Neden hizmetten fayda görmüyoruz?
Abdurrahman-ı Taği (kuddise sırrruhu) bir gün şöyle buyurdular: “Bir müridin nisbet (alması) ve başkalarının hidayetine vesile
olmasına mani olan haller şunlardır; baş olma sevdası, mal biriktirme hırsı.
Gerek halifeleri, gerekse seçkin müridleri irşad ve hizmetten alıkoyan en büyük sebep mal biriktirme hırsı ve varlık duygusudur.
Benim için arzu ve istek sahibi olan ve tarikatın nisbetinden etkilenip de fayda görmeyen bir mürid; bu yolda etkilenip fayda gördüğünü söylediği halde, dünya sevgisinden ve varlık duygusundan sıyrılamamış müridden daha sevimli ve daha efdaldir.
Müridlerin hallerini araştırıp onların fiilleri hakkında bilgi toplamanın ve zaman zaman imtihan etmenin hikmeti şudur; baş olma arzusu, varlık duygusu ve dünya sevgisinden kurtulup kurtulmadıklarını tespit içindir.” (Abdurrahman-ı Taği; İşaretler, s. 166-167.)
Zamanımızdaki dini hizmetlerin iki ileri bir geri gitmesinin sebebi çoğu zaman budur. İnsanlar, maalesef çoğu zaman ‘perde arkasındaki kahraman’ rolünü değil de ‘kamera önündeki başrolü’ oynamayı tercih ediyorlar.
Sahnenin şaşasına kapılıp başarıyı hiç düşünmüyorlar bile. Çoğu defa, insanlar alkışlamasa da, onlar yine de sahneden çekilmeyi kendilerine yediremiyorlar. Cehaletten kaynaklanan bir çocuksulukla, oradan buradan sırıtan halleriyle “illa da sahnede kalacağız” diye tutturuyorlar.
Oysa asıl başarı, sahnede değil, sahne arkasındakilerin emekleriyle ortaya çıkar.
Hizmetin altın kuralları
Hizmet ehlinin dikkat edeceği hususlardan bir kısmı şunlardır:
1. İstikamet ve ihlâs üzere olmak.
2. Hizmetini sırf Allah rızâsı için yapmak.
3. Yaptığı hizmetten şımarıp kendini diğer insanlardan üstün görmemek, bu fırsatı verdiği için Allah-u Zülcelal’e şükretmek.
4. Daima kendi kusurlarını görmek.
5. Herkesi sevip herkesle geçimli olmak.
6. Mütevazı olup kendini herkesten küçük görmek.
7. Hakarete maruz kaldığında, sabretmesini bilip kinci ve hasetçi olmamak.
8. Merhametli, affedici ve kabahat örtücü olmak.
Hizmet etme fırsatı herkese nasip olmaz. Çok kimseler vardır ki her hususta hizmet kabiliyetleri olduğu halde, zaman mekân müsait olmadığından, hizmet etmekten nasipleri yoktur. Hizmet edenler, hizmeti minnet bilip tevazularını artırmalıdırlar.
Nitekim Ali Râmitenî (kuddise sirruh) hazretleri: “Minnetle hizmet eden çoktur. Hizmeti minnet bilenler ise pek azdır. Siz hizmette bulunma fırsatını ele geçirmiş olmayı minnet bilir ve hizmet ettiklerinize minnettar kalırsanız, herkes sizden memnun kalır. Şikâyetçiniz azalır.” buyurmuşlardır.
Hizmet ehli olan kişiler, hizmet yoluna devam ettikçe, îsâr (başkasına ikram etme) yolunu tutmalıdırlar. Israrla hep bütün hizmetleri yalnız ben yapayım, gayesinde olanlar çabuk yorulurlar, sadırları sıkışır, görüşleri değişir. Herkesi küçük görmeye başlarlar. Allah muhafaza etsin! Bu şekilde hallerinde gerileme olur. Hubbu riyaset (baş olma) sevdasının esiri olurlar.
İnsanın kendi hizmetine devam ederken, bu yolun isteklisi olanlara mani olmayıp kolaylık göstermesi gerekir. Herkesin yapabileceği bir hizmet yolu vardır. Allah-u Zülcelâl, elimizdeki, beş parmağı ayrı ayrı vazifeler için yaratmıştır.
İnsanların hizmet vazifeleri, zekâları ve bedeni bakımından değişiktir. Birinin başardığını diğeri başaramaz. Herkese yapabileceği vazifeyi vermelidir.
Bazı kimseler zekâ ve bedenî bakımdan üç beş işi kolaylıkla kısa zamanda hemen yapabilirler. Bazıları ise teslimiyetleri ve/veya görgüleri zayıf olduğu için tek bir işi bile vaktinde yapamazlar.
Vazife taksimini büyük bir hoşgörürlük içinde yapmalıdır. Hulâsa başkasının hazzını kendi hazzına tercih etmelidir ki, isâr ehillerinden olabilelim.
Bir rivayette şöyle anlatılmıştır; Zamanın meşayihinden birisi va’z ederken, soğuk bir günde, fakir, çıplak birisi çıkageliyor. Bunu gören gözde hâdimlerinden birisi, hemen üzerindeki elbisesini çıkarıp o fakire giydiriyor. Bunu gören Allah dostu bu hale üzülüyor. (Hâlbuki zahiren, bilakis memnun olması lazım). “Niçin acele ettin! Keşke sabırlı olsaydın! Belki bu işi yapacak bir kardeşin çıkardı da bunun sevabını o alırdı. Sen de bundan büyük zevk duyardın” buyuruyor.
Allah-u Zülcelâl hepimize, hizmetin önünde engel olmayı değil, hizmetin başarısına sebep olmayı nasip etsin inşallah. (Âmin.)
Ya Rab! Bizleri sevgi yolundan ayırma! Sev, sevdir, sevdiklerini de bizlere sevdir. Elhamdülillah, tek ümidimiz; sevdiklerini seviyor, yerdiklerini yeriyoruz. Ya Hayyu, ya Kayyûm!...
SIDDIKA SADIKOĞLU -Gülistan dergisinden alıntı.
Abdurrahman-ı Taği (kuddise sırrruhu) bir gün şöyle buyurdular: “Bir müridin nisbet (alması) ve başkalarının hidayetine vesile
olmasına mani olan haller şunlardır; baş olma sevdası, mal biriktirme hırsı.
Gerek halifeleri, gerekse seçkin müridleri irşad ve hizmetten alıkoyan en büyük sebep mal biriktirme hırsı ve varlık duygusudur.
Benim için arzu ve istek sahibi olan ve tarikatın nisbetinden etkilenip de fayda görmeyen bir mürid; bu yolda etkilenip fayda gördüğünü söylediği halde, dünya sevgisinden ve varlık duygusundan sıyrılamamış müridden daha sevimli ve daha efdaldir.
Müridlerin hallerini araştırıp onların fiilleri hakkında bilgi toplamanın ve zaman zaman imtihan etmenin hikmeti şudur; baş olma arzusu, varlık duygusu ve dünya sevgisinden kurtulup kurtulmadıklarını tespit içindir.” (Abdurrahman-ı Taği; İşaretler, s. 166-167.)
Zamanımızdaki dini hizmetlerin iki ileri bir geri gitmesinin sebebi çoğu zaman budur. İnsanlar, maalesef çoğu zaman ‘perde arkasındaki kahraman’ rolünü değil de ‘kamera önündeki başrolü’ oynamayı tercih ediyorlar.
Sahnenin şaşasına kapılıp başarıyı hiç düşünmüyorlar bile. Çoğu defa, insanlar alkışlamasa da, onlar yine de sahneden çekilmeyi kendilerine yediremiyorlar. Cehaletten kaynaklanan bir çocuksulukla, oradan buradan sırıtan halleriyle “illa da sahnede kalacağız” diye tutturuyorlar.
Oysa asıl başarı, sahnede değil, sahne arkasındakilerin emekleriyle ortaya çıkar.
Hizmetin altın kuralları
Hizmet ehlinin dikkat edeceği hususlardan bir kısmı şunlardır:
1. İstikamet ve ihlâs üzere olmak.
2. Hizmetini sırf Allah rızâsı için yapmak.
3. Yaptığı hizmetten şımarıp kendini diğer insanlardan üstün görmemek, bu fırsatı verdiği için Allah-u Zülcelal’e şükretmek.
4. Daima kendi kusurlarını görmek.
5. Herkesi sevip herkesle geçimli olmak.
6. Mütevazı olup kendini herkesten küçük görmek.
7. Hakarete maruz kaldığında, sabretmesini bilip kinci ve hasetçi olmamak.
8. Merhametli, affedici ve kabahat örtücü olmak.
Hizmet etme fırsatı herkese nasip olmaz. Çok kimseler vardır ki her hususta hizmet kabiliyetleri olduğu halde, zaman mekân müsait olmadığından, hizmet etmekten nasipleri yoktur. Hizmet edenler, hizmeti minnet bilip tevazularını artırmalıdırlar.
Nitekim Ali Râmitenî (kuddise sirruh) hazretleri: “Minnetle hizmet eden çoktur. Hizmeti minnet bilenler ise pek azdır. Siz hizmette bulunma fırsatını ele geçirmiş olmayı minnet bilir ve hizmet ettiklerinize minnettar kalırsanız, herkes sizden memnun kalır. Şikâyetçiniz azalır.” buyurmuşlardır.
Hizmet ehli olan kişiler, hizmet yoluna devam ettikçe, îsâr (başkasına ikram etme) yolunu tutmalıdırlar. Israrla hep bütün hizmetleri yalnız ben yapayım, gayesinde olanlar çabuk yorulurlar, sadırları sıkışır, görüşleri değişir. Herkesi küçük görmeye başlarlar. Allah muhafaza etsin! Bu şekilde hallerinde gerileme olur. Hubbu riyaset (baş olma) sevdasının esiri olurlar.
İnsanın kendi hizmetine devam ederken, bu yolun isteklisi olanlara mani olmayıp kolaylık göstermesi gerekir. Herkesin yapabileceği bir hizmet yolu vardır. Allah-u Zülcelâl, elimizdeki, beş parmağı ayrı ayrı vazifeler için yaratmıştır.
İnsanların hizmet vazifeleri, zekâları ve bedeni bakımından değişiktir. Birinin başardığını diğeri başaramaz. Herkese yapabileceği vazifeyi vermelidir.
Bazı kimseler zekâ ve bedenî bakımdan üç beş işi kolaylıkla kısa zamanda hemen yapabilirler. Bazıları ise teslimiyetleri ve/veya görgüleri zayıf olduğu için tek bir işi bile vaktinde yapamazlar.
Vazife taksimini büyük bir hoşgörürlük içinde yapmalıdır. Hulâsa başkasının hazzını kendi hazzına tercih etmelidir ki, isâr ehillerinden olabilelim.
Bir rivayette şöyle anlatılmıştır; Zamanın meşayihinden birisi va’z ederken, soğuk bir günde, fakir, çıplak birisi çıkageliyor. Bunu gören gözde hâdimlerinden birisi, hemen üzerindeki elbisesini çıkarıp o fakire giydiriyor. Bunu gören Allah dostu bu hale üzülüyor. (Hâlbuki zahiren, bilakis memnun olması lazım). “Niçin acele ettin! Keşke sabırlı olsaydın! Belki bu işi yapacak bir kardeşin çıkardı da bunun sevabını o alırdı. Sen de bundan büyük zevk duyardın” buyuruyor.
Allah-u Zülcelâl hepimize, hizmetin önünde engel olmayı değil, hizmetin başarısına sebep olmayı nasip etsin inşallah. (Âmin.)
Ya Rab! Bizleri sevgi yolundan ayırma! Sev, sevdir, sevdiklerini de bizlere sevdir. Elhamdülillah, tek ümidimiz; sevdiklerini seviyor, yerdiklerini yeriyoruz. Ya Hayyu, ya Kayyûm!...
SIDDIKA SADIKOĞLU -Gülistan dergisinden alıntı.
Son düzenleme: