Yoksul bir söylenti demişlerdi aşk için
Masallarını bohçasında gezdiren…
Zaman, Böğürtlenlerin mor’a dönüştüğü andı
Ay ışığının nöbetçi kaldığı bir gece
Üstüme, bıraktığın yalnızlığı giyinmiştim
Adımlarım “sus” kuyularına düşmeden az önce
Ve
Henüz, keşkelere yenilmemiştim
Şehrin tüm kandilleri firari bir yıldız gibi
Karanlığa göç ederken…
Biliyor musun?
/Akortsuz haykırışlarımdan
Kaç yakamoz terk etti gözlerimdeki denizi…/
Dişlerimin arasında çok tanrılı kelimeler dolaşırken
Avuçlarımda yoksul bir gamze alışkanlıklarına göçüverir
Gülümser…
Sefil göz halleriyle…
Tetikçi bir yıldız,
Sensizliğin günlerini mırıldanır ellerimin tedirginliğine
Şarkılara sağır olan, yeminli bir pusudayken…
Uykusuz bir ayaz demişlerdi aşk için
Düşlerini mevsimsiz titreten…
Zaman, Akasyaların eylüle yandığı andı
Haziranın sarhoşluğa adım attığı gece
Dilime, bıraktığın küfürleri dolamıştım
Parmaklarım bir papatyanın katili olmadan az önce
Ve
Daha, -miş’lerle tanışmamıştım
Şehrin tüm caddeleri sakıncalı bir güzergâh gibi
Çıkmazlara gebeyken...
Biliyor musun?
/Saçlarımdaki yıldızlardan
Kaç hikaye anlattım gök/yüzüne/
Dudaklarımın arasında yorgun melodiler sızlarken
Yüreğim dertli bir tamburun mızrabında fasıllaşır
Kanar…
Sefil söz halleriyle…
Tetikçi bir saki
Sensizliğin zehrini doldurur içimin ateşine
Şarkılara haram olan, kemani bir yalnızlıktayken…
Bir hüzzam şarkıydı ayrılık
Ve kuşlar,
Öpüyordu o şarkıyı nağmelerinden…
Koray Kızılcan...