- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,975
- Aldığı Beğeniler
- 2
İbadetlerdeki lezzet ve zevk
Değerli ilim ve tasavvuf ehli, İmam-ı Şa'rânî Hazretleri'nin, "Levakıh"ında kaydettiği bu olay, meselemize daha güzel ışık tutup fikir vermektedir. İmam-ı Şa'rânî Hazretleri'nin cevap mahiyetindeki düşündürücü izahı şöyle:
Allah'a ibadet edip, itâatte bulunurken vecd duyup, zevk almak büyük bir şeydir, meşrûdur.
Ancak Allah'ın öyle kulları da olmuş ki, gerek ibadetlerinde, gerekse başka itaatlerinde zevk duyup, lezzet almaktan tevbe istiğfar etmişler. Duydukları zevkten, aldıkları lezzetten mahcubiyet hissine kapılmışlardır.
Bunlardan bazıları da şöyle demişler:
Allah'ım! Bizi sana böylesine ibadet ettirip itâate sevk eden duyduğumuz lezzet ve zevk ise bundan sana sığınıyor, bunu zihnimizden silmeni diliyoruz. Ve İmam Hazretleri şunu da ilave ediyor:
Bir kimse namazında, niyazında duyduğu zevk ve lezzeten çok seviniyor da, bunun devamını da ısrarla talep ediyorsa, bilsin ki o kimse lezzet ve zevk kuludur. Lezzetten dolayı ibadeti ifa ediyor, zevkten dolayı itaati arzuluyor. Bu ihlâsa münâfi, hasbîliğe aykırıdır.
Bediüzzaman Hazretleri'nin "Mizan-ı Şa'rânî ile mizan et" diyerek ölçüsüne değer verdiği Şa'rânî Hazretleri bu izahına bir de vak'a ilave ederek şöyle devam ediyor:
Efdaluddin Hazretleri bir gün bana şöyle dedi:
Uzun zamandan beri sabahlara kadar ibadet ederdim. Bunu da kimselere duyurmaz, bu halimin ihlâstan doğduğuna inanırdım.
Bir gece bir ses işittim. Meçhul bir taraftan kulağıma gelen ses şöyle diyordu:
Sen bu ibadeti ihlâsından, hasbîliğinden yapmıyorsun. İbadet anında duyduğun zevk, aldığın lezzet var ya, işte onlardır, sana böyle ibadet ettirip itaatte bulunduran! Eğer ibadet anında aldığın zevk gitse, duyduğun lezzeti yitirsen, bunu yapmayacaksın. O zaman kimin için ibadet ettiğin çıkacak ortaya.
Bundan sonra, Efdalüddin Hazretleri kararını şöyle bildirir:
Ben ibadetlerimde duyduğum zevk ve lezzetten dolayı Allah'a sığındım, zevk duymadan, lezzet almadan yaptığım ibadeti nefsimle daha ciddî mücadele vererek yaptığım ibadetlerim olarak bildim.
Demek ki bizler de, Hazreti Şa'rânî'nin nazara verdiği gerçeği unutmamalı, birer lezzet ibadetçisi, zevk takipçisi durumuna girmemeliyiz.
Değerli ilim ve tasavvuf ehli, İmam-ı Şa'rânî Hazretleri'nin, "Levakıh"ında kaydettiği bu olay, meselemize daha güzel ışık tutup fikir vermektedir. İmam-ı Şa'rânî Hazretleri'nin cevap mahiyetindeki düşündürücü izahı şöyle:
Allah'a ibadet edip, itâatte bulunurken vecd duyup, zevk almak büyük bir şeydir, meşrûdur.
Ancak Allah'ın öyle kulları da olmuş ki, gerek ibadetlerinde, gerekse başka itaatlerinde zevk duyup, lezzet almaktan tevbe istiğfar etmişler. Duydukları zevkten, aldıkları lezzetten mahcubiyet hissine kapılmışlardır.
Bunlardan bazıları da şöyle demişler:
Allah'ım! Bizi sana böylesine ibadet ettirip itâate sevk eden duyduğumuz lezzet ve zevk ise bundan sana sığınıyor, bunu zihnimizden silmeni diliyoruz. Ve İmam Hazretleri şunu da ilave ediyor:
Bir kimse namazında, niyazında duyduğu zevk ve lezzeten çok seviniyor da, bunun devamını da ısrarla talep ediyorsa, bilsin ki o kimse lezzet ve zevk kuludur. Lezzetten dolayı ibadeti ifa ediyor, zevkten dolayı itaati arzuluyor. Bu ihlâsa münâfi, hasbîliğe aykırıdır.
Bediüzzaman Hazretleri'nin "Mizan-ı Şa'rânî ile mizan et" diyerek ölçüsüne değer verdiği Şa'rânî Hazretleri bu izahına bir de vak'a ilave ederek şöyle devam ediyor:
Efdaluddin Hazretleri bir gün bana şöyle dedi:
Uzun zamandan beri sabahlara kadar ibadet ederdim. Bunu da kimselere duyurmaz, bu halimin ihlâstan doğduğuna inanırdım.
Bir gece bir ses işittim. Meçhul bir taraftan kulağıma gelen ses şöyle diyordu:
Sen bu ibadeti ihlâsından, hasbîliğinden yapmıyorsun. İbadet anında duyduğun zevk, aldığın lezzet var ya, işte onlardır, sana böyle ibadet ettirip itaatte bulunduran! Eğer ibadet anında aldığın zevk gitse, duyduğun lezzeti yitirsen, bunu yapmayacaksın. O zaman kimin için ibadet ettiğin çıkacak ortaya.
Bundan sonra, Efdalüddin Hazretleri kararını şöyle bildirir:
Ben ibadetlerimde duyduğum zevk ve lezzetten dolayı Allah'a sığındım, zevk duymadan, lezzet almadan yaptığım ibadeti nefsimle daha ciddî mücadele vererek yaptığım ibadetlerim olarak bildim.
Demek ki bizler de, Hazreti Şa'rânî'nin nazara verdiği gerçeği unutmamalı, birer lezzet ibadetçisi, zevk takipçisi durumuna girmemeliyiz.