Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz hicrî üçüncü yilda islâmi anlatmak için Âmir ibni Sasa kabilesine bir gurup teblig eri göndermisti. Bunlar hâince pusuya düsürülüp kiliçtan geçirilince bu kabile ile müslümanlarin arasi bozuldu. iki Cihan Günesi Efendimiz bu büyük ve güçlü kabile ile düsmanligin devam etmesini istemedi. Aradaki iliskilerin düzelmesine vesile olacak bir firsat bekledi. Zeynep binti Huzeyme (r.anhâ) dul kalinca evlenme teklifinde bulundu. Zeynep; amcasi Kabîsa ibni Amr el-Hilâliyi vekil tayin etti. O da dörtyüz dirhem gümüs mihri ile Resûlullah (s.a) Efendimize nikâhlandı.
Zeynep binti Cahs radiyallahu anhâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin diger bir hanimi... islâmiyeti ilk kabul eden hanim sahâbîlerden... Efendimizin hala kizi... ibadete düskün olusu ve cömertligiyle meshur... Fakirlerin, gariblerin annesi diye anilan takvâ erlerinden... Kendi el emegi ile geçinen, dikis, nakis ve el isi yaparak kazandigi paralari fakirlere infak eden sehâvet sahibi bir mücâhide... Nikâhini Allah Teâlânin kiydigi bir bahtiyar... Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimizin ahirete göç eylemesinden sonra kendisine ilk kavusan annemiz...
O, bisetten yirmi sene önce Mekkede dogdu. ilk iman edenlerden oldu. Asil adi Berre idi. Resûl-i Ekrem (s.a) onu Zeynep olarak degistirdi. Babasi Beni Esad kabilesinden Burre olup annesi de Rasûlullahin halasi Ümeyye binti Abdülmuttalibdir. Abdullah ibni Cahs (r.a)in kizkardesidir.
O, ilk hicret edenler arasinda yer alarak Mekkeden Medineye hicret etti. ilk muhacirlerden oldu. Bekârdi. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz onu evlâtligi Zeyd ibni Hârise (r.a) ile evlendirmeyi düsündü. Cahiliye devrinin yanlis âdetlerinden birisini daha yikmak istedi. Kölelerin asagilanmasini ortadan kaldirmak ve islâmiyetin insanlari esit saydigini göstermek üzere Zeynebe dünürcü olarak gitti.
Zeynep ve kardesleri bu isi uygun görmediler. Hür bir kadinin, azâtli biriyle evlenmesi o günki örfe göre imkân dahilinde degildi. Bunu içlerine sindiremediler. Hatta Zeynep tavrini su ifadeleriyle ortaya koydu: "Ya Rasûlallah! Ben senin halanin kiziyim. Ona varmaya râzi degilim. Ben Kureysliyim." dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ Ahzab sûresinden 36. âyet-i kerîmeyi nâzil buyurdu. Meâlen:
"Allah ve Resûlü bir ise hüküm verdigi zaman, inanmis bir erkek ve kadina o isi kendi isteklerine göre seçme hakki yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karsi gelirse, apaçik bir sapikliga düsmüs olur."
Zeynep binti Cahs (r.anhâ) tekrar Rasûlullah (s.a)e sordu: "Yâ Rasûlallah sen, Zeyd ile evlenmemi istiyor musun?" dedi. Efendimiz de: "Evet!" buyurdu. Bunun üzerine o: "Rasûlullaha âsî olamam" dedi ve kabul etti.
Fakat Hz. Zeyd ile Hz. Zeynep arasinda samimi bir sevgi ve sicak bir anlayis hâkim olamadi. Evlilik onlara rahat getirmedi. Geçimsizlikleri artti. Bu beraberligin uzun ömürlü olamiyacagini sezen Zeyd ibni Hârise (r.a) durumu Fahr-i Kâinat (s.a)e açma zarûretini duydu ve Efendimize gelerek: "Ya Rasûlallah! Ben ailemden ayrilmak istiyorum." dedi. iki Cihan Günesi Efendimiz bu söze üzüldü. Kendisinin sebeb oldugu bir ailenin dagilmasina gönlü râzi olmadi. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz ona: "Esini tut, bosama. Allahtan kork!.." buyurdu.
iki Cihan Günesi Efendimiz bu âilenin devam etmesi için gayret ediyordu. Fakat gönüller bir defa sogumustu. Ülfet edebilmek, tahammül gösterebilmek bir hayli zorlasmisti. Buna ragmen âile olarak beraberlikleri bir sene devam etti. Geçimsizlikleri son haddine vardi. Bu birliktelige tahammülü kalmayan Zeyd (r.a) nikah akdini bozmak zorunda kaldi. Zeynep (r.anhâ)yi bosadi.
Resûl-i Ekrem (s.a) bu hadiseye çok üzüldü. Ancak cahiliye âdetleri toplumu kara bulutlar gibi sarmisti. Bir kimse evlâtliginin hanimi ile evlenemezdi. Allah Teâlâ bu yanlis anlayislarin, bâtil âdetlerin kalkmasini murad etti. Çok geçmeden vahyini indirdi. Ahzab sûresinin; 4 ve 5. âyetleriyle bu konuyu açikliga kavusturdu. söyle ki: Meâlen:
"... Evlâtliklarinizi öz ogullariniz gibi tanimadi. Bu, sizin agizlarinizdaki lâfinizdir. Allah, hakki söyler ve O, dogru, yolu gösterir. Onlari babalarina nisbetle çagirin. Bu Allah katinda daha dogrudur. Eger babalarinin kim oldugunu bilmiyorsaniz, bu takdirde onlari din kardesleriniz ve görüp gözettiginiz kimseler olarak kabul edin. Yanilarak yaptiklarinizda size vebal yoktur. Fakat kalblerinizin bile bile yöneldiginde günah vardir. Allah bagislayandir, esirgeyendir."
Bu âyetler nâzil olunca azâd edilmis köleler ve evlâtliklar, öz babalarinin adiyla anilmaya baslandi. Öz babasi bilinmeyenler de eski efendilerinin dostu ve din kardesi oldular.
Aradan bir zaman geçti.
Daha sonra da ayet, bu konudaki endiseleri izale eden hükmü bildirdi. Allah Teâlâ Ahzab suresi: 37-40. âyetlerini inzal buyurdu. Meâlen:
"(Resûlüm!) Hani Allahin nimet verdigi, senin de kendisine iyilik ettigin kimseye: Esini yaninda tut, Allahtan kork! diyordun. Allahin açiga vuracagi seyi insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asil korkmana lâyik olan Allahtir. Zeyd, o kadindan ilisigini kesince biz onu sana nikâhladik ki evlâtliklari karilariyla iliskilerini kestiklerinde (o kadinlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasin. Allahin emri yerine getirilmistir."
Zeynep binti Cahs ile iki Cihan Günesi Efendimiz, hicretin besinci senesinde evlendi. O sirada Zeynep (r.anhâ) annemiz 35 yaslarinda idi. Mükellef bir dügün ziyafeti verildi. Enes ibni Mâlik (r.a)in annesi Ümmü Süleym (r.anhâ) o gün Medine hurmasini yag ile karistirarak özel bir yemek yapti. "Hays" adi verilen bu yemegi Enes ile birlikte Efendimize gönderdi. Yemek iki kisiye zor yeterdi. Ama Allah dilerse bir orduya yetirirdi.
Enes o zamana kadar hiç görmedigi bir manzara ile karsilasti. iki Cihan Günesi Efendimiz ona: "Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Aliyi çagir" dedi. O hayretler içerisinde gitti çagirdi. Efendimiz tekrar Enese: "Mescidde kim varsa, yolda kimi görürsen davet et!" buyurdu. Enes büsbütün sasirdi. Bu kadar yemek kime yetecek diye kendi kendine alip verdi? Ama emre uyarak disari çikti. Kimi gördü ise dügün yemegine çagirdi. Ulasilabilen ashabin hepsi grup grup gelmeye basladi. Habib-i Kibriya (s.a) efendimiz yemek kabini ortaya koydu. Bereketlenmesi için duâ etti ve: "Onar onar sofraya otursunlar ve herkes önünden yesin." buyurdular. Çagirilan herkes o yemekten doyasiya yedi. Enes (r.a) diyor ki: "Yedikçe kaptaki yemek çogaliyordu. Adetâ alttan kayniyordu. Davetlilerin hepsi yedi ve doydu. Getirdigim yemek aynen ortada idi." Resûl-i Ekrem (s.a) bana: "Yâ Enes! tabagi kaldir." buyurdu. Tabagi zevcesinin yanina koydum ve annemin yanina döndüm. Gördüklerimi hayretler içerisinde anneme anlattim. Annem bana "Hayret etme. Cenâb-i Hak o yemekten bütün Medinelilerin yemesini dilemis olsaydi, hepsi de yer ve doyardi." diyerek bunun bir mûcize oldugunu söyledi.
Ne iman!... Ne muhabbet!... Ne ülfet!... Ne teslimiyet!... Ey yüceler yücesi Allahim böyle bir iman, muhabbet, ülfet ve kaynasmayi bizlere de nasib et!... Amin.
Zeynep (r.anhâ) annemizin dügün ziyafeti tesettür ayetlerinin nüzûlüne de vesile oldu. Davetliler yemekten sonra kalkip gitmisti. Üç kisi vardi ki, onlar oturmus çene çaliyorlardi. iki Cihan Günesi Efendimiz onlarin kalkip gitmesi için odaya girip çikiyordu. Fakat onlar bu hareketten anlamiyorlardi. Efendimiz (s.a) annelerimizin odalarini ayri ayri dolasti geldi yine onlar konusuyordu. Can sikici bu hadise üzerine Allah Teâlâ Ahzab Sûresi: 53. ayet-i celileyi nâzil buyurdu. Meâlen:
"Ey iman edenler! Peygamberin evlerine yemege dâvet olunmadan vaktine de bakmadan girmeyin. Ancak davet edildiginiz zaman girin. Yemegi yediginizde hemen dagilin, sohbete dalmayin. Çünkü bu hareketiniz Peygamberi üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadir. Ama, Allah hakki söylemekten çekinmez. Peygamberin hanimlarindan birsey istediginiz zaman perde arkasindan isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onlarin kalpleri için daha temiz bir davranistir. Sizin Allahin Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanimlarini nikâhlamaniz aslâ câiz olamaz. Çünkü bu, Allah katinda büyük bir günahtir."
Zeynep binti Cahs (r.anhâ) annemiz ibâdete düskün, takva sahibiydi. Çokça nâfile namaz kilar, nâfile oruç tutardi. Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz bir gün mescitte iki direk arasinda bagli bir ip gördü. "Bu ip nedir?" diye sordu. Ashâb-i Kiram da: "Zeynep annemizin" dediler. Namazda ayakta durmaktan yorulunca bu ipe tutunur diye ilâve ettiler. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz bu hareketten pek hoslanmadi. Bunun üzerine: "ibadette böyle güçlüge girilmez. Bu ipi çözünüz. Sizler zinde oldukça ayakta kilin." buyurdular.
O, vefâkâr bir hanimefendiydi. Hakki teslim ederdi. Dürüstlükten ayrilmazdi. Birgün, münâfiklar Hz. Aise annemize iftira atmislardi. iki Cihan Günesi Efendimiz bu konuda Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (r.anhüm)ün fikirlerini sordu. Bu arada Zeynep (r.anhâ) annemizin de görüsünü almak istedi. Bunun üzerine Zeynep annemiz bütün insanliga örnek olacak su cevabi verdi:
Zeynep binti Cahs (r.anhâ) annemizin en bâriz vasiflarindan biri de cömertligi idi. O, dünya malina önem vermezdi. Kendi el emegi ile geçinirdi. Dikis ve el isi yapardi. Deri tabaklar onlari diker ve deri esyalar üretip satardi. Elde ettigi kazanci Allah yolunda fakir ve yoksullara dagitirdi. Ömrü boyunca sehavet üzere yasadi. infak etmek onun için büyük bir zevkti. Hz. Âise (r.anha) onun cömertligi hakkinda söyle der:
"Ben, dini yasama konusunda Zeynepten daha hayirli, ondan daha çok Allahtan korkan, ondan daha dogru sözlü, akraba hakkini ondan daha çok gözeten, Allahin rizâsini kazanabilmek için fakirlere ondan daha çok sadaka veren bir kadin görmedim."[/COLOR]