Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Yıl: 1965
"Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir edâ takınacağıma
hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim.

Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni
fevkalâde rahatlatan bir tebessüm
vardı.. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ı
şerifleriniz hayrolsun' dedim.."

Yıl: 1975
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim,
Heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum,
yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. Üstüme çeki düzen verdim,
Kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.."

Yıl: 1985
"Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hükûm
veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa bir süre sonra
kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm
vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı
akşamlar' dedim.."

Yıl: 1995
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Fenâ hâlde kal geldi yâni.. Ama
bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim..
Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selâm' dedim.."

Yıl: 2006
"Âbi onu karşımda öyle görünce oha falan oldum yâni.. Oğlum bu iş bizi kasar
dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumları yâni..

Ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik.. Sarıl oğlum dedim, bu
manita senin.. 'Hav ar yu
yavrum?'"

Yıl: 2026
"Ven ay sov hör, ben çok yâni öyle işte birden.. Off, ay dont nov âbi yaa..
Ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita.. 'Hay beybi..'"

Hâlâ vakit var!.
TÜRKÇEMİZE SAHİP ÇIKALIM
 

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
Dilimize sahip çıkmamız gerekiyor elbette. Şimdiki gençlerin kullandığı dili anlamakta çoğu zaman anlamakta güçlük çekiyoruz.

Yazıda belirtilen cümleler yıllar itibariyle değerlendirildiğinde en düzgünü 1975 Türkçesi sanırım.

Konu Türkçe'den açılmışken; Katre-i Matem Hanım yanlış anlamayın ama çoğu zaman sizin yazdıklarınızı anlamakta güçlük çekiyorum. Yazdıklarınızı okurken vaktimin büyük bölümü, eş zamanlı olarak google'da geçiyor. :)
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Efendim gece gece bunu bir iltifat olarak telakki etmek istiyorum,
zira gayrısına ruh halim müsait değüldür ;)
Ne güzel efendim ne güzel kelime dağarcığınız genişliyor dert yanmayınız biraz farsça ve osmanlıca öğrenmek fena mı efendim :)
 

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
Efendim gece gece bunu bir iltifat olarak telakki etmek istiyorum,
zira gayrısına ruh halim müsait değüldür ;)
Ne güzel efendim ne güzel kelime dağarcığınız genişliyor dert yanmayınız biraz farsça ve osmanlıca öğrenmek fena mı efendim :)

Konuyu nasıl telakki etmek istersiniz bilemiyorum ama yazdıklarıma kötü bir anlam yüklemediğimi bilmelisiniz. :)

Sayenizde Farsça ve Osmanlıca konusunda birkaç ay içerisinde orta düzeye erişmiş olurum. Bu şekilde dil problemini de çözmüş oluruz. :)
 

dilsitan

Ya HaY
 
Üyelik Tarihi
24 Ağu 2009
Mesajlar
14,031
Aldığı Beğeniler
9,655
Takım
Galatasaray
konu icin tesekkür ederim katrem
gercekten bu güzelim dile bu mirasa sahip cikmamiz gerekir..

ve de seylan kardesimizin yazdigini okuyunca
gecen sene geldi aklima
bende baslarda öyleydim ama zamanla alistim(:
artik daha kolay anlasabiliyoruz:hihi:
 

İsrâ

"Özlem"imsin
 
Üyelik Tarihi
22 Eki 2010
Mesajlar
6,128
Aldığı Beğeniler
12,753
Konum
Kdz.Ereğli
Takım
Galatasaray
Sevgili kardeşim çok mükemmel bir konuya değinmişsin. Allah Razı olsun.

Bu konu benim aklıma inanın çok takılıyordu. Daha genciz ama bizden bir alt nesilde, bu şekil son derece anlamsız cümleleri maalesef sürekli duyuyorum ve nereye gidiyoruz diye içim içimi kemiriyordu açıkçası. Bunun için ne yapmamız gerekiyor ilk olarak bunu düşünmeliyiz.

Seylan kardeşimizde yazmış.
Bende sizi tam olarak anlayamıyorum. Dilsitan kardeşimiz gibi inşAllah seneye daha iyi anlayacağız sizi:) Bunun için epeydir çaba sarfediyorum zaten.
 

(MaveRa)

Mavera
 
Üyelik Tarihi
27 Şub 2010
Mesajlar
2,351
Aldığı Beğeniler
4,060
Konum
-/-
Gerçekten Katre Her zamanki Paylaşımların önemli bir noktaya isabet ediyor

Allah razı olsun ..
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Malumunuz Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun Türkçe üzerine kapsamlı çalışmaları var. Bye Bye Türkçe eserini hasseten tavsiye ediyorum. ayrıca ön hazırlık olması babında ufak bir arama ile internetten elde ettiğim özetin özeti diyebileceğim bu metini iktibas ediyorum. istifadenize..

Öz Türkçe” sözü, sahte sağ, sahte sol çatışmasının yoğun olduğu yıllarda yıprandı; iki tarafın da elli yıl süren bağnazlığı, dar görüş ve saplantıları, Türkçe sevgisi ve merakı yerine ona ipe sapa gelmez bir acayip “sağ-sol” siyaseti karıştırmaları Türkçe’ye zarar verdi; Türkçe’nin ikiye bölünüp iki parçasının da eritilmesine zemin hazırlamış oldu.”


BÖL VE YÖNET

Biliyorsunuz, 1950’lerden başlayarak, birçok üçüncü dünya ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de, ‘Büyük Amca’mız birer “sahte sağ” ve sahte “sol” yaratarak hakiki solcuları da, gerçek milliyetçileri de ezmiş, bu iki görüşü, felsefeyi birer kelimeye (“sol” = “anti-faşist”; “sağ” = anti-komünist”) indirgeyerek milleti ikiye bölmüş, gençleri birbirine kırdırmıştı. Bu bölünme Türkçe’ye de bulaştı: Türkçe severler, dilciler, edebiyatcılar bile ikiye bölündü. “Eski Türkçe”, “ Türkçe” yerine icat edilen iki laf, “Osmanlıca” ve “Öz Türkçe” kullanılır oldu. “Sağcı”ları “Osmanlıca”, “solcu”ları da “Öz Türkçe”ci idiler. Halbuki iki laf da yanlıştı.


“OSMANLICA” NE DEMEK ?

800 - 900 yıllarından başlayarak, Türklerin Müslüman olmasıyla Türkçe’ye bazı Arapça, Farsça kelimeler girmiş, ama Arapların fethettiği Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin yerli halkları eski dillerini kaybedip Araplaştıkları halde, Türkistan ve sonra bugünkü Türkiye’de Türkler hep Türk kalmışlar, yani Türkçelerini korumuşlardı. (…) Asya Türklerinin binlerce yıllık çok derin ve üstün bir kültürü, uygarlığı vardı. Osmanlı’dan önceki o devir Selçuklu gibi Türk devletlerinde de, Osmanlı döneminde de “Eski Türkçe” diyebileceğimiz aynı dil vardı. Peki “Osmanlıca” lafı nereden çıktı? (Allah Allah, Selçuklulara, hatta daha öncekilere de mi “Osmanlı” diyeceğiz yani?) Bu adın İngilizler tarafından XIX. Yüzyıl sonunda takıldığı rivayet edilir. (Üzerine basarak söyleyelim: “Eski Türkçe”nin sadeleştirilmesi, şanlı Osmanlı atalarımıza yöneltilen düşmanlıkla karıştırılmamalıdır. Ona düşmanlık, babana, dedene, kendine düşmanlıktır. Ayrıca unutmayalım ki, Selçuklular, sonra Osmanlılar olmasaydı bugün Türkiye’de ne Türk, ne de Türkçe olurdu.)


YA “ÖZ TÜRKÇE ”?

“Öz Türkçe” sözü de yanlış. Her dil de, halkın gündelik dili ile hukuk dili, tıp dili, bilim dili, felsefe, hatta kısmen edebiyat dili arasında fark olur. Özellikle çoğu Batı dilinde, bu “üst dili” sadeleştirmek, halk diline yaklaştırmak mümkün değildir. Çünkü öyle dillerin (hele İngilizce’nin) fazla bir geçmişi olmayıp ileri düzey terimleri Latince ve eski Yunanca’dan türetilmiştir; kendilerinin kök dilinden türetme kuralları yok veya kalmamıştır (Roma İmparatorluğu etkisi). Türkçe ise en az on bin yıllık bir Avrasya dili (öbüt kıtalara da taşmış); belki de en eski dil. Matematik gibi olan kuralları, terim üretme yetenekleri binlerce yıldır yaşıyor. Bu kuralları iyi bilen herkes her devirde, her dal, her meslek için gerekecek yeni kavramlara karşılık terimleri türetebilir, o konuda eğitimi olmayan her hangi bir kişi de, aşağı yukarı ne ifade edildiği hakkında bir fikir sahibi olabilir. Bu kurallar Türkçe’nin her lehçesinde de, en eski Asya Türkçe’sinde de, günün halk Türkçesinde de mevcuttur. O halde bu şekilde türetilen terimlere “Kök Türkçe” dememiz daha uygundur. (Ve işbu adı burada şimdi öneriyorum). “Kök Hücre” diyelim; zaten “Öz Türkçe” sözü, sahte sağ, sahte sol çatışmasının yoğun olduğu yıllarda yıprandı; iki tarafın da elli yıl süren bağnazlığı, dar görüş ve saplantıları Türkçe sevgisi ve merakı yerine ona ipe sapa gelmez bir acayip “sağ-sol” siyaseti karıştırmaları Türkçe’ye zarar verdi; Türkçe’nin ikiye bölünüp iki parçasının da eritilmesine zemin hazırlamış oldu.”

“Atatürk döneminde ulusal hamleler yapılırken, yeni bilim/teknik terimleri kesinlikle Batı dillerinden alınmayacak, “Kök Türkçe”den türetilecek, bu suretle sair Avrasya Türk lehçeleri, ve (o da zaten “Kök Türkçe” olan) halk dilimizde de yeniden bütünleşme sağlayacaktı. İşte Atatürk’ün Dil İnkılabı aslında bu idi.” (Aydınlık Dergisi, 29 Mayıs 2005, sayı 932, sayfa 56)


TASFİYECİLİKTEN DOĞAN BOŞLUĞA İNGİLİZCE BOZUNTUSU
TARZANCA SÖZCÜKLER HÜCÜM ETTİ

Gaye bin yıldır halk diline kadar girmiş, bazısı manevi manalar da taşıyan sözcükleri tasfiye etmek, “Eski Türkçe”ye “Osmanlıca” diyerek bizi tarihimize, atalarımıza yabancılaştırmak, Türk Dünyası’nın o zamana dek mevcut olan ortak Türkçe’sini, ortak edebiyatımızı bertaraf etmek değildi, ama 1950’ler ve sonrası, bilim/tekniği (kök) Türkçe’yle yapma gayesinden uzaklaştığı gibi, mevcut eski Türkçe kelimelerin, halk diline ve edebiyatımıza iyice yerleşmiş olanlarının bile tasfiyesi yoluna gidildi. Oluşan boşluğu vaktiyle “Anglomanlıca” adını taktığımız İngilizce bozuntusu, “Tarzanca” sözcükler hücum etti. Bunlar halk diline, edebiyat, basın-yayın diline sokulmak istendi. Ne eski Türkçe, ne Türkçe! Yerine “Anglomanlıca” Bilim/teknik/tıp dilinde de aynı tutum sergilendi; eski Türkçe mevcut terimlerden vazgeçildiği gibi, kök Türkçe’den terim türetme yerine “Tarzanca” ile eğitimle derinden desteklenen yabancı, “Anglomanlıca” salatası yeğlendi.


TÜRKÇE KONUSUNDAKİ İLKELERİMİZİ SIRALIYALIM:

1. Eski aydın diliyle, halk diliyle, tarihi ve günümüz Avrasya lehçeleri ile Türkçe bir bütündür. Tümüyle kullanılmalı ve öğretilmelidir. Türkçe’nin bütünü etrafında tüm aydınlarımız birleşmeli, Türkçe, tarihimizle geleceğimiz arasında, hem de Avrasya coğrafyasındaki Türk halkları arasında yeniden köprü olmalıdır.
2. Türkçe’nin bölünmesine ve tasfiyesine hayır, zenginleştirmeye evet.
3. Kavramların “eski”, “yeni” yeni Türkçe karşılıkları dururken, “Anglomanlıca”, “Tarzanca” laflar kullanmayacağız. Örneğin, “teferruat” ve “ayrıntı” dururken “detay” deme züppeliği de ne oluyormuş?
4. Yeni kavramlara karşılıklar, binlerce yıllık ve halk diliyle de bağdaşıl olan “Kök Türkçe”nin matematik gibi terim türetme kurallarıyla karşılanacak; bu kuralları okulda herkes iyi öğrenecek. “Kavram”ları Türkçe başka türlü (ve çoğu kez Batı dillerinden daha uygun ve güzel) ifade ederiz.
5. Bin yıldır kullandığımız, bazılarını Arapça, Farsça köklerden Türklerin türettiği, çoğu halk diline kadar girmiş “Eski Türkçe” sözcükleri tasfiye etmemeli, onları da kullanmalı ve öğretmeliyiz ki geçmişimizle, atalarımızla, edebiyatımızla bağlarımız kopmasın.
6. Eşanlamlılar hakkında ilke: Her dilde eşanlamlı gibi başlayan kelimeler zamanla anlam kaymasına uğrar; her birisi biraz değişik anlama gelmeye başlar. Bu dili zenginleştirir. (Laf, söz; kelime, sözcük, bilim, ilim ikililerindeki gibi.) Ayrıca her kelimenin üstünde tarih ve kültür birikimini yansıtan bir “çağrışım bulutlu” vardır.Tüm bu sebeplerden “Eski Türkçe”, “Kök Türkçe” tüm sözcükleri korumalı ve kullanmalıyız. Türkçe’de “münakaşa”, müzakere”, “münazara” birbirine yakın ama önemli değişik anlamlara gelir. Bunları atıp, yerine sadece, kendisi de çok güzel bir “Kök Türkçe” sözcük olan “tartışma”yı koyarsanız dili fakirleştirir, yaratılan boşluğu “Tarzanca” kelimeler dolmasına yol açarsınız.
7. Eski-yeni her türlü güzel Türkçe’si dururken İngilizce bozuntusu laf paralamanın kökeninde yabancı dille (genelde şimdi “Tarzanca”) eğitim yatıyor. Bu sömürge, bu misyoner okulu türü eğitim çocuklara aşağılık duygusu aşılarken, bir yandan da düşünme kabiliyetini körletmekte, ulusal bilinci de yıpratmaktadır.
8. Garip İngilizcemsi dükkan, işyeri, şirket, renkli, allı pullu,”magazin” türü dergi/mecmua adları salgınının da kökünde aynı aşağılık duygusunu, sömürge ruhunu ve tabii yabancı dille eğitimi bulabilirsiniz. İlkemiz, yabancı dille eğitime hayır, mesleğe göre gerekebilecek yabancı dilleri ayrıca, yabancı dil derslerinde, yabancı dil öğretme uzmanı öğretmenlerle öğretmeye “evet” olacaktır. (Atatürk’ün milli eğitim ilkesi de buydu.)
9. Her düzeyde okullarımızda “Eski Türkçe”, “Kök Türkçe” hepsi çok iyi öğretilecek, son on yıl öncesine kadar olduğu gibi binlerce yıllık edebiyatımızın tümü okutulacak. Gençler, 40-50 yıl önceki bir yazıyı anlamakta zorluk çekmeyecek. Nerede görülmüş? Atatürk’ün “Büyük Nutku”nu bile “sadeleştiriyoruz” bahanesiyle tercüme edip anlamını bile kasten değiştiriyor; üstelik ruhunu, üslubunu, gücünü yok diyorlar… Herkes, yazar nasıl yazdıysa aynen öylesini okuyup anlayacak. Yoksa, zaten ne edebiyat kalır, ne yazar.” (Aydınlık Dergisi, 932,933, 5/12 Haziran 2005 sayıları)



Bütün bunları okuyup değerlendirdikten sonra bir kanıya varıyorsunuz. Söylenenler, saptamalar doğru. “Eski Türkçe”, “Kök Türkçe” yaklaşımı bana ters gelmiyor. Cıvıklaşmaya başlayan kültür emperyalizmine ve her türlüsüne karşı tavır almaktan başka çıkışımız olmadığı gerçeği bir kez daha doğrulatıyor kendini. Dilimizi yabancı sözcüklerden ayıklarken, yüzyılların süzgecinden geçerek gelen, çoğu değişime uğramış, dilimizde farklı söylem kazanmış Arapça ve Farsça kökenli sözcüklere eskisi gibi itici bakmamayı öğreneceğim ilkin! Hele hele Türkçe’sini bulamadığım, ya da oturmayan sözcüklerin yerine “eski Türkçe”den alacağım kelimeleri kullanmaya çalışacağım. Kültür emperyalizminin öne çıkardığı Batı dillerinden sözcük yerleşmesine karşı dilimi korumayı sürdüreceğim.

İyice biliyoruz ki, dilimizi koruyup geliştirmek yurdumuzun ulusumuzun geleceği ile bağlantılıdır. Emperyalizme karşı direnmek ve ulusal dirliği güçlendirmek dilimize yapılacak katkıların en büyüğüdür.



(ve Cemil Meriç'in ''KAMUS NAMUSTUR!''u ile noktalayalım.)
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
SİNANOĞLU SÖZLERİ

"...GENÇLER, Türkiye' de adet haline gelmiş göstermelik işlerden kaçının. Sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız babanız Amerika'da mastır yaptı diye öğünebilsin diye yükseköğrenime gitmeyin. Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız. Temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk dünyası, Avrasya, insanlık için olsun. Yüksek hedefleriniz için çalışın. O zaman, kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir. Maddiyat ile maneviyati dengeleyin. Formülünüz 'bilim' + 'gönül'dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokuNUR!''


ÖNÜMÜZDE IKI YOL VAR: YA UYANIP, KENDIMIZE GELIP DILIMIZI KORUYACAGIZ YA DA IKI NESIL SONRA TÜRKIYE DIYE BIR ÜLKE VE TÜRKÇE DIYE BIR DIL KALMAYACAGINI KABUL EDECEGIZ. SEÇIM SIZIN…


"...Ben baktım, Türk Bayrağı, Atatürk karşımda, cam çerceveli olduğu için bayrağın üstünde kendi yansımamı görüyorum. İçimden yemin ettim, dedim ki:
Gideceğim ve orada söz sahibi olacağim, ondan sonra gelip o namussuzlarla burda uğraşacağım. O zaman anlamıştım ki burada kalırsam Amerika'nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika'nin efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim. Ve işte bizi gönderdiler..."
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Osmanlıca, Öztürkçe Derken…

Türkçe konsunda da milleti böldüler. Türkçe’ye meraklı olanların bile kafasını karıştırdılar.
Biri “Öz Türkçe” tutturmuş öbürü “Osmanlıca”. Bu kargaşada sonra birileri (“Cemiyet” üyesi) çıkar. “Canım işte, resmi dili İngilizce yapalım da herkes rahat etsin,” deyiverir. Behey gafilan! Türkçe ile ilgileniyorum zannederken, bu millete, hem de Dünya Türklüğü’nün istikbaline ne büyük kötülük ettiğinizin farkında mısınız?

“Osmanlıca” sözünü geçen asır İngilizler icat etti. Her dilde devletin idare dili, hukuk dili, ayrıca tıp dili, bilim dili ile halkın köydeki, kentteki gündelik dili arasında büyük mesafe vardır. Bu eğitimle kapatılamaz mı?

Ey Türkçesevenler (yani vatanseverler, Türk kimliğini sevenler)!

Şu ilkelerde kesinkes birleşmeliyiz:

*Birinci İlke: Osmanlıca, Öz Türkçe diye bir ayrım kabul edilemez. İkisi de Türkçe’dir. Türkçe’nin her lehçesine, her düzeydekine, eskisine, yenisine sıkı sarılalım.

*İkinci ilke: Tasfiyeciliğe “Hayır”, zenginleştirmeye “Evet”

*Üçüncü ilke: Her yeni kavrama, her bilim/teknik dalına Türkçe terimler, Türkçe’nin matematik gibi keskin ve kudretli olan kurallarına göre türetilecek, türetilmiş olanlar kullanılacaktır. /Bu, aynı zamanda Atatürk milliyetçiliğinin de temel ilkesidir./

Türk vatanseverleri/yurtseverleri, Türk ve Atatürk milliyetçileri/ ulusçuları:

*Türkçe’ye sahip çıkmak, Türkiye’ye, Türk kimliğine, kültürüne, Türklüğe sahip çıkmak demektir!

Birbirimize düşmekten vazgeçeceğiz ve birilerinin İngiliz atıyla Üsküdar’a geçmesine izin vermeyeceğiz!


Avrupa’ya Çok Şey Öğrettik

Açın bakın: Ortaçağ sonunda bu Avrupa’ya, bu kara, cahil, yobaz, temizlikten haberi olmayan, vebadan kırılan perişan Avrupa’ya bilimleri öğreten Türkler’dir! Matematiğin birçok dalını icat eden Türk matematikçileridir. Birçok, bir tane değil. Uluğ Bey’i bilirsiniz, “logaritma”, “algoritma” lâf ve kavramlarının “El Harezmi”, yani “Harezmli”den geldiğini bilir misiniz? Batı’nın kitapları yazıyor, ama bir türlü “Türk” diyemiyor; dili varmaz. “Arap matematikçisi El Harezmi” diyor da, sonra ekliyor: “Özbekistanlı’dır, yani Türkistanlı. İnsaf artık. (Biz bu Batı’dan mı medet umuyoruz?)
Batı’ya cebiri de, kimyayı da, gökbilimini de, ruhbilimi de biz öğrettik. Kendimizi, tarihimizden, atalarımızdan aldığımız manevi güçle, ileriye bakarak toparladığımız zaman Batı’ya, dünyaya, gene çok şey öğretiriz.

Öbürleri teknoloji geliştirir, sonra binbir dalavereyle insanları gittikçe daha perişan, daha fakir köleler haline sokarlar. Bizim tarihimizden gelen bir de “gönül” tarafımız var, insanlık tarafımız var. Batı’ya kaç kere öğrettik, yine unuttular, yine öğretmek bize düşüyor. Onun için biz en az onlar kadar ve daha üstün duruma geleceğiz; gelmememiz için hiçbir sebep yok. Önümüzde de büyük imkanlar var; sadece kafayı toparlamak, aşağılık duygusundan kurtulmak lazım. Bunu yaptığımız zaman bu Batı’ya, “bu teknolojiler, bu gelişmelerle insanlık için nasıl çalışılır ve bütün insanlık için faydalı hale getirilir”i de gene biz öğreteceğiz; onlar yapamaz bu işi.

Bize Düşen İşler Çok

Bizim için durup dinlenmek, yıkılmak yoktur! Biz önce kendimi toparlayacağız bir, ikincisi Türk dünyasının toparlanmasına yardımcı olacağız. Ondan sonra şu İslam Dünyası’na yardımcı olalım; Batı’nın köleliğinden kurtulmalılar. Onların da şu aşağılık duygusundan, Batı’nın oyunlarından kurtulmalarına destek olmalıyız. Diyelim o da oldu; ondan sonra Batı’nın insanını bir daha yetiştir, bizim işimiz çok. Türk gençliği, üniversiteli gençlik sınıfta yok, laboratuarda yok, araştırmada yok, düşünmede yok, hepsi kantinde. Kantinde ne yapıyorlar? Vatan mı kurtarıyorlar? Hayır; oturmuşlar duvara bakıyorlar ,saatlerce. Dedim bunlar nasıl vakit buluyorlar? Bu gençliğe bu kadar iş düşerken, önüne bu kadar hedef çıkmışken, gençlik nasıl oluyor da saatlerce kantinde aylak aylak oturup duvara bakıyor? Nasıl vakit buluyorlar? Hayret!

Oktay Sinanoğlu/"Hedef Türkiye" eserinden
 
Üst Alt