Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
Mü'minin her davranışı "hayır" yörüngelidir. O, herhangi bir musibete ma'ruz kalsa sabreder; bu onun için hayır olur. Ve yine o, herhangi bir nimete erse, şükreder; bu da onun için hayır olur. İşte mü'minin çift can taşıma ma'nâlarından biri herhalde bu olsa gerek. Onda ne dünya sevgisi ne de ahiret endişesi vardır: Cennet sevdasına tutulmadığı gibi, cehennem korkusuyla da kilitlenmiş değildir. O bütün yaptıklarına sadece ve sadece tek bir mihrap tanır: Cenâb-ı Hakk'ın rızası. Mü'min bu maksada erebilmek için herşeye katlanır. Bir yerde malını vermek gerekiyorsa, o bunu seve seve yapar. Bir yerde canını vermek iktiza ediyorsa tereddüt etmeden can pazarına koşar. Mağlubiyetler onu biler, muvaffakiyetler ise canına can katar. Dehrin hâdiseleri başında değirmen taşı gibi dönse ona tavır değiştirtemez. İşte onlardan biri olan Bediüzzaman, şöyle der: "Ben elimde iki can taşıyorum, tek can taşıyorlar karşıma çıkmasın!"
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Malumdur ki ahlâk-ı İslâmiyenin bir kısım âlî düsturları vardır. Bunlardan biri (vazifeni mahza rızaî barî için yap) kaidesidir. Binaen aleyh müslümanlar vazifelerini cennet ümidiyle, cehennem korkusuyla yapmazlar. Bil ki mücerred rıza-î ilahîyi tahsil için ifa ederler. Nazar-ı İslâmda ahlâkın en birinci hedefi, gayesi rıza-i ilahidir. Cenab-ı Hakkın rızası her şeyin fevkindedir.
Bir ayet-i kerime: Allah-u Teâlanın rızası onların hepsinden daha büyüktür. Fevzi azim işte odur.(Tevbe, 72.) mealindedir.

İnsanlar için en büyük kemal rıza-i ilahiye muvaffakiyettir. Bu muvaffakiyetin en büyük semeresi ise dar-ı bekada Cenab-ı Hakkın tecelliyatına müşahade-i cemaline nailiyet saadetdir.
Bu öyle saadettir ki bunun ulviyeti yanında dünya ve ukba olanca varlığıyla, olanca behişti, münazarıyla beraber hiç mesabesinde kalır. İnsan alaka ettiği bir zatın nim-i tevecühüne mazhariyetten dolayı takdir-i neşveyâb olur. İnsan o neşveyi dünyanın bütün zevklerine tercih etmez mi? Artık mâbud-u keriminin mukaddes rızasına mazhar olacak bir insanın duyacağı manevi zevki düşünmeli?

Şimdi bu zevkin yanında bütün dünya ve ukba hiç mesabesinde kalmaz mı? Onun içindir ki bu beyan edilen her kemalât memduh bir ahlak sahibi olup mabud-u keriminin iltifatına teyit-i dünya ve ukba rıza-î ilahisine mazhariyetten ibarettir.
 
Üst Alt