- Üyelik Tarihi
- 18 Ağu 2005
- Mesajlar
- 481
- Aldığı Beğeniler
- 1
Abdülkâdir Geylânî, küçükken yaşı bir gün,
Tarlaya, çift sürmeye, gitmiş idi gündüzün.
Öküzün kuyru undan, tutunmuş gider iken,
Hayvan dile gelerek, konuştu ona birden.
Dedi: "Ey Abdülkâdir, şunu bil ki şüphesiz,
Seni, bu işler için, yaratmadı Rabbimiz."
Korktu ve eve geldi, dedi ki: "Anneci im,
Bana izin verirsen, Ba dat'a gidece im.
İlim tahsîl etmektir, gitmekte asıl gâyem,
Ayrıca evliyâyı, ziyâret ederim hem."
Annesi memnun olup, dedi ki: "Ey evlâdım,
İlim ö renmen idi, benim dahi murâdım."
Koltu unun altına, dikerek kırk altını,
Dedi ki: "Do ruluktan, ayırma lisânını.
Git, yolun açık olsun, emânet ol Allah'a,
Belki de görüşmemiz, nasîb olmaz bir daha."
Abdülkâdir böylece, annesinden ayrılıp,
Ba dat'a yola çıktı, bir kervana katılıp.
Bir müddet yol gidip de, geçince Hemedan'ı,
Âniden eşkıyâlar, bastılar bu kervanı.
Kervanda mal ve eşya, var ise her ne kadar,
Teker teker sorarak, gasbeyleyip aldılar.
Abdülkâdir'e dahi, sordu bir eşkıyâ;
"Ey çocuk, üzerinde, neyin var, mal ve eşyâ?"
Dedi: "Benim sâdece, kırk altınım var ki hem,
Onları koltu umun, altına dikti annem."
İnanmadı eşkıyâ, onun bu sözlerine,
Gitti ve ikincisi, geldi onun yerine
O da alay ederek, sordu: "Ey fakir çocuk,
Yanında mal ve para, neyin var, söyle çabuk."
Ona dahi dedi ki: "Kırk altın var yanımda,
Onlar da dikilidir, koltu umun altında."
İnanmadı ise de, o dahi buna yine,
Gidince haber verdi, bunu reislerine.
Reisleri ça ırtıp, sordu ki o da tekrar:
"Ey çocuk do ru mudur, yanında altın mı var?"
Dedi: "Evet efendim, kırk altınım var ki hem.
Koltu umun altına, dikmişti tek tek annem."
Söyledi i o yeri, sökerek eşkıyâlar,
Altınları görünce, şaşıp dona kaldılar.
Reisleri dedi ki: "Pekâlâ ey evlâdım,
Ne için do rusunu, söyledin anlamadım.
E er söylemeseydin, bulamazdık biz bunu,
Niçin sen bile bile, söyledin do rusunu."
Dedi ki: "Ben anneme, sözverdim ki efendim,
Her ne olursa olsun, yalan söylemeyeyim.
Do rudan sapmamaya, söz vermiştim anneme,
De er mi altın için, bu ahdimden dönmeme."
Reis bunu duyunca, başladı a lamaya,
Dedi: "Eyvâh benim de ahdim vardı Allah'a.
Lâkin bunca senedir, yaparım eşkıyâlık,
Şu andan îtibâren, tövbe ettim ben artık."
Di er eşkıyâlar da, bakarak bu reise,
Dediler: "Bizler dahi, vazgeçtik öyle ise."
Hâlisen tövbe edip, o gün bunca eşkıyâ,
Aldıkları ne kadar, var ise, mal ve eşyâ,
Tekar sâhiplerine, vererek teker, teker,
O günden îtibâren, o işi terk ettiler.
Tarlaya, çift sürmeye, gitmiş idi gündüzün.
Öküzün kuyru undan, tutunmuş gider iken,
Hayvan dile gelerek, konuştu ona birden.
Dedi: "Ey Abdülkâdir, şunu bil ki şüphesiz,
Seni, bu işler için, yaratmadı Rabbimiz."
Korktu ve eve geldi, dedi ki: "Anneci im,
Bana izin verirsen, Ba dat'a gidece im.
İlim tahsîl etmektir, gitmekte asıl gâyem,
Ayrıca evliyâyı, ziyâret ederim hem."
Annesi memnun olup, dedi ki: "Ey evlâdım,
İlim ö renmen idi, benim dahi murâdım."
Koltu unun altına, dikerek kırk altını,
Dedi ki: "Do ruluktan, ayırma lisânını.
Git, yolun açık olsun, emânet ol Allah'a,
Belki de görüşmemiz, nasîb olmaz bir daha."
Abdülkâdir böylece, annesinden ayrılıp,
Ba dat'a yola çıktı, bir kervana katılıp.
Bir müddet yol gidip de, geçince Hemedan'ı,
Âniden eşkıyâlar, bastılar bu kervanı.
Kervanda mal ve eşya, var ise her ne kadar,
Teker teker sorarak, gasbeyleyip aldılar.
Abdülkâdir'e dahi, sordu bir eşkıyâ;
"Ey çocuk, üzerinde, neyin var, mal ve eşyâ?"
Dedi: "Benim sâdece, kırk altınım var ki hem,
Onları koltu umun, altına dikti annem."
İnanmadı eşkıyâ, onun bu sözlerine,
Gitti ve ikincisi, geldi onun yerine
O da alay ederek, sordu: "Ey fakir çocuk,
Yanında mal ve para, neyin var, söyle çabuk."
Ona dahi dedi ki: "Kırk altın var yanımda,
Onlar da dikilidir, koltu umun altında."
İnanmadı ise de, o dahi buna yine,
Gidince haber verdi, bunu reislerine.
Reisleri ça ırtıp, sordu ki o da tekrar:
"Ey çocuk do ru mudur, yanında altın mı var?"
Dedi: "Evet efendim, kırk altınım var ki hem.
Koltu umun altına, dikmişti tek tek annem."
Söyledi i o yeri, sökerek eşkıyâlar,
Altınları görünce, şaşıp dona kaldılar.
Reisleri dedi ki: "Pekâlâ ey evlâdım,
Ne için do rusunu, söyledin anlamadım.
E er söylemeseydin, bulamazdık biz bunu,
Niçin sen bile bile, söyledin do rusunu."
Dedi ki: "Ben anneme, sözverdim ki efendim,
Her ne olursa olsun, yalan söylemeyeyim.
Do rudan sapmamaya, söz vermiştim anneme,
De er mi altın için, bu ahdimden dönmeme."
Reis bunu duyunca, başladı a lamaya,
Dedi: "Eyvâh benim de ahdim vardı Allah'a.
Lâkin bunca senedir, yaparım eşkıyâlık,
Şu andan îtibâren, tövbe ettim ben artık."
Di er eşkıyâlar da, bakarak bu reise,
Dediler: "Bizler dahi, vazgeçtik öyle ise."
Hâlisen tövbe edip, o gün bunca eşkıyâ,
Aldıkları ne kadar, var ise, mal ve eşyâ,
Tekar sâhiplerine, vererek teker, teker,
O günden îtibâren, o işi terk ettiler.