İcâzet-nâme'nin Önemi
SORU :
Şer'i ve zahirî ilimlerde kâmil bir âlimden ders okuyup, tahsilini ikmâl ettikten sonra, başkalarını okutabilmek için herhangi bir izin ve icâzet-nâmeye ihtiyaç var mıdır?
CEVAP:
Evet vardır. Ehliyet ve liyâkati isbât eden bir icâzetin bulunması gâyet güzel bir şeydir. Bâtınî ilimlerde gerekli olan bu husûs zâhiri ilimlerde de aynen geçerlidir. Ders ve tahsilini, okutabilecek ve anlatabilecek derecede ikmâl ettikten sonra, bunun üstâddan alman bir icazet ve izin belgesiyle tevsik edilmesi gereklidir.
Eşbah'da şöyle bir hâdise nakledilmektedir. İmam Ebû Yûsuf, İmam A'zam rahmetullahi aleyh'den izinsiz olarak - kendi kendisine -, başkalarına ders okutmağa başladı. İmam A'zam Ebû Hanîfe o halkaya beş mes'ele ile ilgili sorular sordurmak üzere bir adam gönderdi. O zât:
a. Bir boyacı, boyanmak üzere kendisine teslim edilen elbiseyi inkâr eder, sonra da yerine boyanmış başka bir elbiseyi getirirse bu adam boyama emeği karşılığı ücret almaya hak kazanır mı? şeklinde bir soru sordu. Ebû Yûsuf'un; kazanır ve kazanmaz diye verdiği iki tür cevâba da yanlış diyen o zât: «Boyama işi inkârdan önce yapılmışsa ücrete hak kazanır. Aksi halde alamaz» şeklinde durumu tavzih edici bir açıklamada bulundu.
b. Namaza farz ile mi, yoksa sünnetle mi girilir? diye sordu. İmam Ebû Hûsuf'un farzla girilir cevâbını yanlış, sünnetle girilir cevâbını da yanlış olarak niteleyen o zât: Tekbir almak farz, elleri tekbir sırasında kaldırmaksa sünnettir. Dolayısıyla namaza farz ve sünnetle ikisi bir arada girilir diyerek ikaz edici bir cevap ileri sürdü.
c. Kazanda pişirilmekte olan yemek ve et içerisine ansızın bir kuş düşse, yemek ve o kuş yenir mi? Yenmez mi? Ebû Yûsuf'un yenir, ve yenmez şeklindeki cevaplarını yanlış olarak değerlendiren o zât: «Eğer kazan içerisindeki et kuş düşmeden evvel pişmişse,et üç def'a yıkanır, suyu atılır ve yenir. Aksi halde ne yemek, ne de suyu yenmez» şeklinde cevapladı.
d. Bir müslümanın zimmi ve hâmile olan hanımı vefat ettiğinde hangi kabre defnedilir? İmam Ebû Yûsuf'un müslüman mezarlığına defnedilir cevâbına yanlış, zimmiler mezarlığına defnedilir cevâbına da yanlış şeklinde cevap veren o zât: «Hanımın karnındaki
çocuğun yüzünün Kıble'ye yönelmesi için, zimmî zev cenin yüzü kıble'ye ters gelecek şekilde yahûdî kabrine defnedilir. Zira ana karnındaki çocuğun yüzü annesinin sırtına doğru dönüktür» dedi.
e. Efendisinin izni olmaksızın evlenen ümm-i veled bir câriyenin, efendisinin vefâtından sonra iddet beklemesi gerekir mi? gerekmez mi? diye bir soru daha sordu. Ebû Yûsuf'un gerekir cevâbına ve gerekmez cevâbına da yanlış diyen o zât: «Câriye ile yeni evlendiği kimse arasında zifaf vukû bulmuşsa iddet gerekmez. Aksi halde gerekir» şeklinde Ebû Yûsuf'u ikaz mâhiyetinde cevaplar verdi. Hocasından izinsiz tedrise başlamanın yanlışlığını anlayan Ebû Yûsuf, derhal İmam A'zam Ebû Hanife'ye gelerek yaptığı yanlış davranış ve kusûrdan dolayı özür diledi. (Rûhü'l- beyân)
SORU :
Şer'i ve zahirî ilimlerde kâmil bir âlimden ders okuyup, tahsilini ikmâl ettikten sonra, başkalarını okutabilmek için herhangi bir izin ve icâzet-nâmeye ihtiyaç var mıdır?
CEVAP:
Evet vardır. Ehliyet ve liyâkati isbât eden bir icâzetin bulunması gâyet güzel bir şeydir. Bâtınî ilimlerde gerekli olan bu husûs zâhiri ilimlerde de aynen geçerlidir. Ders ve tahsilini, okutabilecek ve anlatabilecek derecede ikmâl ettikten sonra, bunun üstâddan alman bir icazet ve izin belgesiyle tevsik edilmesi gereklidir.
Eşbah'da şöyle bir hâdise nakledilmektedir. İmam Ebû Yûsuf, İmam A'zam rahmetullahi aleyh'den izinsiz olarak - kendi kendisine -, başkalarına ders okutmağa başladı. İmam A'zam Ebû Hanîfe o halkaya beş mes'ele ile ilgili sorular sordurmak üzere bir adam gönderdi. O zât:
a. Bir boyacı, boyanmak üzere kendisine teslim edilen elbiseyi inkâr eder, sonra da yerine boyanmış başka bir elbiseyi getirirse bu adam boyama emeği karşılığı ücret almaya hak kazanır mı? şeklinde bir soru sordu. Ebû Yûsuf'un; kazanır ve kazanmaz diye verdiği iki tür cevâba da yanlış diyen o zât: «Boyama işi inkârdan önce yapılmışsa ücrete hak kazanır. Aksi halde alamaz» şeklinde durumu tavzih edici bir açıklamada bulundu.
b. Namaza farz ile mi, yoksa sünnetle mi girilir? diye sordu. İmam Ebû Hûsuf'un farzla girilir cevâbını yanlış, sünnetle girilir cevâbını da yanlış olarak niteleyen o zât: Tekbir almak farz, elleri tekbir sırasında kaldırmaksa sünnettir. Dolayısıyla namaza farz ve sünnetle ikisi bir arada girilir diyerek ikaz edici bir cevap ileri sürdü.
c. Kazanda pişirilmekte olan yemek ve et içerisine ansızın bir kuş düşse, yemek ve o kuş yenir mi? Yenmez mi? Ebû Yûsuf'un yenir, ve yenmez şeklindeki cevaplarını yanlış olarak değerlendiren o zât: «Eğer kazan içerisindeki et kuş düşmeden evvel pişmişse,et üç def'a yıkanır, suyu atılır ve yenir. Aksi halde ne yemek, ne de suyu yenmez» şeklinde cevapladı.
d. Bir müslümanın zimmi ve hâmile olan hanımı vefat ettiğinde hangi kabre defnedilir? İmam Ebû Yûsuf'un müslüman mezarlığına defnedilir cevâbına yanlış, zimmiler mezarlığına defnedilir cevâbına da yanlış şeklinde cevap veren o zât: «Hanımın karnındaki
çocuğun yüzünün Kıble'ye yönelmesi için, zimmî zev cenin yüzü kıble'ye ters gelecek şekilde yahûdî kabrine defnedilir. Zira ana karnındaki çocuğun yüzü annesinin sırtına doğru dönüktür» dedi.
e. Efendisinin izni olmaksızın evlenen ümm-i veled bir câriyenin, efendisinin vefâtından sonra iddet beklemesi gerekir mi? gerekmez mi? diye bir soru daha sordu. Ebû Yûsuf'un gerekir cevâbına ve gerekmez cevâbına da yanlış diyen o zât: «Câriye ile yeni evlendiği kimse arasında zifaf vukû bulmuşsa iddet gerekmez. Aksi halde gerekir» şeklinde Ebû Yûsuf'u ikaz mâhiyetinde cevaplar verdi. Hocasından izinsiz tedrise başlamanın yanlışlığını anlayan Ebû Yûsuf, derhal İmam A'zam Ebû Hanife'ye gelerek yaptığı yanlış davranış ve kusûrdan dolayı özür diledi. (Rûhü'l- beyân)