- Üyelik Tarihi
- 7 Eyl 2005
- Mesajlar
- 1,242
- Aldığı Beğeniler
- 9
- Takım
- Galatasaray
HZ. ÖMER VE BİZANS ELÇİSİ
Bizans imparatoru, Hz. Ömer'e bir elçi göndermişti. Elçi, uzak çölleri aşarak Medine'ye kadar geldi. Ahaliye:
"Halifenin sarayı nerede?" diye sordu. "Gösterin ki, atımı, eşya mı oraya bırakayım."
Halk:
"Onun sarayı yok." dediler. "Her ne kadar Mü'minlerin emiri ise de, onun yoksullar gibi sadece bir kulübesi var."
Bunu duyan elçi hayrete kapıldı, Hz. Ömer'i görme arzusu arttı. Onu aramaya başladı:
"Dünyada böyle adam olur mu?" diyordu.
Bir bedevî karısı onun yabancı oldu unu gördü. Hz. Ömer'i aradı ını anladı:
"Ömer, işte şurada, şu hurma a acının altında." dedi.
Hz. Ömer hurma a acının dibinde, yapayalnız, gölgede uyuyordu. Elçi gelip biraz uzakta durdu. Hz. Ömer'i görünce onu bir titreme tuttu. Gönlünde Hz. Ömer'e karşı hem korku hem de muhabbet vardı. Kendi kendine:
"Ben ki nice krallar, imparatorlar gördüm, yakınlarında bulundum." dedi. "Onlardan ne korkar ne de ürkerdim. Fakat bu adamın heybeti, yüre imi a zıma getirdi. Aslan ve kaplanların yaşadı ı ormanlara daldım, pek çok savaşta bulundum, nice yaralar aldım, fakat korku nedir bilmedim. Şimdi ise silahsız, kuru yerde yatan şu adamdan korkuya kapıldım. Bu heybet ondan de il, Allah'tan."
Elçi bu düşünceler içinde hürmetle ellerini ba layıp bekledi. Bir süre sonra Hz. Ömer uyandı. Elçi ona saygıyla selâm verdi. Hz. Ömer onun selâmını alıp yanına ça ırdı, karşısına oturttu, sakinleştirdi.
Hz. Ömer elçiye de er verdi, onunla sohbet etti. Elçi:
"Ey mü'minlerin emiri!" dedi. "Ruh yücelerden yere nasıl indi? Hiçbir şeyle kayıtlanmış olmayan can kuşu kafese nasıl girdi?"
Hz. Ömer:
"Hak Teâlâ cisme bir âyet okudu, can oldu. Güneşe bir şey söyledi, parladı." dedi. "Allah yoklu a bir şey söyleyince varlık hâline gelir, coşmaya başlar. Ekmek, sofrada dururken cansızdır, fakat insan vücudunda ruh kesilir."
Hz. Ömer'i dinleyen elçinin gönlünde bir aydınlık meydana geldi. Hikmete erişip faydalanmak için sordu:
"O saf suyun bulanık toprakta hapsedilmesinin hikmeti nedir?
Niçin saf can cisimle mukayyet olmuş?" Hz. Ömer:
"Mâna harflerde hapsedilmiştir." dedi. "Mânanın kelimelerle söylenmesinde yüz binlerce fayda vardır. Bu faydaların her biri, ruhun cesede girmesindeki faydanın yanında önemsizdir. Mânayı söze sı dırmaya çalışmak, onu hapsetmektir. Sözün faydası yoksa söyleme!"
Elçi, bu açıklamalarla aradı ını buldu, aklında ne elçilik kaldı, ne de getirdi i haber! Elçi iken, sultan oldu.
Bizans imparatoru, Hz. Ömer'e bir elçi göndermişti. Elçi, uzak çölleri aşarak Medine'ye kadar geldi. Ahaliye:
"Halifenin sarayı nerede?" diye sordu. "Gösterin ki, atımı, eşya mı oraya bırakayım."
Halk:
"Onun sarayı yok." dediler. "Her ne kadar Mü'minlerin emiri ise de, onun yoksullar gibi sadece bir kulübesi var."
Bunu duyan elçi hayrete kapıldı, Hz. Ömer'i görme arzusu arttı. Onu aramaya başladı:
"Dünyada böyle adam olur mu?" diyordu.
Bir bedevî karısı onun yabancı oldu unu gördü. Hz. Ömer'i aradı ını anladı:
"Ömer, işte şurada, şu hurma a acının altında." dedi.
Hz. Ömer hurma a acının dibinde, yapayalnız, gölgede uyuyordu. Elçi gelip biraz uzakta durdu. Hz. Ömer'i görünce onu bir titreme tuttu. Gönlünde Hz. Ömer'e karşı hem korku hem de muhabbet vardı. Kendi kendine:
"Ben ki nice krallar, imparatorlar gördüm, yakınlarında bulundum." dedi. "Onlardan ne korkar ne de ürkerdim. Fakat bu adamın heybeti, yüre imi a zıma getirdi. Aslan ve kaplanların yaşadı ı ormanlara daldım, pek çok savaşta bulundum, nice yaralar aldım, fakat korku nedir bilmedim. Şimdi ise silahsız, kuru yerde yatan şu adamdan korkuya kapıldım. Bu heybet ondan de il, Allah'tan."
Elçi bu düşünceler içinde hürmetle ellerini ba layıp bekledi. Bir süre sonra Hz. Ömer uyandı. Elçi ona saygıyla selâm verdi. Hz. Ömer onun selâmını alıp yanına ça ırdı, karşısına oturttu, sakinleştirdi.
Hz. Ömer elçiye de er verdi, onunla sohbet etti. Elçi:
"Ey mü'minlerin emiri!" dedi. "Ruh yücelerden yere nasıl indi? Hiçbir şeyle kayıtlanmış olmayan can kuşu kafese nasıl girdi?"
Hz. Ömer:
"Hak Teâlâ cisme bir âyet okudu, can oldu. Güneşe bir şey söyledi, parladı." dedi. "Allah yoklu a bir şey söyleyince varlık hâline gelir, coşmaya başlar. Ekmek, sofrada dururken cansızdır, fakat insan vücudunda ruh kesilir."
Hz. Ömer'i dinleyen elçinin gönlünde bir aydınlık meydana geldi. Hikmete erişip faydalanmak için sordu:
"O saf suyun bulanık toprakta hapsedilmesinin hikmeti nedir?
Niçin saf can cisimle mukayyet olmuş?" Hz. Ömer:
"Mâna harflerde hapsedilmiştir." dedi. "Mânanın kelimelerle söylenmesinde yüz binlerce fayda vardır. Bu faydaların her biri, ruhun cesede girmesindeki faydanın yanında önemsizdir. Mânayı söze sı dırmaya çalışmak, onu hapsetmektir. Sözün faydası yoksa söyleme!"
Elçi, bu açıklamalarla aradı ını buldu, aklında ne elçilik kaldı, ne de getirdi i haber! Elçi iken, sultan oldu.