Bir haberde rivayet olunmuştur ki; Allah-u Zülcelâl şöyle buyurmuştur; "Ey kulum! Ben sana dünyayı verdiğim zaman, sen hep dünya ile meşgul olup beni terk ediyorsun. Dünyayı vermediğim zaman da, bir şeyler elde etmek için yine dünyaya talip oluyorsun. Peki, sen ne zaman benim ibadetim için vakit ayırıp bana ibadet yapacaksın?”
Ne kadar da doğrudur. Hakikaten de zengin olduğumuzda hep dünya ile meşgul olup Allah-u Zülcelal'e ibadet yapmayı terk ediyoruz. Fakir olduğumuz zaman da bir şeyimiz yoktur, çalışmamız lazımdır diyerek, yine Allah-u Zülcelal'e ibadet yapmayı terk ediyoruz. O'nun ibadetini yapmıyoruz.
Ama insan ya fakir olur ya da zengin olur. Biz her iki durumda da çeşitli bahanelerle Allah-u Zülcelal'e ibadet etmeyi terk ediyoruz. İşte o zaman Allah-u Zülcelâl yine buyuruyor ki; "Ey kulum! Ne zaman boş kalıp bana ibadet yapacaksın?"
O'nun bu hitabına cevabımız sükût etmektir. Ama asıl cevabımız şu olmalıdır: "Ey nefsim! Allah-u Zülcelâl sana dünyalık verdiği için zengin oldun. Ama yine bir bahane bulup eğer ibadet yapmıyorsun. Aç kalsa bile, kendi kendine, İsa (Aleyhisselam) derelere girip ot topluyor ve bu otlarla besleniyordu” diyerek herhangi bir şeyle karnını doyurabilir.
Esasen yaramaz olan insan değil, onun nefsidir. Nefis, ne fakirken ne de zengin iken ibadet yapmaya yanaşmaz. Onun için insan devamlı olarak nefsine hitap edip onu ibadete zorlamalıdır.
Çünkü eğer zengin olursa, Allah-u Zülcelâl kıyamet günü; “Hz. Süleyman'dan daha mı zengindin?” Fakir olursa; “Hz. İsa’dan daha mı fakirdin?” Hasta olsa; “Hz. Eyüp'ten daha mı hastaydın?” diyecektir. Onun için hiçbir bahaneye sarılmadan Allah-u Zülcelal'e karşı ibadetlerimizi yapmamız lazımdır.
Hiçbir zaman; "Benim kalbim öldü. Ölü olan kalbim bundan sonra dirilmez" demememiz lazımdır. Allah-u Zülcelâl Hayy ve Kayyumdur. O'nun zikriyle ölü olan kalp ihya olur, dirilir. Çünkü zikir manevi insanın gıdasıdır. Nasıl ki yemek, su, uyku vücudun gıdası ise, zikir de insanın manevi gıdasıdır. Dikkat edersek, Allah-u Zülcelâl ile huzurlu olduğumuz zaman maneviyatımızın, imanımızın nasıl nurlandığını ve parladığını görebiliriz.
Ama vaktimizin çoğunu gaflet içerisinde geçirdiğimiz için maneviyatımız aynı duman gibi bulanık olur. Nasıl ki bir insan aç kaldığı zaman zayıflayıp güçten düşüyorsa; vakti gafletle geçirmek de insanı manevi olarak o şekilde tahrip etmektedir. Allah-u Zülcelal'in zikrini, ibadetini yaptığı zaman aynı kuvvetli bir yemek yemiş insan gibi; insan manevi olarak güç kuvvet kazanır.
Allah-u Zülcelâl hepimize razı olacağı salih ameller nasib etsin.
Sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin nebiyyi'l ummiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellem.
Ne kadar da doğrudur. Hakikaten de zengin olduğumuzda hep dünya ile meşgul olup Allah-u Zülcelal'e ibadet yapmayı terk ediyoruz. Fakir olduğumuz zaman da bir şeyimiz yoktur, çalışmamız lazımdır diyerek, yine Allah-u Zülcelal'e ibadet yapmayı terk ediyoruz. O'nun ibadetini yapmıyoruz.
Ama insan ya fakir olur ya da zengin olur. Biz her iki durumda da çeşitli bahanelerle Allah-u Zülcelal'e ibadet etmeyi terk ediyoruz. İşte o zaman Allah-u Zülcelâl yine buyuruyor ki; "Ey kulum! Ne zaman boş kalıp bana ibadet yapacaksın?"
O'nun bu hitabına cevabımız sükût etmektir. Ama asıl cevabımız şu olmalıdır: "Ey nefsim! Allah-u Zülcelâl sana dünyalık verdiği için zengin oldun. Ama yine bir bahane bulup eğer ibadet yapmıyorsun. Aç kalsa bile, kendi kendine, İsa (Aleyhisselam) derelere girip ot topluyor ve bu otlarla besleniyordu” diyerek herhangi bir şeyle karnını doyurabilir.
Esasen yaramaz olan insan değil, onun nefsidir. Nefis, ne fakirken ne de zengin iken ibadet yapmaya yanaşmaz. Onun için insan devamlı olarak nefsine hitap edip onu ibadete zorlamalıdır.
Çünkü eğer zengin olursa, Allah-u Zülcelâl kıyamet günü; “Hz. Süleyman'dan daha mı zengindin?” Fakir olursa; “Hz. İsa’dan daha mı fakirdin?” Hasta olsa; “Hz. Eyüp'ten daha mı hastaydın?” diyecektir. Onun için hiçbir bahaneye sarılmadan Allah-u Zülcelal'e karşı ibadetlerimizi yapmamız lazımdır.
Hiçbir zaman; "Benim kalbim öldü. Ölü olan kalbim bundan sonra dirilmez" demememiz lazımdır. Allah-u Zülcelâl Hayy ve Kayyumdur. O'nun zikriyle ölü olan kalp ihya olur, dirilir. Çünkü zikir manevi insanın gıdasıdır. Nasıl ki yemek, su, uyku vücudun gıdası ise, zikir de insanın manevi gıdasıdır. Dikkat edersek, Allah-u Zülcelâl ile huzurlu olduğumuz zaman maneviyatımızın, imanımızın nasıl nurlandığını ve parladığını görebiliriz.
Ama vaktimizin çoğunu gaflet içerisinde geçirdiğimiz için maneviyatımız aynı duman gibi bulanık olur. Nasıl ki bir insan aç kaldığı zaman zayıflayıp güçten düşüyorsa; vakti gafletle geçirmek de insanı manevi olarak o şekilde tahrip etmektedir. Allah-u Zülcelal'in zikrini, ibadetini yaptığı zaman aynı kuvvetli bir yemek yemiş insan gibi; insan manevi olarak güç kuvvet kazanır.
Allah-u Zülcelâl hepimize razı olacağı salih ameller nasib etsin.
Sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin nebiyyi'l ummiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellem.
Son düzenleme: