Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

cüneyd-i

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
138
Aldığı Beğeniler
1
Hizbut Tahrir: Neden şimdi, neden Türkiye?

Yaklaşık dokuz ay önce, 2 Ocak'ta Ankara'da yapılan Avrupa Birligi, Türkiye ve İslam konulu panelde karşılaştıklarımın Hizbut Tahrir'le ilgili kanaatlerimi etkilemedigini öncelikle söylemeliyim. Kocatepe Kültür Merkezi'ni dolduran izleyiciler ve ben, konuşma sırası tam bana geldi inde, aya a kalkan yirmi-otuz kişinin heyecanlı konuşmalarına, protestosuna şahit olduk. Grubun sözcüsü, "İbrahim Karagül'ü burada konuşturmayız" diye başlayan öfkeli konuşmasını beni Allah'a, Kur'an'a ve dine davet ederek tamamladı. Müslüman olmadıgıma inandıklarından olmalı, digerleri de öfkelerini haykırdıktan sonra beni Allah'tan korkmaya ve dine çagırdılar. Neyse ki, salondan çıkarıldılar ve panel devam etti.

Konu, benim 4 Aralık 2004 tarihli "Küresel temsil krizi, Osmanlı misyonu, ABD ruhsatlı Hilafet" başlıklı yazımdı. Yazıda, ABD ve İngiltere'nin, İslam dünyasındaki kaosu gerekçe göstererek, kendi kontrollerinde bir "dini meşruiyet merkezi" oluşturabilecekleri, bunu Hilafet gibi pazarlayacakları iddia ediliyordu. ABD ve İngiliz patentli Hilafet'e dikkat çekilen yazı, bir nevi uyarı amacı taşıyordu. Hâlâ aynı kanaatteyim. Üstelik son donemde buna yönelik işaretler daha belirgin hale geldi. Büyük Ortadogu Projesi, yeni Osmanlı tartışmalarından sonra Hilafet tartışmaları da aynı kaynaklar tarafından yönlendiriliyor.

Konuyu tartışırken Hizbut Tahrir aklıma bile gelmemişti. Ama onlar bunu üzerlerine aldılar. Geldiler, kendilerine tam bir saat anlattım. İkna olmadılar. Şahsıma yönelik agır ifadelerin bulundugu bir metni bu köşede yayınlamamı istediler. Reddedince de Kocatepe'de bana haddimi bildirdiler!

Ben Hizbut Tahrir'in çalışmalarını, son yıllarda Orta Asya'da, özellikle de Özbekistan'daki güçlü konumlarıyla izliyorum. Türkiye'de son bir yılda yeniden kendilerinden söz ettirmeye başladılar. Sovyetler'in da ılmasından, özellikle de 1995'lerden sonra Orta Asya'da ciddi bir nüfuz edindiler, bazı ülkelerde rejimler tarafından "birinci tehdit" olarak tanımlandılar. Özbekistan'da çok sayıda örgüt mensubu İslam Kerimov tarafından hapse atıldı. Ancak şiddete, silahlı mücadeleye başvurmamaları hareket alanlarını genişletti. ABD ve İngiltere, Kerimov'un Hizbut Tahrir'e yönelik acımasız uygulamalarını yer yer eleştirdi.

Öncelikle şunu belirtelim: Fatih Camii ve Hacıbayram'daki gösteriden sonra gözaltına alınanların hangi suçlamayla yargılanacagı tartışılıyor. Dünyanın hiçbir ülkesi, bu örgütü terör listesine almadı, dolayısıyla, terör suçundan yargılanmaları imkansız.

Peki Hizbut Tahrir bu dönemde, özellikle PKK sorunu yeniden tırmanırken, Anadolu kentlerinde etnik çatışma senaryoları uygulanırken, neden Türkiye'nin gündemine yeniden girdi? Kanaatlerimin yanlış olabilece inden duydu um endişeyle, son çıkışı bu çevreleri yakından tanıyan/izleyen bazı kişilerle konuştum: Özellikle Hamza Türkmen'in özet ve net de erlendirmesinden çok yararlandım. Paylaşayım:

1- Hizbut Tahrir'in tüm söylemi 1950-60 yıllarının söylemidir. Oysa elli yılda dünya çok degişti. Hizbut Tahrir bu söylemiyle bir nevi mezhepleşti. Tarih-toplum degerlendirmesi çok zayıf. Sorunu da burada.

2- Elli yıl önce ya sosyalist olacaktınız ya kapitalist. Onlar Hilafet yolunu tercih ettiler. Müslümanları bu yolla birleştirebileceklerine inandılar. Söylemleri, 1960-70'lerin sagcı/milliyetçi yaklaşımına benziyor.

3- Bir bölgede bin kişiye ulaştıklarında orayı vilayet olarak kabul edip vali atıyorlar. Açık faaliyete o zaman başlıyorlar.

4- Merhum Ercüment Özkan onların Türkiye'deki lideriydi. Hapiste onlardan ayrıldı. Onları Arapçılıkla suçladı. Ancak 1980'lere kadar yine onların kavramlarıyla konuştu. 80'lerde bunu da terk etti.

5- Şimdiye kadar silahlı mücadeleye başvurmadılar.

6- Ancak bunun bir istisnası var: 1955'lerde Ürdün'de belirgin bir güce eriştiler. Bürokraside, askeriyede ve egitimde ciddi taraftar edindiler. Kral Hüseyin bunların etkisini kırmak için, o dönemde Mısır'ın tasfiye etmeye çalıştıgı İhvan-ı Müslimin'i Ürdün'de serbest bıraktı. Bu nedenle Hizbut Tahrir İhvan'ı uzlaşmacılıkla suçladı.

7- Suriye-Ürdün-Filistin'i içine alan Büyük Suriye'de Hilafet'i tesis etmek için harekete geçtiler. Ürdün ordusundan bir tankçı albayı öne çıkarıp aşiretlerin deste ini almaya çalıştılar. Amaç, bu destekle Ürdün yönetimini devirmekti. Ancak albay bunları sattı. Agır darbe yediler. Birçogu ülkeden kaçtı. Hareketin öncüsü Takyüddin Nabhani de kaçanlar arasındaydı.

8- Bir ara Libya lideri Muammer Kaddafi ile mücadele ettiler. Kaddafi Hizbut Tahrir mensubu birçok askeri idam etti. Yine Mısır yönetimi de örgüte ba lı birçok kişiyi idam etti.

9- İlginç bir not daha: Milli Mücadele Hareketi, Arap dünyasından gelen 'yıkıcı İslami söylem'i yumuşatmak için ortaya çıktı. Yani İslami söylem millileştirildi. Bir anlamda Hilafetçi Hizbut Tahrir'in etkisini kırdı. (Şimdi tersi mi olacak?)

Görüştüklerimin ortalama kanaatleri şöyle: Örgüt mensupları samimi. Harekete geçtikleri konjonktür çok kötü. Birileri önlerini açıyor olabilir&

1995'te Londra'da Hilafet Konferansı yapıldı. On bin kişi katıldı. Bu olaydan sonra Hizbut Tahrir Orta Asya'ya yöneldi ve çok güçlendi.

Geçen yıl Türkiye'de "Hizbut Tahrir terör örgütü mü degil mi" konulu bir toplantı yapıldı. ABD ve İngiltere'nin destegiyle. Bu toplantıdan sonra da Türkiye'deki çalışmalar yogunlaştı!..

Bilecik'ten Trabzon'a kadar yaymaya çalışılan etnik çatışma tezlerinin geri plana itilip Türkiye'de sadece Hizbut Tahrir sorunu varmış gibi gösterilmesinin tek sebebi, örgütün bizzat kendisidir. Birkaç camide slogan atarak, Türkiye'nin gerçek gündemini unutturabildiler. Bu ülkenin dikkatini başka yöne çevirebildiler. Anadolu için en büyük riski oluşturan ve birilerinin alabildi ine provoke ettigi çözülme stratejisinin daha rahat uygulanabilmesi için elverişli bir zemin oluşturmayı başardılar. Tebrikler dogrusu!..

İBRAHİM KARAGÜL...


not: ERCÜMEND ÖZKAN AĞABEY BİLE HİZBUT-TAHRİR KONUSUNDA AYRILIK KARARI İLE HAREKET ETTİYSE BİZ YİNE AYNI ŞEKİLDE ÖZÜMÜZ OLAN İYİLİĞİ EMRET -KÖTÜLÜKTEN MEN ET HAK DÜSTURUNA DEVAM EDECEĞİZ...İNŞALLAH...

BAŞKALARININ MAŞASI OLARAK ,İSYAN ÇIKARARAK KARANLIK GÜÇLERİN EMELLERİNE UYGUN BİR HİLAFET AMACI OLANLAR BÜYÜK BİR HÜSRANA UĞRARLAR İNŞALLAH...!
 

cüneyd-i

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
138
Aldığı Beğeniler
1
Orjinal Yazarı cüneyd-i
Hizbut Tahrir: Neden şimdi, neden Türkiye?



Konu, benim 4 Aralık 2004 tarihli "Küresel temsil krizi, Osmanlı misyonu, ABD ruhsatlı Hilafet" başlıklı yazımdı. Yazıda, ABD ve İngiltere'nin, İslam dünyasındaki kaosu gerekçe göstererek, kendi kontrollerinde bir "dini meşruiyet merkezi" oluşturabilecekleri, bunu Hilafet gibi pazarlayacakları iddia ediliyordu. ABD ve İngiliz patentli Hilafet'e dikkat çekilen yazı, bir nevi uyarı amacı taşıyordu. Hâlâ aynı kanaatteyim. Üstelik son donemde buna yönelik işaretler daha belirgin hale geldi. Büyük Ortadogu Projesi, yeni Osmanlı tartışmalarından sonra Hilafet tartışmaları da aynı kaynaklar tarafından yönlendiriliyor.



o konu...


Küresel temsil krizi, Osmanlı misyonu, ABD ruhsatlı hilafet

Balkanlar'dan Mezopotamya'ya, Kafkaslar'dan Kuzey Afrika'ya uzanan geniş Osmanlı cografyası önümüzdeki on yıllar için küresel politikaların agırlık merkezini oluşturacak. İşgallerin, sıcak çatışmaların, köklü dönüşüm projelerinin, yeni harita taslaklarının, etnik ve mezhep krizlerinin, sınır ve kaynak savaşlarının hüküm sürdü ü, özgürlük arayışlarının kontrol edilemez hale geldi i bölgeyi nasıl bir gelecek bekliyor? Osmanlı siyasal otoritesinin çökertilmesinden bu yana sürekli kontrol stratejileriyle yönetilen bölgenin 21. yüzyıl küresel sistemi içindeki yerinin ne olacagı dünyanın gündemindeki en önemli soru. Anglo-Amerikan cephenin, tek kutuplu dünya sistemi arzusuyla hegemonya arayışının önüne çıkan her güce şiddetle karşı çıktıgı, buna ra men özellikle Irak işgalinden sonra yeni bloklaşma e ilimlerinin güç kazandı ı bir dönemdeyiz. Avrupa Birli i süper güç olma yolunda radikal adımlar atarken Rusya, Çin ve Hindistan'ın merkezinde yer aldı ı yeni bölgesel oluşumlar yavaş yavaş şekilleniyor.

ABD'nin Latin Amerika, İslam cografyası ve Asya-Pasifik'teki güç ve yayılma denemelerinin bu yeni süreci durdurma ihtimali çok zor görünüyor. Asya'daki Rus-Çin stratejik ortaklı ının dışında Asya-Pasifik ülkelerini bir araya getiren ASEAN dünyanın en büyük ekonomik ortaklı ı haline geldi. Hem AB hem de NAFTA ile rekabet edecek güce ulaştı. Güneydogu Asya ülkelerinin yanında Çin'i de içine alan bu dev pazar ortaklı ının siyasi sonuçları asla bölgesel düzeyde kalmayacak.

ABD'nin Çin'i dizginlemek için Hindistan'ı öne çıkarma arzusu ne kadar başarılı olacak, zamanla görece iz. Yeni Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Hindistan'a önerece i askeri yüksek teknoloji transferi, iştah kabartacak zenginlikte. Patriot füze sistemleri, casus uçaklar, radar sistemleri, cruise füzeleri, C-130 agır nakliye uçakları, F-16 savaş uçakları, fırkateynler, Sea Hawk helikopterleri, kimyasal ve biyolojik koruma malzemeleri gibi, bölgede ciddi endişelere neden olacak pakete Hindistan'ın ne cevap verece i merak konusu. Teklif Hindistan'ı ABD'nin beklentileri do rultusunda bir tutuma yönlendirirse Çin ile Hindistan arasında zaten varolan güç mücadelesi yeni bir evreye girecek.

Bugün için Anglo-Amerikan cephenin dışında üç güç merkezi öne çıkıyor: AB, Rusya-Çin dayanışması ve Güneydo u Asya. ABD ve AB dışındaki güç merkezini ya da merkezlerini Rusya-Çin-Hindistan üçlüsü arasındaki ilişkiler belirleyecek. ABD her ne kadar küresel iktidarı, kaynakları ve pazarları paylaşmaya yanaşmasa da, dünya bambaşka bir istikamette yol alıyor. Yakın gelecekte ABD'nin sadece İslam co rafyasına yönelik yayılmacı planlarından do an çatışmaları de il, küresel iktidar kavgasının fay hatlarındaki hareketlilikleri de izleyece iz. Dolayısıyla ABD nüfuzunun yeryüzünün bir çok bölgesinde etkisini kaybedece ini ya da tehlikeli çatışmalara zemin hazırlayaca ını düşünebiliriz.

Peki İslam cografyasını nasıl bir gelecek bekliyor? 21. yüzyıla dönük sistem inşasında Müslüman dünya bir güç olarak varlık gösterebilecek mi? Bu, sadece Müslümanları ilgilendiren bir sorun de il. Küresel sistemi belirleyen ya da belirleyecek olan güç merkezlerinin de önünde duran en büyük sorun. Çünkü bu co rafya, Afrika ya da Latin Amerika de il. Bu co rafya, küresel iktidar savaşının en ateşli cephesi. Bu co rafya, hangi gücün denetimi altına girerse o gücü dünyanın patronu yapacak. Bu co rafya, yeni yüzyıla dönük bütün hesapları bozabilecek düzeyde siyasal bir güç.

1991 sonrası ortak irade, İslam dünyasına 20. yüzyıldan hiç de farklı olmayan bir kader tayin etti. ABD, tek kutuplu dünya stratejisini Müslüman ortak kuşa ın denetim altına alınması üzerine kurdu. Bu anlayış, belli oranda Avrupa ve di er güç merkezleri tarafından da benimsendi. Yeni yüzyılda İslam dünyası küresel iktidardan pay alamayacaktı.

ABD'nin Afganistan ve Irak'la başlattı ı tek yanlı hakimiyetine karşı gelişen AB, Rusya ve Çin direnciyle paylaşım mücadelesi yeniden başladı. Bir yandan ortak tehdidin bertaraf edilmesine yönelik süreç işletilirken diger taraftan paylaşım mücadelesi giderek derin ayrışmalara, yeni bloklaşmalara zemin hazırlamaya başladı. Ortak tehdide karşı yürütülen siyasi, ekonomik ve kültürel dönüşüm projeleri başarılı olacak mı? Ya da İslam dünyası bu engelleri aşıp küresel iktidardan pay alacak bir siyasal güç olabilecek mi? Dahası, bu direnci kırmak için her yöntemi kullanan irade, başarısızlı ını görüp İslam'ı küresel sisteme ortak edecek mi? ABD'nin işgaller ve "Büyük Ortado u Projesi"yle, AB'nin Türkiye'nin üyeli i ve Do u Akdeniz Ortaklı ı projesiyle önlemeye çalıştı ı "tehdit", onlar için daha tehlikeli bir hal alıyor. Kırmaya çalıştıkları direnç güç kazanırken, Batı ile hesaplaşmayı önceleyen bir anlayış dalga dalga yayılıyor.

Yakın dönemde bir başka kontrol mekanizması devreye sokulabilir. Ulus üstü birliklerin güç kazandı ı, ulusal sınırların anlamsızlaştı ı dünyada, Müslüman ülkeler için yeni temsil mekanizmaları harekete geçirilip, kontrol bu mekanizmalar üzerinden yürütülebilir. Hem dini hem de siyasi anlamda Müslümanların içinde bulundukları derin temsil krizine bulunacak çözüm, Batı için en elverişli çözüm haline gelebilir. Siyasi bölünmüşlügün, dini temsil eksikli inin çok daha tehlikeli olacagı düşünülerek, bölgesel oluşum, birliktelik hatta birleşme senaryoları uygulanabilir.

Osmanlı misyonu esas alınarak siyasi bir atmosfer oluşturulurken aynı zamanda dini temsil anlamında da yeni formüller ortaya atılabilir ya da eski formüller tekrar devreye sokulabilir. Türkiye'nin AB'den dışlanması bu formüllerin önünü daha da açacaktır. Hem siyasi hem de dini temsil formülleri büyük oranda Türkiye'nin öncülü ünde geçekleştirilecek. Böylece hem siyasi parçalanmışlı ın tehlikeleri ortadan kaldırılacak hem de dini bir meşruiyet alanı oluşturulacak ve İslam, yumuşatılarak Batı için tehdit olmaktan çıkarılacak. Önerilecek Vatikan tarzı temsil sisteminin temelinde, her zaman oldu u gibi, Batı'nın tehdit algılamaları ve güvenlik stratejileri olacaktır.

Özetle şu: Uzak olmayan bir dönemde "Made in USA" ya da "Made in England" "hilafet" tartışmaları başlarsa kimse şaşırmasın.


İBRAHİM KARAGÜL...
 

suayb1

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Ara 2010
Mesajlar
2
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
yazdıgınız yazı okuduğum kadarıyla bu gibi hareketlerin birer batı avrupa ülkelerinin uyguladıgı projedir.peki bize bu konuda kime nasıl başvuracagımız guvenilir kaynaklar yada kşiler kimler ben bu hizip siyaset birleşiminin içindeydim fakat daha sonra ayrıldım kendimi guvende hissetmiyordum çunku daha once de bir çok yapılanma oldu ve bu yapılanmaların sonucunda bir çok insanın bertaraf edildigi ortada oldugu için sakıncalı buldum bazı yerlere sordum yanaşılmaması gerketigini soyledir bende ayrıldım fakat avrupa devletlerinin muslumanlara karşı uyguladıkları guç olsun savaş ve ılımlı islamiyet politikası karşısında durabilecek bir grup bir musluman toplulugu yok mu varsa nerdeler rabbimşn gonderecegi ve butun muslumanların beklemekte oldugu bir kurtarıcı yokmu yoksa nereye kadar bu zillet yaşam islam yaşantısının yaşanmadıgı ve bizlerin hsaret kaldıgı yaşamı ne zaman gorecegiz kafam bir suru soru işaretleriyle dolu bir an once yardım ve cvp bekliyorum bu konuyla ilgili bilgisi olan cvp yazsın eger kim bu konu hakkında bir bilgisi varsa yazmıyorsa islam alemine yardımcı olmuyorsa mahşer meydanında yakalarına yapışırız haberleri olsun .
 
Üst Alt