- Üyelik Tarihi
- 24 Ağu 2009
- Mesajlar
- 14,031
- Aldığı Beğeniler
- 9,655
- Takım
- Galatasaray
Zülkarneyn Aleyhisselam, bir sefer esnasında gece yolculuk yaparken ordusuna:
- "Ayağınıza takılan şeyleri toplayın," diye emir verir.
Ordu bu emri duyunca, içlerinden bir grup:
- "Çok yürüdük, çok da yorgunuz. Gecenin bu vaktinde bir de ayağımıza takılan şeyleri toplayarak kendimize ağırlık yapamayız," diyerek hiçbir şey toplamamışlar.
İkinci grup ise;
- "Madem komutanımız emretti, az da olsa bir şeyler toplayalım, emre muhalefet etmeyelim," diyerek az bir şey toplamışlar.
Üçüncü grup daha itaatkâr bir tavırla; “Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Yapılmasını istiyorsa mutlaka bir hikmeti vardır.” diyerek heybelerini ağzına kadar doldurmuşlar.
Ertesi sabah uyandıklarında şaşkınlıktan gözleri faltaşı gibi açılmış. Zira komutanlarının toplamalarını istediği şeyler altın, zümrüt ve mücevher benzeri şeylermiş. Toplayanlar sevinmiş, az toplayanlar üzülmüş, hiç toplamayanlar ise “eyvah!” lar ederek feryadü figan eylemişler.
Bu kıssa bizlere çok güzel bir misal veriyor. Acaba bizden heybemize ne doldurmamız istendi? Farkında mıyız? Biliyor muyuz? Öğrenmek için çaba sarfediyor muyuz?” Az da olsa bir şeyler toplayalım” diyenlerden miyiz? Yoksa “Madem bizden toplamamız istendi, bunda bir hikmet vardır. O zaman elimizden geldiğince gayret edelim, yılmadan usanmadan azığımızı heybemize dolduralım.”diyenlerden miyiz? Ya da “ Efendim ben kendime yük çıkaramam. Benim daha önemli işlerim var, onlarla uğraşmam gerek” deyip asıl önemli olanı önemsize değişenlerden miyiz?
Birinci tercihi seçmek sonuncu tercihe göre iyidir. Ancak ebedi âlemde “keşke... keşke.. Heybeme daha fazla bir şeyler doldursaydım. Ben ne ettim! Tembelliğim yüzünden vah bana! Daha fazla azık toplamak varken azla yetindim. Gençliğim varken günlerimi boş işlerle heba ettim. Nefsime uydum. Altın, zümrüt toplamak varken ben heybeme saman doldurdum. Vah bana! Yazıklar bana! Diyebileceğimiz bir tercihtir. Sonuncu tercih ise en kötüsüdür. Zira heybemiz bomboştur. İçinde hiçbir azık yok! Üstelik emre de itaat etmedik. Rabbimizin istediklerini görmezden geldik. Yolcu olduğumuzu ve bir gün gerçek evimize döneceğimizi unuttuk. Ebedi âlemde bu halimizle ne yapacağız? Rabbimize ne cevap vereceğiz? Başkaları heybesinden altın, zümrüt çıkarırken bizim halimiz nice olacak? Rabbim bizleri bu hale düşmekten esirgesin.
En doğru tercih, ikinci tercih yani emre itaat edip elimizden geldiğince, heybemize azık yüklemek. Yolcu olduğunun bilincinde yaşamak… Yolda gereksiz meşguliyetlerle oyalanmamak...Kendini son durağa, varılacak menzile hazırlamak…Yolda ilerlerken Rabbimizin bizden istediği azıkları toplamak… Emre itaat etmenin huzur ve mutluluğunu yaşamak…Kimi zaman düşse de kalkmasını bilmek…Kimi zaman aç veya susuz kalsa da yılmamak…Başkaları tarafından horlansa da yoluna devam etmek…Azığın en hayırlısı olan takva ile azıklanmak…Rabbimizin emrine karşı gelmekten sakınmak…Azığını tam tekmil alabilmenin gayreti içinde olmak…Ve inşallah Rabbimize itaat etmenin, azığı güzel temin etmenin, kalb-i selim ile bezenmenin; o en güzel, o en mutlu, o en huzurlu, o en özlenen anıyla huzura çıkmak.
Rabbim, bizleri dünyadan ebedi âleme uzanan yolculuğumuzda, azık olarak takvayı seçip, Allah’ü Teâlâ’nın emrine uyanlardan ve huzurla son menzile varanlardan eylesin. Âmin!
