İnsanı yaratan ALLAH cc olduğundan dolayı, kulun kalbinin huzuru hangi yolla yakalayacağını en iyi o bilmektedir. Gönderdiği son elçiyle de bunun pratik yaşamda nasıl gerçekleşeceğini somut bir örnekle insanlığa göstermiştir. Bu nedenle, insan yaşadığı hayattan lezzet almak, mutluluğu yakalamak, en sıkıntılı anında bile ALLAH cc’e olan yakınlığından güç alarak ayakta kalmak istiyorsa, RABBİ cc ye dönmekten başka çıkar yolu yoktur.
Kendisini yaratandan kaçan ve bu Yüce Yaratıcı’nın Rasulü s.av in önderliğinde sunduğu hayat rehberliğinden uzaklaşan insan, kendisinden, özünden ve değerlerinden uzaklaşmış insandır. O bir boşluktadır. Böyle bir insan ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar büyük makamlara gelirse gelsin huzuru asla yakalayamayacaktır. İnsanların önüne çıktığında sergilediği sahte gülüşün ardında her zaman için bir sıkıntı, doyumsuzluk ve huzuru bulamamanın verdiği iç burkuntusu olacaktır. Karşılaştığı sıkıntılar karşısında derdini RABBİ’ne arz edip, ona sığınıp gözyaşı dökemeyeceğinden, keza tevekkül ve kader anlayışını kaybettiğinden dolayı, karşılaştığı her bir sıkıntı belinin biraz daha bükülmesine neden olacak, belki maddi olarak çok güçlenecek ancak gönül sükunetini bir türlü bulamayacaktır. Bu nedenle, içinde bulunduğumuz ömür günlerini fırsat bilerek işe kendimizi düzeltmekle başlamalıyız. Yaşadığımız şunca ömrün bizlere ahiret sermayesi olarak fazla bir şey kazandırmadığının farkındayız. Eğer ALLAH ’ın rahmet ve merhameti olmazsa ahiretimizin hiç de iyi olmayacağını tahmin edebiliyoruz. Her şey bir yana, sürdüğümüz bunca ömür boyunca gerçek anlamda huzuru bir türlü bulamadık. Geçirdiğimiz yıllara baktığımızda kulluğumuzu belki belli bir oranda yerine getirmeye çalıştık, ancak bu arada çok yanlışlarımız oldu. Helal ile harama arkadaşlık yaptırdık. Bir o tarafa bir bu tarafa meylettik. Hep gelgitlerimiz oldu. Tevbelerimize fazla bağlı kalamadık. Arkadaş çevremizden ve kendi nefsimizden kaynaklanan nedenlerden ötürü doğru düzgün bir kulluk sergileyemedik.
Atılacak ilk adım nedir diye soracak olursanız, bunun cevabı basittir. Önce içten bir tevbe edelim. Ardından da İslâm’ı kendi başımıza yaşama kahramanlığından vaz geçelim. Bizler hayatımızı istikamet üzere devam ettirecek güzel bir cemaat topluluğuna ve murşidi kamile muhtacız. Bunu yapabilirsek, hayatı ALLAH ve Rasulü’nün istediği gibi devam ettirmek bundan sonra çok daha kolay olacaktır. Bu gerçekleştiğinde ise, hem Rabbimiz’e ibadet etmenin hazzını tadacağız, hem de helal ve harama dikkat ederek yaşayacağımız için yastığa başımızı koyduğumuzda hemen uykuya dalacağız. Unutmamak gerekir ki, huzur bize dışarıdan enjekte edilecek bir şifa değildir. Huzuru inşa edecek olan da, onu hayatına hakim kılacak olan da, ondan güç alacak olan da biziz. Onun inşasına başlanacak olan yer ise kalbimizdir. Önce kalbimizi ıslah edelim. O ıslah olduktan sonra, işlerimiz de kolaylaşır, huzuru da buluruz.
SEMERKAND - Aylık Tasavvufî Dergi
Kendisini yaratandan kaçan ve bu Yüce Yaratıcı’nın Rasulü s.av in önderliğinde sunduğu hayat rehberliğinden uzaklaşan insan, kendisinden, özünden ve değerlerinden uzaklaşmış insandır. O bir boşluktadır. Böyle bir insan ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar büyük makamlara gelirse gelsin huzuru asla yakalayamayacaktır. İnsanların önüne çıktığında sergilediği sahte gülüşün ardında her zaman için bir sıkıntı, doyumsuzluk ve huzuru bulamamanın verdiği iç burkuntusu olacaktır. Karşılaştığı sıkıntılar karşısında derdini RABBİ’ne arz edip, ona sığınıp gözyaşı dökemeyeceğinden, keza tevekkül ve kader anlayışını kaybettiğinden dolayı, karşılaştığı her bir sıkıntı belinin biraz daha bükülmesine neden olacak, belki maddi olarak çok güçlenecek ancak gönül sükunetini bir türlü bulamayacaktır. Bu nedenle, içinde bulunduğumuz ömür günlerini fırsat bilerek işe kendimizi düzeltmekle başlamalıyız. Yaşadığımız şunca ömrün bizlere ahiret sermayesi olarak fazla bir şey kazandırmadığının farkındayız. Eğer ALLAH ’ın rahmet ve merhameti olmazsa ahiretimizin hiç de iyi olmayacağını tahmin edebiliyoruz. Her şey bir yana, sürdüğümüz bunca ömür boyunca gerçek anlamda huzuru bir türlü bulamadık. Geçirdiğimiz yıllara baktığımızda kulluğumuzu belki belli bir oranda yerine getirmeye çalıştık, ancak bu arada çok yanlışlarımız oldu. Helal ile harama arkadaşlık yaptırdık. Bir o tarafa bir bu tarafa meylettik. Hep gelgitlerimiz oldu. Tevbelerimize fazla bağlı kalamadık. Arkadaş çevremizden ve kendi nefsimizden kaynaklanan nedenlerden ötürü doğru düzgün bir kulluk sergileyemedik.
Atılacak ilk adım nedir diye soracak olursanız, bunun cevabı basittir. Önce içten bir tevbe edelim. Ardından da İslâm’ı kendi başımıza yaşama kahramanlığından vaz geçelim. Bizler hayatımızı istikamet üzere devam ettirecek güzel bir cemaat topluluğuna ve murşidi kamile muhtacız. Bunu yapabilirsek, hayatı ALLAH ve Rasulü’nün istediği gibi devam ettirmek bundan sonra çok daha kolay olacaktır. Bu gerçekleştiğinde ise, hem Rabbimiz’e ibadet etmenin hazzını tadacağız, hem de helal ve harama dikkat ederek yaşayacağımız için yastığa başımızı koyduğumuzda hemen uykuya dalacağız. Unutmamak gerekir ki, huzur bize dışarıdan enjekte edilecek bir şifa değildir. Huzuru inşa edecek olan da, onu hayatına hakim kılacak olan da, ondan güç alacak olan da biziz. Onun inşasına başlanacak olan yer ise kalbimizdir. Önce kalbimizi ıslah edelim. O ıslah olduktan sonra, işlerimiz de kolaylaşır, huzuru da buluruz.
SEMERKAND - Aylık Tasavvufî Dergi
Son düzenleme: