İsabet oldu ölüm/üm…
Bu ayrılıktan ibret almalı, yırtık cümleleri aşk’a yama yapmalı/idi…
Boğazımda düğümlenmiş uzun ömürlü sukûnetler,
koptu bir ölüm vakti, çınladı kabristan âlemim.
Acı üstüne ayrılık buyrulmus bahtım,
hüzünle başgöz edilmiş ruhum kusursuzca üflenirken çamuruma,
ben üfledim yüreğimin âlemine aşk ile kametler, Bismillah ile desturlar…
Ağırdan almışız dünyayı, eşgalimizi tarif etmişiz ayrılığa,
ondandır bu gidişler, ondandır bu salasız ölümler…
Heybetimız un ufak her geri kalışımızda,
yırtılmış kelimeler kimbilir hangi gidenden parça!
Bizde ayrılığa hürmettir dillendirilmiş çehreler,
sus pus kesilmekse gidene güdülen tehditler!
Aman sızmasın etrafa acımız,
ne de olsa kalem aldırır hüzünler…
Gönül eşikleri iz dolu toza karışmayı bekleyen,
ve yine bir bekleyiş…
Sonra yarım kalır vakitler,
k/ayıbımız olur adı konmamış vazgeçişler…
Haram helâl bilmez bu zamanlar,
vakitli vakitsiz çok az demeden âşikâr tutuşur yâr’a/ya bilmeden…
Onuda yap/a/mazsak iki aşığın gözlerinde sefere çıkarız,
heybemizde ayrılık kırıntılarıyla, zamansız konulmuş noktalarla.
Taze bir şiir edasıyla bela oluruz aşıklara, Leylâ’ya Mecnun’a…
Aşk yetim öksüzdür,
esinti gibi geçer gönülhanemizden,
ılıklığı tebessüm biçer yüzümüzde…
Yalnızlıkta aşktır bir kalıba üflenmiş neticede…
Velhâsıl; gönülleri nikâhlamak bizim aşk bildiğimiz,
ayrılığa taş atmaktır vuslat saydığımız…
Tuğba YILMAZ...