Hüve nüktesini(Onüçüncü sözün ahirinde) bilirsiniz, akılları hayrette bırakacak müthiş bir hakikatten bahsedilir, ancak ülfet perdesi bu muazzam hakikatında önünde bir engel..
bugün bir çok insanın kullandığı cep telefonu, ev telefonu, televizyon, bilgisayar vs. cihazların işleyişleri bu hayret verici hakikati aslında günün bir çok vaktinde bize hatırlatıyor..
Hava zerrelerinin hayret-nüma vazifeleri...
Şu an okuduğunuz mesaj çoğunuza yüzlerce kilometre uzaktan bir yerden ve kablolu bir bilgisayardan yazılıyor, bu yazılanlar nasıl oluyor da kablodan geçiyor, sonra uyduya gidiyor sonra saniyeler sonra hiç değişmeden,-hatta içindeki duygusuyla- sizin okuyabileceğiniz şekilde bilgisayarlarınızda hazır oluyor?
Bilim bunu atmosfer katmanları, uydu ışınları falan filan diyerek açıklıyor, bu açıklamayı küçük gördüğüm anlaşılmasın, fakat bu bize bir şey ifade etmiyor, hani Üstad-ı Azam diyor ya "işte gel, belâhet ve
âtın nihayetsiz derecelerine bak ki, yüz sayfa ile tarif edilse ve hikmetleri beyân edilse ancak tamamıyla bilinecek derin ve geniş bir hakikat-i meçhûleye, bir nâm takar, mâlûm birşey gibi, "Bu, budur" der.", "Âdetullah" nâmiyle yâd edilen fıtrî kanunların birisine, hususi ve kasdî bir hâdise-i Rubûbiyeti ircâ eder. O ircâ ile, onun nisbetini irâde-i ihtiyâriyeden keser; sonra, tutar tesadüfe, tabiata havale eder."
evet bilimin yaptığı açıklama ancak ülfeti besleyecek mahiyette, halbuki bir cep telefonundan yine yüzlerce kilometre uzaktaki biri ile anında aynı sesi değiştirmeden şaşırmadan konuşmak, veya yazmak akıl ile izah edilebilecek bir durum değil, arada kablo yok bir şey yok, velevki kablo olsun ne değişir? cansız bir madde canlı asvatı nasıl taşıyabilir?
İşte bende bu duruma hayret ediyorum, Hertürlü Kusurdan Ve Noksandan Münezzeh Olan Allah'u Tealanın akılları hayrette bırakan icraatlerine şahid oluyorum...Son Söz Hatem'ul Evliyanın
"herbir parçası, hattâ herbir zerresi içine muhtelif binler noktalar, harfler, kelimeler konulduğu veya konulabileceği halde, karışmadığını ve intizamını bozmadığını; hem, ayrı ayrı pekçok vazifeler yaptığı halde, hiç şaşırmadan yapıldığını; ve o parçaya ve zerreye pekçok ağır yükler yüklendiği halde, hiç zaaf göstermeyerek, geri kalmayarak, intizam ile taşıdığını; hem binler ayrı ayrı kelime, ayrı ayrı tarzda, mânâda o küçücük kulak ve lisânlara kemâl-i intizamla gelip, çıkıp, hiç karışmayarak, bozulmayarak o küçücük kulaklara girip, o gayet incecik lisânlardan çıktığı; ve o her zerre ve her parçacık, bu acîb vazifeleri görmekle beraber, kemâl-i serbestiyet ile cezbedarâne hal dili ile ve mezkûr hakikatin şehâdeti ve lisanıyla
ve deyip gezer; ve fırtınaların ve şimşek ve berk ve gökgürültüsü gibi havayı çarpıştırıcı dalgalar içerisinde, intizamını ve vazifelerini hiç bozmuyor ve şaşırmıyor; ve bir iş diğer bir işe mâni olmuyor. Ben aynelyakîn müşâhede ettim."
bugün bir çok insanın kullandığı cep telefonu, ev telefonu, televizyon, bilgisayar vs. cihazların işleyişleri bu hayret verici hakikati aslında günün bir çok vaktinde bize hatırlatıyor..
Hava zerrelerinin hayret-nüma vazifeleri...
Şu an okuduğunuz mesaj çoğunuza yüzlerce kilometre uzaktan bir yerden ve kablolu bir bilgisayardan yazılıyor, bu yazılanlar nasıl oluyor da kablodan geçiyor, sonra uyduya gidiyor sonra saniyeler sonra hiç değişmeden,-hatta içindeki duygusuyla- sizin okuyabileceğiniz şekilde bilgisayarlarınızda hazır oluyor?
Bilim bunu atmosfer katmanları, uydu ışınları falan filan diyerek açıklıyor, bu açıklamayı küçük gördüğüm anlaşılmasın, fakat bu bize bir şey ifade etmiyor, hani Üstad-ı Azam diyor ya "işte gel, belâhet ve
âtın nihayetsiz derecelerine bak ki, yüz sayfa ile tarif edilse ve hikmetleri beyân edilse ancak tamamıyla bilinecek derin ve geniş bir hakikat-i meçhûleye, bir nâm takar, mâlûm birşey gibi, "Bu, budur" der.", "Âdetullah" nâmiyle yâd edilen fıtrî kanunların birisine, hususi ve kasdî bir hâdise-i Rubûbiyeti ircâ eder. O ircâ ile, onun nisbetini irâde-i ihtiyâriyeden keser; sonra, tutar tesadüfe, tabiata havale eder."evet bilimin yaptığı açıklama ancak ülfeti besleyecek mahiyette, halbuki bir cep telefonundan yine yüzlerce kilometre uzaktaki biri ile anında aynı sesi değiştirmeden şaşırmadan konuşmak, veya yazmak akıl ile izah edilebilecek bir durum değil, arada kablo yok bir şey yok, velevki kablo olsun ne değişir? cansız bir madde canlı asvatı nasıl taşıyabilir?
İşte bende bu duruma hayret ediyorum, Hertürlü Kusurdan Ve Noksandan Münezzeh Olan Allah'u Tealanın akılları hayrette bırakan icraatlerine şahid oluyorum...Son Söz Hatem'ul Evliyanın
"herbir parçası, hattâ herbir zerresi içine muhtelif binler noktalar, harfler, kelimeler konulduğu veya konulabileceği halde, karışmadığını ve intizamını bozmadığını; hem, ayrı ayrı pekçok vazifeler yaptığı halde, hiç şaşırmadan yapıldığını; ve o parçaya ve zerreye pekçok ağır yükler yüklendiği halde, hiç zaaf göstermeyerek, geri kalmayarak, intizam ile taşıdığını; hem binler ayrı ayrı kelime, ayrı ayrı tarzda, mânâda o küçücük kulak ve lisânlara kemâl-i intizamla gelip, çıkıp, hiç karışmayarak, bozulmayarak o küçücük kulaklara girip, o gayet incecik lisânlardan çıktığı; ve o her zerre ve her parçacık, bu acîb vazifeleri görmekle beraber, kemâl-i serbestiyet ile cezbedarâne hal dili ile ve mezkûr hakikatin şehâdeti ve lisanıyla