haberler sormaktaydılar. Onlardan alacakları sa lıklı haberlere göre hareket edeceklerdi. Mekkeye tekrar döneceklerdi.

Birgün Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin Medineye hicret etti inin haberini almışlardı. Birçok muhacir gibi Âmir ibni Rebîa (r.a) ile hanımı Leylâ binti Ebî Hasme (r. anhâ)da Habeş ülkesinden derhal Mekkeye döndüler. Kısa zamanda hazırlıklarını yapıp sonra Medineye hareket ettiler. Amr İbni Rebîa (r.a) bir deve aldı. Hanımını hevdec içinde Kureyşin haberi olmadan Mekkeden çıkardı.

Rasûlullah (s.a) Efendimize kavuşmanın hasretiyle, büyük bir heyecan içerisinde, yorgunluk nedir bilmeden yollarına devam edip Medineye ulaştılar.

Âmir İbni Rebîa (r.a), Ebû Seleme Mahzûnî (r.a)dan sonra ilk hicret den Habeş muhaciri oldu. Leylâ binti Ebî Hasme (r. anhâ) da hevdec içinde Medineye gelen ilk hanım sahâbî oldu.

Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz bu çilekeş ashabını karşısında görünce pek sevindi. Onlara iltifatlarda bulundu. Yer bulup yerleştirdi. Sık sık evlerine gidip ziyaret etti. Bir ziyaretinde Leylâ binti Ebî Hasme (r. anhâ)nın bir davranışına şâhid oldu. Onun çocu una şöyle seslendi ini duydu:

 Gel! Bak sana ne verece im. diyordu.

Sevgili Peygamberimiz Leylâ Hatuna sordu:

 Çocuk yanına gelince ne vereceksin? dedi.

Leylâ Hatun da:

 Ona hurma verece im. diye cevap verdi.

Bunun üzerine İki Cihan Güneşi Efendimiz Leylâ Hatuna şöyle söyledi:

 E er çocu a bir şey vermeseydin bu söz defterine bir yalan olarak yazılacaktı. buyurdu. (Ebû Dâvut, Edeb, 79. Ahmed b. Hanbel, Müsned III, 447)

Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimiz ashabını böylesine titiz yetiştirdi. Devamlı onları e itti. İslâmın güzel ahlâkını onlara ö retti.

Kimse aldatılmamalıydı. Aldatılan bir çocuk, hatta kendi çocu umuz bile olsa böyle yanlış bir hareket yapılmamalıydı. Yavrumuzun bu ahlâksızlı ı ö renmesine dahi fırsat verilmemeliydi. Zira; Bizi aldatan, bizden de ildir. buyurulmuştu. (Müslim, İman, 164)

Allah onlardan razı olsun. Rabbımız cümlemizi şefaatlerine nâil eylesin. Amin.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Allah onlardan razı olsun. Rabbımız cümlemizi şefaatlerine nâil eylesin. Amin.

AMİNN AMİNNN eline saglık kardeşim
 

y@sin_@y99

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
72
Aldığı Beğeniler
0
Hind binti Amr radıyallahu anhâ Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize hicretten sonra biat eden hanımlardan& Allah ve Rasûlüne imânî bir aşk ile teslim olmuş, malını canını fedâdan çekinmeyen bir hanım sahâbi& Uhud da gösterdi i metâneti ve muhabbeti dillere destan bahtiyar, yi it bir hanım...

O, Medine'nin iki büyük kabilesinden biri olan Hazrec kabîlesinin Benî Seleme koluna mensuptur. Uhud Savaşında müslümanlardan ilk şehid olan Abdullah İbni Haram (r.a)'ın kızkardeşidir. Çok hadis rivâyet etmesiyle meşhur olmuş bir sahâbî olan Câbir İbni Abdullah (r.a)'ın da halası olur. Annesinin adı Hind binti Kays İbni Kureym'dir.

O, Benî Seleme kabîlesinin reisi, cömertli iyle ve putlara aşırı baglılıgı ile tanınan Amr İbni Cemûh ile evlendi. Bu evlilikten dört oglu oldu.

Hind binti Amr (r.anhâ) Uhud günü, müslüman yaralıların tedâvisinde hizmet etmek üzere savaş meydanına kadar giden dokuz veya ondört hanımdan biri olarak bilinir.

O, akıllı, zeki, kendine güvenli, ibtilâlar karşısında sabır ve metânetini kaybetmeyen cesûr bir hanımdır.

O, Uhud savaşından sonra şehidlerini Medine'ye nakletme sırasında sergiledigi davranışlarıyla, kalbinin Allah ve Rasûlünün sevgisiyle dopdolu oldugunu gösteren bir muhabbet eridir.

O, Uhud günü şehid düşen kocası, kardeşi ve o ullarını savaş meydanında ararken, cesedleri başında durup için için a ladı. Kendini ancak gönlündeki Rasûlullah sevgisiyle teselli etmeye çalıştı. Rasûlullah sa olduktan sonra hiç bir felâketin önemi yoktur. diyerek büyük bir sabır ve matânet ile sergileyerek kendini teskin etti. Ancak bu sözlerle sükûnet buldu.

O, şehid âile fertlerinin fâni bedenlerini bir deve üzerine yükleyip Medine'ye nakletmeyi istedi. Fakat buna muvaffak olamadı. Deve Medine tarafına yönlendirilince gitmiyordu. Bu nasıl bir duygu idi? Neden Uhud tarafına gidiyor da Medine'ye yönelince duruyordu? İlâhi bir sırrın var oldu unu anladı ve deveyi zorlamayıp kendi hâline bıraktı. İbretlik bir hâdise olarak Hind'in başından geçen bu olay şöyle nakledilir:

Hind binti Amr (r.anhâ) Uhud savaşından sonra kocası Amr İbni Cemûh, o lu Hallâd ve kardeşi Abdullah'ın şehid bedenlerini bir deve üstüne yükleyerek Medine'ye götürüyordu. Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz de bir haber almak için Uhud'a giden yol üzerine çıkmıştı. Harre mevkiinde Hind ile karşılaşınca ona olup bitenleri sordu ve:

"Geride ne haber var?" dedi.

Hind (r.anhâ) zekî bir hanımdı. Hz. Âişe (a.anhâ) annemizin merakını hemen gidermek için: "Rasûlullah sa olduktan sonra hiç bir felâket önemli sayılmaz." dedi.

Hind bu sözleriyle hem gönlündeki Rasûlullah sevgisini açıklıyor, hem de Hz. Âişe annemizi bekletmeden cevap vermiş oluyordu.

Hz. Âişe (r.anhâ) annemizin gözleri devenin üstündeki cesedlere takılmıştı. Onları göstererek:

"Bunlar kimdir?" dedi.

Hind (r.anhâ) hüzünlü bir sesle:

"Kardeşim Abdullah, oglum Hallâd ve kocam Amr'dır" dedi.

Hz. Âişe (r.anhâ):

"Onları nereye götürüyorsun?" dedi.

Hind (r.anhâ):

"Medine'de Bakîa kabristanlıgına defnetmek istiyorum." dedi.

Hind (r.anhâ) devesini sürdü. Fakat deve yürümedi. Biraz zorlayınca da yere çöküverdi. Hz. Âişe (r.anhâ) ona:

"Deve yükünün agırlıgından mı çöküyor acâba?" diye sordu.

Hind (r.anhâ) da:

"Neden çöktügünü bilmiyorum. Başka zamanlarda iki devenin yükünü taşırdı. Bugün onda farklı bir hal seziyorum." dedi.

Bir müddet ugraştıktan sonra deve kalktı. Ancak Medine'ye yönlendirilince yine çöktü. Tekrar kaldırıldı. Yönü Uhud'a çevrildiginde koşmaya başladı. Hind (r.anhâ) devenin bu garip durumunu Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizin yanına varıp anlattı. İki Cihan Güneşi efendimiz ona:

"Deve görevlidir. Amr sana bir şey söylemiş miydi? Onun herhangi bir vasiyeti var mıydı?" diye sordu.

Hind de:

Topal oldugu için Bedir Gazvesine katılamayan kocasının Uhud'a giderken şöyle duâ etti ini söyledi:

"Allah'ım! Bana şehidlik nasib et! Beni mahrum bir vaziyette; şehitligi kaybetmiş olarak zillet içerisinde âilemin yanına döndürme!" dedigini nakletti.

Bunun üzerine Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz Hind'e:

"İşte bunun içindir ki, deve yürümez Ey Ensâr! Sizden her kim Allah'a yemin etmişse yeminine sâdık kalsın.

Ey Hind! Kocan Amr sâdıklardandır. O şehid edildigi andan itibaren melekler kanatlarıyla üzerine gölgelik yaptılar. Nereye defnedilecek diye bakıp durdular.

Şehidler defnedildikten sonra Rahmet Peygamberi Efendimiz sahâbesi Hind'i teselli etmek niyetiyle:

"Ey Hind! Cennette kocan Amr İbni Cemûh, oglun Hallâd ve kardeşin Abdullah bir araya gelecek ve arkadaş olacaklar." buyurdu.

Hind (r.anhâ) bu müjdeyi alınca pek sevindi. Hemen fırsatı kaçırmadan Efendimize: "Yâ Rasûlallah! Allah'a duâ et de beni de onlarla beraber bir araya getirsin" diye niyazda bulundu.

Rabbımız cümlemizi şefaatlerine nâil eylesin. Amin.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Bir müddet ugraştıktan sonra deve kalktı. Ancak Medine'ye yönlendirilince yine çöktü. Tekrar kaldırıldı. Yönü Uhud'a çevrildiginde koşmaya başladı. Hind (r.anhâ) devenin bu garip durumunu Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizin yanına varıp anlattı. İki Cihan Güneşi efendimiz ona:

"Deve görevlidir. Amr sana bir şey söylemiş miydi? Onun herhangi bir vasiyeti var mıydı?" diye sordu.

Hind de:

Topal oldugu için Bedir Gazvesine katılamayan kocasının Uhud'a giderken şöyle duâ etti ini söyledi:

"Allah'ım! Bana şehidlik nasib et! Beni mahrum bir vaziyette; şehitligi kaybetmiş olarak zillet içerisinde âilemin yanına döndürme!" dedigini nakletti. ;( ;( ;(

Bunun üzerine Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz Hind'e:

"İşte bunun içindir ki, deve yürümez Ey Ensâr! Sizden her kim Allah'a yemin etmişse yeminine sâdık kalsın.

Ey Hind! Kocan Amr sâdıklardandır. O şehid edildigi andan itibaren melekler kanatlarıyla üzerine gölgelik yaptılar. Nereye defnedilecek diye bakıp durdular. ;( ;( ;(

Şehidler defnedildikten sonra Rahmet Peygamberi Efendimiz sahâbesi Hind'i teselli etmek niyetiyle:

"Ey Hind! Cennette kocan Amr İbni Cemûh, oglun Hallâd ve kardeşin Abdullah bir araya gelecek ve arkadaş olacaklar." buyurdu.

Hind (r.anhâ) bu müjdeyi alınca pek sevindi. Hemen fırsatı kaçırmadan Efendimize: "Yâ Rasûlallah! Allah'a duâ et de beni de onlarla beraber bir araya getirsin" diye niyazda bulundu.

Rabbımız cümlemizi şefaatlerine nâil eylesin. Amin.

ALLAH CC RAZİ OLSUN KARDEŞİM

BUNE İMAN VE SEVGİ BAGLILIK

YARABBİ BİZLERİDE ŞEFAATLERİNE NAİL EYLE
 
Üst Alt