Allah’ı tesbih ederek, mağfiret dileyerek, tövbe ederek, kalbinizdeki hataları silerek ve bir daha hata yapmamaya karar vererek ayağa kalktığınız anlar oldu mu hiç?
Öncekinden daha büyük bir duyguyla, daha sağlam bir bağlılıkla ve daha üstün bir yönelişle Allah’a ve O’nun sönmez nuruna koştuğunuzu hissetiniz mi?
İşte bu, Allah’a giden yoldur!
Hayatta bıkkınlık duyduğunuz günler oldu mu? Hayatın kasvet ve acılarına dayanamaz hale geldiniz mi hiç? Sıkıntı ve ümitsizliğe kapıldınız mı? Şikâyet etme ihtiyacı duydunuz mu? Etrafınıza bakıp derdinizi dökecek kimse bulamadığınız anlar oldu mu? Hiç çekinmeden, en küçük bir şüpheye meydan vermeden, bütün sırlarınız kendisine dökebileceğiniz samimi bir dost bulamadığınız zamanlar oldu mu? Veya insanlara dert yanmakla huzur bulmadığınız demler oldu mu?
Sonra ellerinizi semaya kaldırıp içinizi döktünüz mü? Allah’a yönelip gizli açık neyiniz varsa hepsini teker teker anlattınız mı? Kaburga kemiklerinizin çemberindeki o çığın ateşin alev alev tutuştuğunu hissetiniz mi?
Gözünüzden ibretler, dilinizden kelimeler döküldüğünü hissetiniz mi? Ve siz bütün bunları, her şeye hâkim olan ve her şeyi takdir eden Yüceler Yücesi büyük bir kuvvete havale ettiğinizi hissetiniz mi? Siz, bu kontrol altında bulunan güç salıverilip hedefine ulaştığı zaman, rahat, huzur ve sükûn buldunuz mu? Ruhunuzu konulması gereken emniyetli bir mevkiye koyduğunuz zaman, huzura kavuştunuz mu?
İşte bu, Allah’a giden yoldur!
Dostlarınızdan size karşı kırıcı hakarette bulunan oldu mu? Arkadaşlarınızdan size ızdırap verici veya huzur bozucu davranışlarda bulunan oldu mu?
İçinizden, onunla samimiyeti kesmeyi veya bundan sonra ebediyen konuşmamayı geçirdiniz mi? Yüzüne karşı “Sen benim arkadaşım değilsin, bugünden sonra senin gibi bir arkadaşım yok benim” diye haykırmayı hiç düşündünüz mü?
Nihayet, kendi kendinize dönüp “O bir insandır, bütün insanlar hata yapar, ben de bazen bilmeyerek hata yaparım, sonra hatamı anlarım” dediniz mi?
Arkadaşınıza yakınlık gösterdiniz mi? Sanki aranızda hiçbir şey geçmemiş gibi baş başa konuştunuz mu? Hatta eskisinden daha fazla ilgi gösterip gönlünü aldınız mı? Hiç ‘riya’ karıştırmadan onu kalbinizin derinliklerinden fışkıran bir sevgi ile kucaklayıp bağrınıza bastınız mı?
İşte bu, Allah’a giden yoldur!
Herhangi birine karşı içinizde sevgi beslediğinizi hissettiniz mi? Seviyorsunuz onu…
Hâlbuki ona muhtaç değilsiniz. Bir yardım da beklemiyorsunuz ondan. Seviyorsunuz onu…
İçinizden hiçbir kötülük, kıskançlık ve kin geçirmiyorsunuz ona karşı. Seviyorsunuz onu…
Kendinizi gizlice onunla karşılaştırıp “Ben ondan daha üstün değil miyim!” demiyorsunuz. Seviyorsunuz onu…
Meziyet ve üstünlük yüzünden kıskanmıyorsunuz onu. Üstelik kendinizinmiş gibi iftihar ediyorsunuz daha da ziyade olmasını istiyorsunuz. Seviyorsunuz onu…
Tıpkı mıknatıs gibi onu kendinize çekiyorsunuz. Ruhunuz, ışığın etrafında dönen pervaneler gibi ağır ağır, kanat çırparak sevinçle manyetik dalgalara gömülüp gidiyor.
İşte bu, Allah’a giden yoldur!
MUHAMMED FARUKî nin bir makalesinden alıntıdır.
Öncekinden daha büyük bir duyguyla, daha sağlam bir bağlılıkla ve daha üstün bir yönelişle Allah’a ve O’nun sönmez nuruna koştuğunuzu hissetiniz mi?
İşte bu, Allah’a giden yoldur!
Hayatta bıkkınlık duyduğunuz günler oldu mu? Hayatın kasvet ve acılarına dayanamaz hale geldiniz mi hiç? Sıkıntı ve ümitsizliğe kapıldınız mı? Şikâyet etme ihtiyacı duydunuz mu? Etrafınıza bakıp derdinizi dökecek kimse bulamadığınız anlar oldu mu? Hiç çekinmeden, en küçük bir şüpheye meydan vermeden, bütün sırlarınız kendisine dökebileceğiniz samimi bir dost bulamadığınız zamanlar oldu mu? Veya insanlara dert yanmakla huzur bulmadığınız demler oldu mu?
Sonra ellerinizi semaya kaldırıp içinizi döktünüz mü? Allah’a yönelip gizli açık neyiniz varsa hepsini teker teker anlattınız mı? Kaburga kemiklerinizin çemberindeki o çığın ateşin alev alev tutuştuğunu hissetiniz mi?
Gözünüzden ibretler, dilinizden kelimeler döküldüğünü hissetiniz mi? Ve siz bütün bunları, her şeye hâkim olan ve her şeyi takdir eden Yüceler Yücesi büyük bir kuvvete havale ettiğinizi hissetiniz mi? Siz, bu kontrol altında bulunan güç salıverilip hedefine ulaştığı zaman, rahat, huzur ve sükûn buldunuz mu? Ruhunuzu konulması gereken emniyetli bir mevkiye koyduğunuz zaman, huzura kavuştunuz mu?
İşte bu, Allah’a giden yoldur!
Dostlarınızdan size karşı kırıcı hakarette bulunan oldu mu? Arkadaşlarınızdan size ızdırap verici veya huzur bozucu davranışlarda bulunan oldu mu?
İçinizden, onunla samimiyeti kesmeyi veya bundan sonra ebediyen konuşmamayı geçirdiniz mi? Yüzüne karşı “Sen benim arkadaşım değilsin, bugünden sonra senin gibi bir arkadaşım yok benim” diye haykırmayı hiç düşündünüz mü?
Nihayet, kendi kendinize dönüp “O bir insandır, bütün insanlar hata yapar, ben de bazen bilmeyerek hata yaparım, sonra hatamı anlarım” dediniz mi?
Arkadaşınıza yakınlık gösterdiniz mi? Sanki aranızda hiçbir şey geçmemiş gibi baş başa konuştunuz mu? Hatta eskisinden daha fazla ilgi gösterip gönlünü aldınız mı? Hiç ‘riya’ karıştırmadan onu kalbinizin derinliklerinden fışkıran bir sevgi ile kucaklayıp bağrınıza bastınız mı?
İşte bu, Allah’a giden yoldur!
Herhangi birine karşı içinizde sevgi beslediğinizi hissettiniz mi? Seviyorsunuz onu…
Hâlbuki ona muhtaç değilsiniz. Bir yardım da beklemiyorsunuz ondan. Seviyorsunuz onu…
İçinizden hiçbir kötülük, kıskançlık ve kin geçirmiyorsunuz ona karşı. Seviyorsunuz onu…
Kendinizi gizlice onunla karşılaştırıp “Ben ondan daha üstün değil miyim!” demiyorsunuz. Seviyorsunuz onu…
Meziyet ve üstünlük yüzünden kıskanmıyorsunuz onu. Üstelik kendinizinmiş gibi iftihar ediyorsunuz daha da ziyade olmasını istiyorsunuz. Seviyorsunuz onu…
Tıpkı mıknatıs gibi onu kendinize çekiyorsunuz. Ruhunuz, ışığın etrafında dönen pervaneler gibi ağır ağır, kanat çırparak sevinçle manyetik dalgalara gömülüp gidiyor.
İşte bu, Allah’a giden yoldur!
MUHAMMED FARUKî nin bir makalesinden alıntıdır.
Son düzenleme: