Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
1970'li yıllar... Bir yaz mevsimi... Ankara Nur hizmetlerinin ilk defa yeni bir minibüsü olmuştu. Fakat bu minibüsün plakası Yozgat'a aitti. Halbuki ikamet adresi Ankara idi. Nedense bu araca Ankara Trafik Tescil Müdürlüğü'nce hâlâ sebebini bir türlü anlayamadığım plaka tahsisi yapılmamıştı. Minibüsün plakası Yozgatlı kardeşlerimizin gayretiyle Yozgat'tan alınmıştı. Bu vesileyle minibüs de birkaç defa Ankara-Yozgat seferi yapmıştı. Bu yolculuklardan birine Bayram Ağabeyle ben de katıldım.

Bayram Ağabey yola çıktığında çok hızlı yürürdü. Bazen arkasından koşmam gerekirdi ona yetişmem için. Bu hızının sebebini bir ara kendisine sordum: "Üstadımızdan öğrendim. O zamanlar buzdolabımız yoktu. Mübarek Üstadımız soğuk su içerdi. Bizi suyu soğuk olan çeşmelere gönderirdi. Çeşmeler uzaktı tabi. Suyu doldurup hızlıca dönerdik. Yolda kimse ile konuşmazdık. İlk önce ben gelirdim. Bir defa yolda beni lafa tuttular. O yüzden geç kalmıştım. O zaman mübarek Üstadımız bana çok kızmıştı" dedi.

Yozgat'a hareket Ulus-27'den başladı. Minibüsün içi gençlerle doluydu. Herkes yedişer Âyete'l-Kürsî okudu. Sonra bir vasıtaya binildiği zaman okunması sünnet olan1 "Sübhanellezî sehhara lenâ hâzâ vemâ künnâ lehu mukrinîn"2 âyetini okuduk. Ortada oturan genç kardeşlerden birisi Risâle-i Nur'dan bir ders yaptı. Arada ilahiler ve marşlarla yolculuk renklenmeye başladı. Minibüsümüz bir anda seyyar dershaneye dönmüştü. Ankara-Yozgat yolunun nasıl bittiğini anlayamadık.


Bizi Yozgat dershanesine bıraktılar. Mütevazi bir evdi. Terzilerin nur hizmetinde yeri elbette unutulmaz. Yozgat hizmetlerinde terzi Ünal Ağabey unutamadığım isimlerden birisi idi. Bizi yalnız bırakmadı. Diğer kardeşlerle kaldığımız sürece bizi ağırlamaya çalıştı.

Gece nur dershanesinde ikamet ettik. Sabah namazını müteakip "Çamlık" denilen yere gideceğimiz söylendi. Çamlık o tarihlerde Yozgat'ın tek piknik alanı imiş. Sabah namazını cemaatle kıldık. Piknik malzemelerini yüklendik. Şehri bir baştan bir başa yürüyerek geçtik. Geçtiğimiz yollar gayet sakindi. Giderken boş durmuyorduk. Yürürken ne yapılır dersiniz?

Herhalde nur talebeleri nur risâleleri okur. Biz de Bediüzzaman'ın ve nur talebelerinin yaptığı gibi yaptık. Onlar nasıl yaparlarmış? Yolda yürürken birisi nur dersi yapıp diğerleri dinlermiş. Tabiî yollar hep düz değil ki. Bunun da çaresi bulunmuş. Birisi okumaya başladığında diğer kardeşi ona göz olurmuş. Yani okuyan kişinin düşmemesi, dikkatinin dağılmaması için onun koluna girermiş. Böylece yolda geçen zaman boşa harcanmamış olurdu. Biz de öyle yaptık. Okuya okuya "Çamlık" denilen yere vardık. Çamlığın ilk misafirleri biz olduk. Gönlümüzce seçme yapıp yerleştik. Günlük okumamızı yapmak için birer risâle aldık. Çamların sayısı sayılacak kadar azdı. Birer çam ağacı seçtik. Sırtımızı yaslayıp okumaya başladık. Şahsîokuma programımıza kahvaltı ile ara verdik. Kahvaltı sonrası müzakereli ders başladı. Konular yere ve mevsime göre seçilmişti. Âyetü'l-Kübra'dan ve Pencerelerden ufuklar açıldı. Tefekkür dolu saatler başladı. Öğle namazına kadar bu minval üzerine devam edildi.

Öğle ezanı okunacaktı. Yüksek bir yer arandı. Şehirden minare getirecek halimiz yoktu ya. Bir çam ağacını bu maksatla seçtik. Bir kardeş çam ağacının üzerine çıktı. Öğle ezanını gür sesiyle okumaya başladı. "Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrab..." deyip cemaatle öğle namazımızı kıldık. Namaz tesbihatından sonra namaz dersimizi yaptık. Şehre nazır küçük bir orman içinde tefekkür dolu saatlerimiz gün boyu devam etti. Dolu dolu bir gün geçirmiştik.

Akşama yakın, kaldığımız mekâna sabahki minval üzere döndük. Minibüsün plakası geçicilikten sürekliliğe dönüşmüştü. Hemen Ankara'ya dönecektik. Yozgatlılarla teker teker kucaklaşıp vedalaştık. Herkes minibüste yerini almıştı. Ben ise aşağıda bekliyordum. Bayram Ağabeyin sert ikazıyla kendimi bir anda minibüste buldum. Benim binmemle minibüs hareket etti. Üzüldüğümü anlayan Bayram Ağabey biraz sonra gönlümü almaya çalıştı. Zira boşa harcayacak zamanımız yoktu. Hizmet sınır ve sinir tanımıyordu.

Zamanın değerini iyi bilmek gerekiyordu. Çünkü, zaman biz istesek de, istemesek de gidiyor ve geri gelmiyordu.



Dipnotlar:

1- Mektûbât, s. 21

2- "Her türlü kusurdan münezzehtir o Allah ki, bunu bizim hizmetimize verdi. Yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi." (Zuhruf Sûresi: 13.)



AHMET ÖZDEMİR
 
Üst Alt