Herkes Hayra Muhtaçtır
Hizmet ehli hayra doymaz, yaptıklarım bana yeter diye düşünüp kendisini kenara çekemez. Hak aşıkları yaptığı amelleri gözlerinde büyütmezler. Yaptıkları hayırlı işlerin kabulünden çok reddedileceğinden korkarlar. Ümitle korku arasında kulluk ve hizmet yaparlar. Her hizmetin sonunda sanki bir kusur işlemiş gibi üzülürler, ALLAH’tan kusurlarının affını isterler, devamlı günahlarına istiğfar ederler.
Hiç kimse benim yaptıklarım bana yeter, başka hayır ve sevaba ihtiyacım yok diye düşünemez.
Şu hadiseden ibret alınmalıdır:
Bedir harbinde Ashab-ı Kiramın yeterli bineği yoktu. Üç kişi bir deveye nöbetleşe binerek gidiyorlardı. Rasulullah (s.a.v) Efendimizin de özel bineği olmadığı için, bir deveye Hz. Ali ve Hz. Ebu Lubabe ile nöbetleşe biniyordu. Efendimiz (s.a.v) kendi sırasında deveye bir müddet bindi, sıra diğerlerine geldi. Onlar:
“Siz bininiz ey ALLAH’ın Rasulü, biz yürüyelim,” dediler. Efendimiz (s.a.v):
“Ben ALLAH’ın vereceği sevaba sizden daha az muhtaç değilim; siz de yürümek için benden daha kuvvetli değilsiniz. Herkes sırasıyla binecek ve yürüyecek” (Hakim, Müstedrek, II, 91.)buyurdu.
Her mümin, ALLAH yolundaki hizmetlere bir şekilde katılmalıdır. Malı ve canı ile bizzat hizmetin içinde olamayan kimseler, kalbi, niyeti, duası, sevgisi ve rızası ile hizmetlere destek vermelidir.
Bir hayra rıza gösteren, teşvik eden ve sebep olan kimse, o hayrı yapmış gibidir. Müminin niyeti amelinden hayırlıdır. Bir hayra niyet eden fakat gücü yetmediği veya bir mazereti olduğu için onu yapamayan ve buna üzülen kimse, o hayrı yapmış gibi sevap alır. Bunun ölçüsü, niyet edilen şeyi yapma fırsatı bulduğunda hemen yapmaktır. Yoksa boş temenni olur. İyi şeyleri temenni etmek de güzeldir, fakat bu temenni azim, arzu ve karar derecesine çıkmalı ki, o iş yapılamayınca bile sevap kazandırsın.
Kaynaklarıyla Tasavvuf
Hizmet ehli hayra doymaz, yaptıklarım bana yeter diye düşünüp kendisini kenara çekemez. Hak aşıkları yaptığı amelleri gözlerinde büyütmezler. Yaptıkları hayırlı işlerin kabulünden çok reddedileceğinden korkarlar. Ümitle korku arasında kulluk ve hizmet yaparlar. Her hizmetin sonunda sanki bir kusur işlemiş gibi üzülürler, ALLAH’tan kusurlarının affını isterler, devamlı günahlarına istiğfar ederler.
Hiç kimse benim yaptıklarım bana yeter, başka hayır ve sevaba ihtiyacım yok diye düşünemez.
Şu hadiseden ibret alınmalıdır:
Bedir harbinde Ashab-ı Kiramın yeterli bineği yoktu. Üç kişi bir deveye nöbetleşe binerek gidiyorlardı. Rasulullah (s.a.v) Efendimizin de özel bineği olmadığı için, bir deveye Hz. Ali ve Hz. Ebu Lubabe ile nöbetleşe biniyordu. Efendimiz (s.a.v) kendi sırasında deveye bir müddet bindi, sıra diğerlerine geldi. Onlar:
“Siz bininiz ey ALLAH’ın Rasulü, biz yürüyelim,” dediler. Efendimiz (s.a.v):
“Ben ALLAH’ın vereceği sevaba sizden daha az muhtaç değilim; siz de yürümek için benden daha kuvvetli değilsiniz. Herkes sırasıyla binecek ve yürüyecek” (Hakim, Müstedrek, II, 91.)buyurdu.
Her mümin, ALLAH yolundaki hizmetlere bir şekilde katılmalıdır. Malı ve canı ile bizzat hizmetin içinde olamayan kimseler, kalbi, niyeti, duası, sevgisi ve rızası ile hizmetlere destek vermelidir.
Bir hayra rıza gösteren, teşvik eden ve sebep olan kimse, o hayrı yapmış gibidir. Müminin niyeti amelinden hayırlıdır. Bir hayra niyet eden fakat gücü yetmediği veya bir mazereti olduğu için onu yapamayan ve buna üzülen kimse, o hayrı yapmış gibi sevap alır. Bunun ölçüsü, niyet edilen şeyi yapma fırsatı bulduğunda hemen yapmaktır. Yoksa boş temenni olur. İyi şeyleri temenni etmek de güzeldir, fakat bu temenni azim, arzu ve karar derecesine çıkmalı ki, o iş yapılamayınca bile sevap kazandırsın.
Kaynaklarıyla Tasavvuf