‘Ey kullarım! …’
Said İbni Abdülaziz’in Rebia b. Yezid’den; Rebia’nın Ebu İdris el-Havlani’den, onun Ebu Zer Cündüb İbn Cünade radıyallahu anhudan; Ebu Zer’in, Nebi (s.a.v)’den; Onun da Allah Tebareke ve Teâlâ hazretlerinden rivayet ettiğine göre, Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Ey kullarım! Ben zulmetmeyi kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Artık birbirinize zulmetmeyiniz.
Kullarım! Benim hidayet ettiklerim dışında hepiniz sapıtmışsınız. O halde, benden hidayet dileyin ki sizi doğruya ileteyim.
Kullarım! Benim doyurduklarını hariç, hepiniz açsınız. Benden yiyecek isteyin ki sizi doyurayım.
Kullarım! Benim giydirdiklerim hariç, hepiniz çıplaksınız. Benden giyecek isteyin ki sizi giydireyim.
Kullarım! Siz, gece gündüz günah işlemektesiniz. Bütün günahları affeden de yalnızca benim. Benden af dileyin ki sizi bağışlayayım.
Kullarım! Bana zarar vermek elinizden gelmez ki, zarar verebilesiniz. Bana fayda vermeye gücünüz yetmez ki fayda veresiniz.
Kullarım! Evveliniz ahiriniz, insanınız, cinleriniz, en muttaki bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip olsalar, bu benim mülkümde, en küçük bir şey arttırmaz.
Kullarım! Evveliniz ahiriniz, insanınız, cinleriniz, en günahkâr bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip olsalar, bu benim mülkümden en küçük bir şey eksiltmez.
Kullarım! Evveliniz ahiriniz, insanınız cinleriniz bir yerde toplanıp benden istekte bulunacak olsalar, ben de her birine istediğini versem, bu benim mülkümden ancak, iğne denize daldırılıp çıkarıldığında denizden ne kadar eksiltebilirse işte o kadar azaltır. (Yani hiç bir şey eksiltmez.)
Kullarım! İşte sizin amelleriniz. Onları sizin için saklar, sonra onları size iade ederim. Artık kim bir hayır bulursa Allah’a hamd etsin. Kim de hayırdan başka bir şey bulursa öz nefsinden başka kimseyi ayıplamasın.”
Said İbni Abdülaziz dedi ki, Ebu İdris el-Havlani bu (kudsi) hadisi rivayet ettiği zaman, dizleri üzerine çöküverdi. (Müslim, Birr 55.)
Her şey Allah’ın takdirindedir
Bu hadis, İslam’ın ana konularını ve alt bölümlerine dair birçok esasları kapsayan pek büyük bir hadis-i kudsidir. İmam Nevevi Kitabu’l-Ezkar’ında, bu hadisi Ebu Zer’den rivayet eden Ebu İdris’in, rivayeti esnasında hadis-i kudsiye tazim için diz çöktüğünü beyan etmektedir.
Ahmed b. Hanbel’in “Şamlıların en sağlam rivayetidir” dediği bu hadis-i kudsi, Cenab-ı Hak ile kullarının durumunu açıkça ortaya koymaktadır. Hiç bir şekilde ve hiç bir konuda ilahi takdir ve tasarrufun dışında kalınamayacağı, her şeyin sadece Allah Teâlâ’nın dileğine bağlı olduğu en kesin ifadelerle anlatılmaktadır. Bu sebeple, Allah Teâlâ’nın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak hususunda tembel davranmamak, nefsin arzularına uymamak gerekmektedir. Böylesine bir konuma sahip olan bizlerin, nasıl bir mücahede vermesi lazım geldiği, bu hadisle en net şekilde anlaşılmaktadır.
Anlaşılması gerekenler
Hadis-i kudside geçen bazı hususları, kısaca anlamaya çalışalım: Allah-u Zülcelâl adildir, zulmetmez. Zulmü sevmez, zulme razı olmaz. Kullarına zulmetmeyeceğini bildirmiştir. Kullarının da birbirlerine zulmetmesini istemez. Bütün âlem O’nun mülküdür. Gerçekte Allah’tan başka bir malik yoktur. Dolayısıyla tecavüz ve zulüm de söz konusu değildir. Yani Allah Teâlâ, zulümden münezzehtir. O, bu durumu “Zulmü kendime haram kıldım” diye ifade buyurmuştur.
Hidayet Allah’tandır. O dilemedikçe kimse doğru yolu bulamaz. O halde beş vakit namazda Fatiha’yı okurken yaptığımız gibi, “Bizi sırat-ı müstakime ilet” diye, kendisinden hidayet dilemek gerekmektedir.
Rızk, Allah’ın takdiri iledir. O dilediğine rızkı bol bol verir, dilediğine de kısar. Aynı işi yapan, aynı emeği sarf eden insanların kazançları farklı farklı olabilir. Kimi kazanır, bereketini bulamaz, kiminin kazancı da bereketlenir. Yemek, içmek, giymek, yani hayat, Allah’ın lütfu sayesindedir. O dilemeyince, kimse hayatını devam ettirecek imkânlar bulamaz. Böyle olunca, insanca ve müslümanca bir yaşayış için O’ndan yiyecek ve giyecek istemek, biz kullara düşen bir görev olmaktadır.
Kul kusursuz olmaz. Her an hata yapmak bizim işimizdir. Allah Teâlâ da (şirk hariç) bütün kusurları bağışlamaktadır. Yani tevbe kapısı daima açıktır. O halde gece gündüz demeden, Allah’tan af ve mağfiret dilemeliyiz ki O’nun bağışlamasına muhatap olabilelim.
Hiçbir varlığın, Allah Teâlâ’ya zarar ve fayda vermesi mümkün değildir. Bütün kullarının salih ve iyi kul olmasıyla Allah Teâlâ’nın saltanatında bir şey artmaz; tam tersine yaratıkların tamamının günahkâr olmasıyla, O’nun saltanatından zerrece bir şey eksilmez. Diğer bir söyleyişle tüm iyilik, kötülük kavramları ve sonuçları sadece bizler için önemlidir; bizleri etkilemektedir.
Allah Teâlâ’nın ihsan deryası sonsuz ve sınırsızdır. Bütün yaratıklar bir araya gelip kendisinden dilekte bulunsalar, Allah da hepsinin isteğini yerine getirse koskoca bir okyanusa batırılıp çıkarılan iğne, o okyanustan hiç bir şey eksiltmediği gibi, bu da Allah’ın mülkünden bir şey eksiltmez. Yani, bizim O’na herhangi bir şekilde zarar verebilme imkânımız yoktur.
Allah Teâlâ, her birimizin amellerini kaydettirmektedir. Sonunda, onları karşımıza çıkaracaktır. Orada iyilik ve hayır çoksa bundan ötürü Allah’a hamd etmemiz gerekmektedir. Aksi olursa bunun suçlusu kendimizden başkası değildir. “Kendim ettim, kendim buldum” demekten başka yapacağımız bir şey yoktur.
Bütün bu gerçekleri dile getiren hadis-i şerif, insanoğlunun dünyadaki yerini, durumunu ve nasıl davranması gerektiğini, nasıl bir mücahede (kulluk gayreti) ortamında olduğunu tam manasıyla aydınlatmaktadır. Allah-u Teâla, kendisine kul olma mücahedesinde cümlemize yardımcı olsun.
Hadisten elde edilen hüküm ve yorumlar
Allah-u Zülcelâl, zulmü kendi zatına haram kılmıştır. Allah Teâlâ bu hadis-i kudside, “Elbette ben zulmü kendi zatıma haram kıldım’ buyurarak, bunu açıkça belirtmiştir. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’de de yine aynı nitelikte ifade edilmiştir. Allah Teâlâ bu mesele hakkında bazı ayeti kerimelerde şöyle buyuruyor:
“Benim huzurumda söz değiştirilmez. Ve ben, asla kullara zulmedici değilim.” (Kaf; 29)
“Şüphesiz ki Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus; 44)
“Şüphe yok ki Allah, zerre kadar zulmetmez.” (Nisa; 40)
Zulüm kullara haram kılınmıştır
Allah-u Teâla, zulmü kullara da haram kılmış ve insanların birbirlerine zulüm ve haksızlık etmelerini yasaklamıştır. Zulüm, mutlak olarak haram olduğu için, her insanın bir başkasına zulmetmesi haramdır. Zulüm iki kısımdır:
Kişinin kendine zulmetmesi
Bu zulmün en büyüğü Allah’a ortak koşmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Lokman, oğluna öğüt vererek, ‘Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma. Doğrusu, şirk büyük bir zülümdür’ demişti.” (Lokman; 13) Çünkü Allah’a ortak koşan, yaratılmışı yaratana ortak tutup Allah ile beraber ona da ibadet etmektedir. Bu ise zulüm ve haksızlığın en büyüğüdür.
Büyük küçük günahlar işleyerek, kendini hem dünyada hem de ahirette hüsran ve azaba düşürmek de yine, kişinin kendisine zulmetmesi kabilindendir.
İnsanın başkasına zulmetmesi
Bunun kesin haram olduğu ve bundan şiddetle sakınmak gerektiği, Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin birçok hadis-i şeriflerinde beyan edilmiştir.
Şüphesiz insanlar arasında adaleti tesis edip zulmü ortadan kaldırmak, İslam’ın en önemli maksat ve hedeflerindendir. Çünkü herhangi bir rejim ve medeniyetin ikamesinde, adaletin tesisi esastır. Aynı şekilde zulüm millet, ümmet ve medeniyetlerin yıkılıp insanların hem dünya hem de ahiret mutluluğunu kaybetmelerine vesiledir.
Kulların Allah’a muhtaç oluşu
Bütün insanlar, gerek dünyevi gerek uhrevi maslahatlarını temin etme ve zararlardan korunma hususunda, Allah’a muhtaçtırlar. Yine, bütün insanlar; Allah’ın hidayet, rızık, rahmet ve mağfiretine muhtaçtırlar. Müslüman, Allah’a karşı ihtiyacını arz edip fakir ve muhtaç olduğunu izhar etmekle manen Allah’a yaklaşır. Müslüman’ın Allah’a karşı gerçek kulluğu, şu üç şeyle iyice belirip ortaya çıkar:
Allah’tan istemek
Allah-u Teâlâ kullarının dünyevi uhrevi her türlü ihtiyaçlarının kendisine arz edilip istemelerini sever. İnsan, hidayet ve mağfiret istediği gibi; yiyecek, içecek ve giyecek ihtiyaçlarını da Allah’tan istemelidir.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz, bütün ihtiyaçları, hatta ayakkabısının kopan bağ ve tasmasını dahi Allah’tan istesin.”
GÜLİSTAN
144. Sayı
Aralık 2012
Said İbni Abdülaziz’in Rebia b. Yezid’den; Rebia’nın Ebu İdris el-Havlani’den, onun Ebu Zer Cündüb İbn Cünade radıyallahu anhudan; Ebu Zer’in, Nebi (s.a.v)’den; Onun da Allah Tebareke ve Teâlâ hazretlerinden rivayet ettiğine göre, Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Ey kullarım! Ben zulmetmeyi kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Artık birbirinize zulmetmeyiniz.
Kullarım! Benim hidayet ettiklerim dışında hepiniz sapıtmışsınız. O halde, benden hidayet dileyin ki sizi doğruya ileteyim.
Kullarım! Benim doyurduklarını hariç, hepiniz açsınız. Benden yiyecek isteyin ki sizi doyurayım.
Kullarım! Benim giydirdiklerim hariç, hepiniz çıplaksınız. Benden giyecek isteyin ki sizi giydireyim.
Kullarım! Siz, gece gündüz günah işlemektesiniz. Bütün günahları affeden de yalnızca benim. Benden af dileyin ki sizi bağışlayayım.
Kullarım! Bana zarar vermek elinizden gelmez ki, zarar verebilesiniz. Bana fayda vermeye gücünüz yetmez ki fayda veresiniz.
Kullarım! Evveliniz ahiriniz, insanınız, cinleriniz, en muttaki bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip olsalar, bu benim mülkümde, en küçük bir şey arttırmaz.
Kullarım! Evveliniz ahiriniz, insanınız, cinleriniz, en günahkâr bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip olsalar, bu benim mülkümden en küçük bir şey eksiltmez.
Kullarım! Evveliniz ahiriniz, insanınız cinleriniz bir yerde toplanıp benden istekte bulunacak olsalar, ben de her birine istediğini versem, bu benim mülkümden ancak, iğne denize daldırılıp çıkarıldığında denizden ne kadar eksiltebilirse işte o kadar azaltır. (Yani hiç bir şey eksiltmez.)
Kullarım! İşte sizin amelleriniz. Onları sizin için saklar, sonra onları size iade ederim. Artık kim bir hayır bulursa Allah’a hamd etsin. Kim de hayırdan başka bir şey bulursa öz nefsinden başka kimseyi ayıplamasın.”
Said İbni Abdülaziz dedi ki, Ebu İdris el-Havlani bu (kudsi) hadisi rivayet ettiği zaman, dizleri üzerine çöküverdi. (Müslim, Birr 55.)
Her şey Allah’ın takdirindedir
Bu hadis, İslam’ın ana konularını ve alt bölümlerine dair birçok esasları kapsayan pek büyük bir hadis-i kudsidir. İmam Nevevi Kitabu’l-Ezkar’ında, bu hadisi Ebu Zer’den rivayet eden Ebu İdris’in, rivayeti esnasında hadis-i kudsiye tazim için diz çöktüğünü beyan etmektedir.
Ahmed b. Hanbel’in “Şamlıların en sağlam rivayetidir” dediği bu hadis-i kudsi, Cenab-ı Hak ile kullarının durumunu açıkça ortaya koymaktadır. Hiç bir şekilde ve hiç bir konuda ilahi takdir ve tasarrufun dışında kalınamayacağı, her şeyin sadece Allah Teâlâ’nın dileğine bağlı olduğu en kesin ifadelerle anlatılmaktadır. Bu sebeple, Allah Teâlâ’nın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak hususunda tembel davranmamak, nefsin arzularına uymamak gerekmektedir. Böylesine bir konuma sahip olan bizlerin, nasıl bir mücahede vermesi lazım geldiği, bu hadisle en net şekilde anlaşılmaktadır.
Anlaşılması gerekenler
Hadis-i kudside geçen bazı hususları, kısaca anlamaya çalışalım: Allah-u Zülcelâl adildir, zulmetmez. Zulmü sevmez, zulme razı olmaz. Kullarına zulmetmeyeceğini bildirmiştir. Kullarının da birbirlerine zulmetmesini istemez. Bütün âlem O’nun mülküdür. Gerçekte Allah’tan başka bir malik yoktur. Dolayısıyla tecavüz ve zulüm de söz konusu değildir. Yani Allah Teâlâ, zulümden münezzehtir. O, bu durumu “Zulmü kendime haram kıldım” diye ifade buyurmuştur.
Hidayet Allah’tandır. O dilemedikçe kimse doğru yolu bulamaz. O halde beş vakit namazda Fatiha’yı okurken yaptığımız gibi, “Bizi sırat-ı müstakime ilet” diye, kendisinden hidayet dilemek gerekmektedir.
Rızk, Allah’ın takdiri iledir. O dilediğine rızkı bol bol verir, dilediğine de kısar. Aynı işi yapan, aynı emeği sarf eden insanların kazançları farklı farklı olabilir. Kimi kazanır, bereketini bulamaz, kiminin kazancı da bereketlenir. Yemek, içmek, giymek, yani hayat, Allah’ın lütfu sayesindedir. O dilemeyince, kimse hayatını devam ettirecek imkânlar bulamaz. Böyle olunca, insanca ve müslümanca bir yaşayış için O’ndan yiyecek ve giyecek istemek, biz kullara düşen bir görev olmaktadır.
Kul kusursuz olmaz. Her an hata yapmak bizim işimizdir. Allah Teâlâ da (şirk hariç) bütün kusurları bağışlamaktadır. Yani tevbe kapısı daima açıktır. O halde gece gündüz demeden, Allah’tan af ve mağfiret dilemeliyiz ki O’nun bağışlamasına muhatap olabilelim.
Hiçbir varlığın, Allah Teâlâ’ya zarar ve fayda vermesi mümkün değildir. Bütün kullarının salih ve iyi kul olmasıyla Allah Teâlâ’nın saltanatında bir şey artmaz; tam tersine yaratıkların tamamının günahkâr olmasıyla, O’nun saltanatından zerrece bir şey eksilmez. Diğer bir söyleyişle tüm iyilik, kötülük kavramları ve sonuçları sadece bizler için önemlidir; bizleri etkilemektedir.
Allah Teâlâ’nın ihsan deryası sonsuz ve sınırsızdır. Bütün yaratıklar bir araya gelip kendisinden dilekte bulunsalar, Allah da hepsinin isteğini yerine getirse koskoca bir okyanusa batırılıp çıkarılan iğne, o okyanustan hiç bir şey eksiltmediği gibi, bu da Allah’ın mülkünden bir şey eksiltmez. Yani, bizim O’na herhangi bir şekilde zarar verebilme imkânımız yoktur.
Allah Teâlâ, her birimizin amellerini kaydettirmektedir. Sonunda, onları karşımıza çıkaracaktır. Orada iyilik ve hayır çoksa bundan ötürü Allah’a hamd etmemiz gerekmektedir. Aksi olursa bunun suçlusu kendimizden başkası değildir. “Kendim ettim, kendim buldum” demekten başka yapacağımız bir şey yoktur.
Bütün bu gerçekleri dile getiren hadis-i şerif, insanoğlunun dünyadaki yerini, durumunu ve nasıl davranması gerektiğini, nasıl bir mücahede (kulluk gayreti) ortamında olduğunu tam manasıyla aydınlatmaktadır. Allah-u Teâla, kendisine kul olma mücahedesinde cümlemize yardımcı olsun.
Hadisten elde edilen hüküm ve yorumlar
Allah-u Zülcelâl, zulmü kendi zatına haram kılmıştır. Allah Teâlâ bu hadis-i kudside, “Elbette ben zulmü kendi zatıma haram kıldım’ buyurarak, bunu açıkça belirtmiştir. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’de de yine aynı nitelikte ifade edilmiştir. Allah Teâlâ bu mesele hakkında bazı ayeti kerimelerde şöyle buyuruyor:
“Benim huzurumda söz değiştirilmez. Ve ben, asla kullara zulmedici değilim.” (Kaf; 29)
“Şüphesiz ki Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus; 44)
“Şüphe yok ki Allah, zerre kadar zulmetmez.” (Nisa; 40)
Zulüm kullara haram kılınmıştır
Allah-u Teâla, zulmü kullara da haram kılmış ve insanların birbirlerine zulüm ve haksızlık etmelerini yasaklamıştır. Zulüm, mutlak olarak haram olduğu için, her insanın bir başkasına zulmetmesi haramdır. Zulüm iki kısımdır:
Kişinin kendine zulmetmesi
Bu zulmün en büyüğü Allah’a ortak koşmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Lokman, oğluna öğüt vererek, ‘Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma. Doğrusu, şirk büyük bir zülümdür’ demişti.” (Lokman; 13) Çünkü Allah’a ortak koşan, yaratılmışı yaratana ortak tutup Allah ile beraber ona da ibadet etmektedir. Bu ise zulüm ve haksızlığın en büyüğüdür.
Büyük küçük günahlar işleyerek, kendini hem dünyada hem de ahirette hüsran ve azaba düşürmek de yine, kişinin kendisine zulmetmesi kabilindendir.
İnsanın başkasına zulmetmesi
Bunun kesin haram olduğu ve bundan şiddetle sakınmak gerektiği, Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin birçok hadis-i şeriflerinde beyan edilmiştir.
Şüphesiz insanlar arasında adaleti tesis edip zulmü ortadan kaldırmak, İslam’ın en önemli maksat ve hedeflerindendir. Çünkü herhangi bir rejim ve medeniyetin ikamesinde, adaletin tesisi esastır. Aynı şekilde zulüm millet, ümmet ve medeniyetlerin yıkılıp insanların hem dünya hem de ahiret mutluluğunu kaybetmelerine vesiledir.
Kulların Allah’a muhtaç oluşu
Bütün insanlar, gerek dünyevi gerek uhrevi maslahatlarını temin etme ve zararlardan korunma hususunda, Allah’a muhtaçtırlar. Yine, bütün insanlar; Allah’ın hidayet, rızık, rahmet ve mağfiretine muhtaçtırlar. Müslüman, Allah’a karşı ihtiyacını arz edip fakir ve muhtaç olduğunu izhar etmekle manen Allah’a yaklaşır. Müslüman’ın Allah’a karşı gerçek kulluğu, şu üç şeyle iyice belirip ortaya çıkar:
Allah’tan istemek
Allah-u Teâlâ kullarının dünyevi uhrevi her türlü ihtiyaçlarının kendisine arz edilip istemelerini sever. İnsan, hidayet ve mağfiret istediği gibi; yiyecek, içecek ve giyecek ihtiyaçlarını da Allah’tan istemelidir.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz, bütün ihtiyaçları, hatta ayakkabısının kopan bağ ve tasmasını dahi Allah’tan istesin.”
GÜLİSTAN
144. Sayı
Aralık 2012
Son düzenleme: