- Üyelik Tarihi
- 28 Mar 2010
- Mesajlar
- 3,714
- Aldığı Beğeniler
- 44
- Takım
- Galatasaray
Önemli sahabiler arasında yer alan, dört büyük halife'den üçüncüsü olan ve 644 yılından vefatına kadar 12 yıl süre ile halifelik görevini sürdüren Osman bin Affan, 17 haziran 656 tarihinde şehid edilerek son nefesini vermiş ve Hak Teâlâ’ya kavuşmuştur.
Osman bin Affan, Müslüman olmadan önce ticâretle uğraşırdı. Zengin bir tüccârdı. Cemiyet içinde sevilen, sayılan bir kimseydi. İtibârı yüksek idi. Ümeyyeoğulları ailesine mensup ve Hz. Ebû Bekir’in yakın arkadaşı, dostu idi. Câhiliye devrinin pisliklerine bulaşmadı.
Rasûlullah (s.a.s) Peygamberlikle görevlendirildiğinde Osman bin Affan 34 yaşlarındaydı. O, ilk iman edenler arasındadır. Hz. Ebû Bekir’in Müslüman olma daveti üzerine hemen Efendimize giderek Müslüman oldu. İman ettiği zaman bunu duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs onu sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest bırakmayacağını söylemişti. Hz. Osman, ebediyyen dininden dönmeyeceğini söyleyince, kararlılığını gören amcası onu serbest bırakmıştı.
Efendimizin iki kez damadı olma bahtiyarlığına eren Hz. Osman, önce Hz. Peygamber’in Rukayye isimli kızıyla evlenmiştir. Daha sonra Rukayye'nin vefat etmesiyle diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlenen Hz. Osman’a bu sebeple "iki nur sahibi" anlamına gelen 'Zi'n-Nureyn' lakabı verilmiştir. Ümmü Gülsüm vefat ettiğinde Rasûlullah (s.a.s), Hz. Osman'a "Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle evlendirirdim" buyurmuştur.
Mekkeli müşriklerin iman edenlere yönelttikleri baskı ve işkenceler yoğunlaşıp çekilmez bir hal alınca, Rasûlullah (s.a.s), ashabına Habeşistan'a hicret etmeleri tavsiyesinde bulunmuştu. Hz. Osman, Habeşistan'a ilk hicret edenler arasında yer almış ve bir süre sonra Mekke’ye geri dönmüş, Medine’ye hicret kararının alınmasından sonra da Medine’ye hicret etmiştir.
Hz. Osman, hanımı Rukayye ağır hasta olduğu için, Efendimiz'in izniyle Bedir savaşına katılamamış, Bedir dışında müşriklerle ve İslâm düşmanlarıyla yapılan bütün savaşlara katılmıştır.
Müslümanlar, Medîne’ye hicret ettikleri zaman, su sıkıntısı vardı. Rûme kuyusundan başka içilecek su yoktu. Bu kuyu da bir Yahûdîye âit idi ve Yahûdî, Müslümanlara su vermiyordu. Rasûlullah’ın; "Rûme kuyusunu kim açarsa, ona Cennet vardır" demesi üzerine, Hz. Osman bu kuyuyu 20 bin dirheme satın alarak, ücretsiz olarak Müslümanların istifadesine sundu.
Hicretin altıncı yılında Müslümanlar Umre yapmak için Mekke yakınlarına geldiler. Putperest Mekke yönetimi tarafından Mekke'ye sokulmama kararı üzerine Rasûlullah (s.a.s), Hudeybiye’de karargâh kurdu. Maksatlarının yalnızca umre yapmak olduğunu müşriklere bildirmek üzere elçi olarak görevlendirilen Hz. Osman’ın öldürüldüğü yolundaki gelen haberler üzerine, Efendimiz, yanındaki bütün Müslümanları, ölmek pahasına müşriklerle çarpışmak üzere bey'ata çağırdı. Bey'atu'r-Rıdvan adıyla tarihe geçen bu bey'atlaşmada Rasûlullah (s.a.s), sol elini sağ elinin üzerine koyarak, "Osman, Allah'ın ve Rasûlünün işi için gitmiştir" dedi ve onun adına da bey'at etti.
Hz. Osman, Ashabın en zenginlerinden biri idi. İslâm’a ve Müslümanlara yaptığı yardımlar hesapsızdı. Bilhassa kâfirler üzerine sefere çıkan orduların teçhiz edilmesinde aşırı derecede cömert davrandığı bilinmektedir. O’nun bilhassa, Tebük seferine çıkacak 30 bin kişilik ordunun üçte birinin bütün ihtiyaçlarını karşılaması meşhurdur. Bu davranışından çok memnun olan Efendimiz; "Ey Allah'ım! Ben Osman'dan razıyım. Sen de razı ol" diyerek duada bulunmuştur.
İkinci kızını verdiğinde Rasûlullah efendimiz kızına şöyle buyurdu: “Ey benim kızım! Osman’dan gökteki melekler hayâ ederler. Ey canım kızım, Osman’a çok saygı göster. Çünkü, Ashâbım arasında, ahlâkı bana en çok benzeyen odur.”
Hz. Osman, Veda Haccı’nda da Rasûlullah’ın yanındaydı. Rasûlullah (s.a.s) bir çok meselede Osman (r.a)'ın yardımına müracaat etmiştir. Efendimizden sonra, Hz. Ebû Bekir (r.a) halife seçilince Hz. Osman ona bey'at etti. Ebû Bekir (r.a) halifeliği boyunca ümmetin işlerini idarede onunla istişarede bulundu. Ebû Bekir (r.a)'ın vefatından önce yazdırdığı Hz. Ömer'in halife atanmasına dair belgeyi Hz. Osman kaleme almış ve Hz. Ömer'in hilafetinde O’na danışmanlık yapmıştır. Hz. Ömer, yaralanınca kendisinden sonra hilafete geçecek kimsenin belirlenmesi için bir şura oluşturdu. Şura başkanı Abdurrahman bin Avf, geniş bir kamuoyu yoklaması yaptıktan sonra Hz. Osman’ı halife olarak ilan etti ve Osman (r.a.) ile birlikte halifeliğe düşünülen Hz. Ali’de kendisine bey'at etti.
12 sene hilâfet makâmında kalan Hz. Osman, çok cesûr idi. Hiçbir felâket karşısında sarsılmamıştı. Bunun için halîfeliği çok başarılı geçmiştir. Bilhassa halîfeliğinin ilk 6 yılı, İslâm târihinin altın yılları olmuştur. Devrinde birçok yerler fethedilmiş ve İslâm devletinin sınırları oldukça genişlemişti. Horasan, Hindistan, Mâverâünnehir, Kafkasya, Kıbrıs adası ve Kuzey Afrika’nın birçok yerleri, O’nun devrinde İslâm topraklarına katılmıştır. Ayrıca döneminde bir donanma kurulmuş ve Müslümanlar denizlerde de varlık göstermeye başlamışlardı. Devrinde birçok ekonomik reform gerçekleştirilmiş ve ilk İslamî paralar onun zamanında basılmıştır. Kâbe ve Mescid-i Nebevi de onun döneminde genişletilmiştir. Hz. Ebû Bekir zamanında kitap haline getirilen ve sadece tek nüshası olan Kur’an-ı Kerim, Hz. Osman döneminde çoğaltılmış ve bütün eyaletlere dağıtılmıştır.
Ne yazık ki, her zaman olduğu gibi fitneciler yine boş durmadılar. Yahûdîler ve diğer İslâm düşmanları, Müslümanları birbirine düşürmek için el birliği ederek gece gündüz çalışıyordu. Bunların elebaşılığını da Yemenli bir Yahûdî olan, Abdullah bin Sebe yapıyordu. Mısır’da fitneci kimseleri başına topladı. Kurduğu bir teşkilâtla, câhil ve başıboş Mısır kıptîlerini dünyalık şeylerle kandırarak, çapulcu alayı meydana getirdi. Binlerce kişilik bu çapulcu takımı Medine’ye geldiler ve bazı atamalarını bahane ederek halifeyi indirmek maksadı ile Hz. Osman’ın evini kuşattılar. Muhasara günlerce sürdü ve halifeye su bile vermediler. Hz. Osman kan çıkmasın diye asilere karşılık vermiyor, onlara sadece nasihat ediyor, hiç kimsenin yardımını kabul etmiyor, “Allah bana kâfidir” diyordu.
Bir Cuma günüydü. Oruçlu olduğu halde, Kur’an okurken bir ara uykuya daldı. Allah’ın Rasûlü yanındaydı, gülümsüyordu. “Seni aç, susuz mu bıraktılar, hapsettiler mi seni ya Osman?” diye sordu. “Evet Ya Rasûlulllah” cevabı üzerine, “bu akşam seni bekliyoruz, beraber iftar yapacağız” buyurdu.
Uyanınca, “Rasûlullah beni çağırıyor, burayı boşaltın” dedi ve Kur’an okumaya devam etti. Asiler içeriye daldılar, 82 yaşındaki halifeye üst üste kılıç darbeleri indi. Meleklerin bile hayâ ettiği, hayatta iken cennetle müjdelenen o büyük insanın kanı, “ONLARA KARŞI ALLAH SANA YETER” Âyeti üzerine damladı. Allah’a ve Rasûlüne kavuşmuştu. Allah (c.c.) şefaatine nail kılsın.
Osman bin Affan, Müslüman olmadan önce ticâretle uğraşırdı. Zengin bir tüccârdı. Cemiyet içinde sevilen, sayılan bir kimseydi. İtibârı yüksek idi. Ümeyyeoğulları ailesine mensup ve Hz. Ebû Bekir’in yakın arkadaşı, dostu idi. Câhiliye devrinin pisliklerine bulaşmadı.
Rasûlullah (s.a.s) Peygamberlikle görevlendirildiğinde Osman bin Affan 34 yaşlarındaydı. O, ilk iman edenler arasındadır. Hz. Ebû Bekir’in Müslüman olma daveti üzerine hemen Efendimize giderek Müslüman oldu. İman ettiği zaman bunu duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs onu sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest bırakmayacağını söylemişti. Hz. Osman, ebediyyen dininden dönmeyeceğini söyleyince, kararlılığını gören amcası onu serbest bırakmıştı.
Efendimizin iki kez damadı olma bahtiyarlığına eren Hz. Osman, önce Hz. Peygamber’in Rukayye isimli kızıyla evlenmiştir. Daha sonra Rukayye'nin vefat etmesiyle diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlenen Hz. Osman’a bu sebeple "iki nur sahibi" anlamına gelen 'Zi'n-Nureyn' lakabı verilmiştir. Ümmü Gülsüm vefat ettiğinde Rasûlullah (s.a.s), Hz. Osman'a "Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle evlendirirdim" buyurmuştur.
Mekkeli müşriklerin iman edenlere yönelttikleri baskı ve işkenceler yoğunlaşıp çekilmez bir hal alınca, Rasûlullah (s.a.s), ashabına Habeşistan'a hicret etmeleri tavsiyesinde bulunmuştu. Hz. Osman, Habeşistan'a ilk hicret edenler arasında yer almış ve bir süre sonra Mekke’ye geri dönmüş, Medine’ye hicret kararının alınmasından sonra da Medine’ye hicret etmiştir.
Hz. Osman, hanımı Rukayye ağır hasta olduğu için, Efendimiz'in izniyle Bedir savaşına katılamamış, Bedir dışında müşriklerle ve İslâm düşmanlarıyla yapılan bütün savaşlara katılmıştır.
Müslümanlar, Medîne’ye hicret ettikleri zaman, su sıkıntısı vardı. Rûme kuyusundan başka içilecek su yoktu. Bu kuyu da bir Yahûdîye âit idi ve Yahûdî, Müslümanlara su vermiyordu. Rasûlullah’ın; "Rûme kuyusunu kim açarsa, ona Cennet vardır" demesi üzerine, Hz. Osman bu kuyuyu 20 bin dirheme satın alarak, ücretsiz olarak Müslümanların istifadesine sundu.
Hicretin altıncı yılında Müslümanlar Umre yapmak için Mekke yakınlarına geldiler. Putperest Mekke yönetimi tarafından Mekke'ye sokulmama kararı üzerine Rasûlullah (s.a.s), Hudeybiye’de karargâh kurdu. Maksatlarının yalnızca umre yapmak olduğunu müşriklere bildirmek üzere elçi olarak görevlendirilen Hz. Osman’ın öldürüldüğü yolundaki gelen haberler üzerine, Efendimiz, yanındaki bütün Müslümanları, ölmek pahasına müşriklerle çarpışmak üzere bey'ata çağırdı. Bey'atu'r-Rıdvan adıyla tarihe geçen bu bey'atlaşmada Rasûlullah (s.a.s), sol elini sağ elinin üzerine koyarak, "Osman, Allah'ın ve Rasûlünün işi için gitmiştir" dedi ve onun adına da bey'at etti.
Hz. Osman, Ashabın en zenginlerinden biri idi. İslâm’a ve Müslümanlara yaptığı yardımlar hesapsızdı. Bilhassa kâfirler üzerine sefere çıkan orduların teçhiz edilmesinde aşırı derecede cömert davrandığı bilinmektedir. O’nun bilhassa, Tebük seferine çıkacak 30 bin kişilik ordunun üçte birinin bütün ihtiyaçlarını karşılaması meşhurdur. Bu davranışından çok memnun olan Efendimiz; "Ey Allah'ım! Ben Osman'dan razıyım. Sen de razı ol" diyerek duada bulunmuştur.
İkinci kızını verdiğinde Rasûlullah efendimiz kızına şöyle buyurdu: “Ey benim kızım! Osman’dan gökteki melekler hayâ ederler. Ey canım kızım, Osman’a çok saygı göster. Çünkü, Ashâbım arasında, ahlâkı bana en çok benzeyen odur.”
Hz. Osman, Veda Haccı’nda da Rasûlullah’ın yanındaydı. Rasûlullah (s.a.s) bir çok meselede Osman (r.a)'ın yardımına müracaat etmiştir. Efendimizden sonra, Hz. Ebû Bekir (r.a) halife seçilince Hz. Osman ona bey'at etti. Ebû Bekir (r.a) halifeliği boyunca ümmetin işlerini idarede onunla istişarede bulundu. Ebû Bekir (r.a)'ın vefatından önce yazdırdığı Hz. Ömer'in halife atanmasına dair belgeyi Hz. Osman kaleme almış ve Hz. Ömer'in hilafetinde O’na danışmanlık yapmıştır. Hz. Ömer, yaralanınca kendisinden sonra hilafete geçecek kimsenin belirlenmesi için bir şura oluşturdu. Şura başkanı Abdurrahman bin Avf, geniş bir kamuoyu yoklaması yaptıktan sonra Hz. Osman’ı halife olarak ilan etti ve Osman (r.a.) ile birlikte halifeliğe düşünülen Hz. Ali’de kendisine bey'at etti.
12 sene hilâfet makâmında kalan Hz. Osman, çok cesûr idi. Hiçbir felâket karşısında sarsılmamıştı. Bunun için halîfeliği çok başarılı geçmiştir. Bilhassa halîfeliğinin ilk 6 yılı, İslâm târihinin altın yılları olmuştur. Devrinde birçok yerler fethedilmiş ve İslâm devletinin sınırları oldukça genişlemişti. Horasan, Hindistan, Mâverâünnehir, Kafkasya, Kıbrıs adası ve Kuzey Afrika’nın birçok yerleri, O’nun devrinde İslâm topraklarına katılmıştır. Ayrıca döneminde bir donanma kurulmuş ve Müslümanlar denizlerde de varlık göstermeye başlamışlardı. Devrinde birçok ekonomik reform gerçekleştirilmiş ve ilk İslamî paralar onun zamanında basılmıştır. Kâbe ve Mescid-i Nebevi de onun döneminde genişletilmiştir. Hz. Ebû Bekir zamanında kitap haline getirilen ve sadece tek nüshası olan Kur’an-ı Kerim, Hz. Osman döneminde çoğaltılmış ve bütün eyaletlere dağıtılmıştır.
Ne yazık ki, her zaman olduğu gibi fitneciler yine boş durmadılar. Yahûdîler ve diğer İslâm düşmanları, Müslümanları birbirine düşürmek için el birliği ederek gece gündüz çalışıyordu. Bunların elebaşılığını da Yemenli bir Yahûdî olan, Abdullah bin Sebe yapıyordu. Mısır’da fitneci kimseleri başına topladı. Kurduğu bir teşkilâtla, câhil ve başıboş Mısır kıptîlerini dünyalık şeylerle kandırarak, çapulcu alayı meydana getirdi. Binlerce kişilik bu çapulcu takımı Medine’ye geldiler ve bazı atamalarını bahane ederek halifeyi indirmek maksadı ile Hz. Osman’ın evini kuşattılar. Muhasara günlerce sürdü ve halifeye su bile vermediler. Hz. Osman kan çıkmasın diye asilere karşılık vermiyor, onlara sadece nasihat ediyor, hiç kimsenin yardımını kabul etmiyor, “Allah bana kâfidir” diyordu.
Bir Cuma günüydü. Oruçlu olduğu halde, Kur’an okurken bir ara uykuya daldı. Allah’ın Rasûlü yanındaydı, gülümsüyordu. “Seni aç, susuz mu bıraktılar, hapsettiler mi seni ya Osman?” diye sordu. “Evet Ya Rasûlulllah” cevabı üzerine, “bu akşam seni bekliyoruz, beraber iftar yapacağız” buyurdu.
Uyanınca, “Rasûlullah beni çağırıyor, burayı boşaltın” dedi ve Kur’an okumaya devam etti. Asiler içeriye daldılar, 82 yaşındaki halifeye üst üste kılıç darbeleri indi. Meleklerin bile hayâ ettiği, hayatta iken cennetle müjdelenen o büyük insanın kanı, “ONLARA KARŞI ALLAH SANA YETER” Âyeti üzerine damladı. Allah’a ve Rasûlüne kavuşmuştu. Allah (c.c.) şefaatine nail kılsın.