Tanım-sızım.... !
Hüzün kokulu beyhude gençliğimin anısına,
iki damla göz yaşına bir de idamlık bir aşkın son arzusuna
yakışır bir gece yayılıyor odama,
sabaha ramak kala
yastığımın altında yıllar öncesinden
kalma bayat bir kaç mutluluk ilişiyor gözlerime
sahte bir tebessümle dudaklarıma konduruyorum belki bu defa işe yarar diye
sonuç yine hüsran
neden bu gülücükler büyük geliyor yüzüme?
Uykuyu unutmuş,
düş korkağı gözlerime uyku değmeden soluk düşler bulaşıyor
Bitmeyen geceyi sabahlamak adına
düşler biriktiriyorum uyku garibi gözlerimle
Sabaha bir gece kala,
kalan son düşlerimi de tüketiyorum üşümüş gözlerimle
Nefesim kan kokuyor
Aldığım nefes yetmiyor ciğerlerime
Kan bağışlıyorum bileklerimden nefesime
Ölmeme bir nefes kalmışken yeni bir düş bir nefes daha katıyor solgun benliğime
Kör gözlerimle istemsizce izliyorum son düşümü son nefesim tükenene kadar
Hiç tanımadığım yüzler oynuyor bu düşün baş rollerinde
İsmini bile duymadığım bir kent büyüyor içimde
Aşk firavunlarının kenti
Sol yanımda sakladığım son yalnızlıklarımı çalmak istiyorlar
benden gözlerine aşk pusmuş firavunlar
Kaçıyorum
Ama sadece Yalnızlığımı öldürüyorum iki durak arası gelgitlerle
"Tanrım" diyorum
"Bu kentte neden bu kadar çok durak var?"
Bütün yalnızlıklarım tükeniyor birer birer
Her durakta gözlerime aynalar batıyor
Kör oluyorum önce
Sonra birden gözlerimi görüyorum aynalarda
Gözlerim kimsesiz bir kenti hapsetmiş kan kokan siyahına
Bu düş ne zaman bitecek?
El yordamıyla yürüyorum hiç tanımadığım sokaklarda
Birkaç adım susuyorum
Sonra
Sonra bir adım daha düşüyorum hayata,
bir ayrılığı daha yüklenerek
Her adımda bir ben yitiriyorum
Ve sonra
Son durağa geliyorum elimde kalan son benle
Buğulu gözlerle okuyorum yazanları
"SON DURAK ÖLÜM
YOLCU KALMASIN
!"
Bakıyorum etrafıma tek yolcu benim
Durağın afişinde ismim yazılı
Son nefeslerimi sayıyorum çaresiz
"Gel" diyorum artık Azrailime
"Gel ve bitsin bu düş
"
Bileklerime kırılmış aynalarımın cam kırıkları pusuyor
Buz tutuyor yangın kokan saçlarım
Dudaklarım
Dudaklarım hükmünü yitirmiş bir yalnızlığın son demlerine kuruyor tebessümün dar ağacını
Yalan bir tebessüm konduruyorum önce dudaklarıma
Sonra bir yenisini denemek için intihar ediyorum öncekini
Sonra bir diğeri
Elimdeki bütün tebessümler tükeniyor
Bekliyorum çaresiz
Birden gidişin geliyor aklıma
Ayaklarıma batıyor yokluğun
Yürüyemiyorum
Bileklerim kan damlatıyor kentin son durağına
Düşüyorum
Azrailime bir nefes kala bileklerimden tutuyor gidişin
Gidemiyorum
Bir düşün kan kokan siyahından,
ölüme vuslat kala,gecenin efkar yüklü gözlerine düşüyorum
Uyanıyorum
Yine ölmemişim
Düş kaçağı gözlerimi asıyorum gecenin zifiri yalnızlığına
Gecenin sabaha en yakın olduğu an hüzün değiyor şakağıma
Ben en güzel satırlarımla kaleme adını sayıklatıyorum
Bak ben yine ölümden dönüyorum ölüme meftun bir hayata
Ölmeyi bile hak etmiyorum ya
İçim acıyor
Ben iç kanamalı bir hastayım
Cesetler biriktiriyorum kalbimin morguna
Ceplerimden taşıyor işlediğim bütün cinayetler
Korkuyorum
Lisanım en aşk yanlarından suskun,
kalbim en acıyan yerlerinden vurgun
Sessizliğimi bozmama ramak kala sabaha çıkacak kadar
susacaklarım var yanımda
Bir damla aşk muhtaçlığında hangi gece varmaz ki sabaha?
Tanımsızım
Suskun bir aşkın zanlısıyım
Faili malum bir cinayetin bilinmeyen mağduruyum
Ruhuna fatihalık bir gençliğin mekanı cennet olamayan kişiliğiyim
Hükümsüzüm
Şimdi yaklaşmayın bana ne olur
Dokunmayın iç kanamalarıma
Bir ölümden dönüyorum,yaralıyım
Bu defa yalnızlığımdan vurgun yedim
Suskunum
Suskun günceme son nefesimi veriyorum dokunmayın bana
Yalnızca öldürün beni en aşk yanlarımdan
Vurun şimdi kelimelerime aşk kelepçesini
Işıksız zindanlarda aşksız kelimelerle tüketin kalemimi
Katilin katline muhtaç bir maktülüm
Aşksızlığa hüküm giydim
Müebbetim
Ve iyiyim
Ve son nefesim:
ADI YALNIZLIKTI,AŞKTI ACITTI
!
Fatıma Arslaner...