- Üyelik Tarihi
- 13 May 2010
- Mesajlar
- 724
- Aldığı Beğeniler
- 12
“Aydınlanmanın Duygu Alanı”
” Aşk nedir? dediler Mansur’a. Sabredip bekleyin dedi.
Üç güne varmaz görürsünüz. Önce kollarını ayaklarını kestiler
Her uzvu Aşk dedi. Astılar, bedenini o yine Aşk dedi.
Yakıp küllerini nehre saçtılar
Her bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi.”
—AŞK’TA ABDESTİ, SAHİBİNİN KANIYLA ALİNACAK İKİ REKAT NAMAZ VARDIR—
Aşk, insan duygusal alanı içinde en karşı konulmaz olanlarından biri. Çağlar
boyunca insanın insana, insanın hayvana, doğal dünyaya hatta kendine
duyduğu sevgi karşı konulmaz seviyelere gelince bu isimle anılmış. Ümitsiz
aşıklar, efsaneler, aşkı için ölenler, öldürenler, bir prensesin aşkı için savaşan
toplumlar, işgaller, yazılan şiirler, her yere kazınan baş harfleri, balkon altı
serenatlar, gönderilen çiçekler, parfümler, yemekler, dijital aşklar, platonik
aşklar, hayali aşklar, tek yanlı ümitsiz aşklar, ömür boyu süren aşklar ve
anlattıkça uzayan milyarlarca aşk öyküsü.
Aşkın aldı benden beni / Bana seni gerek seni /
Ben yanarım dünü günü / Bana seni gerek seni
“Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken /
Ben olidim, ol benidim, bu aşkı sunandayıdım.”
Sus Yunus Sus Söyleme Seni de Mansur gibi asarlar. / Yunus Emre”
Anam aşk, babam aşk, Peygamberim aşk, Allahım aşk, Ben bir aşk çocuğuyum,
Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim.” / Mevlana
Varoluşuyla başlayan kimlik arayışı insanı çeşitli uygulamalara itmiş. Her
araştırma yeni bir fikir yeni bir duygu getirmiş. Ancak dünyanın çeşitli
zamanlarında ve yerlerinde bazı insanlar benzer şeyleri söylemiş, hissetmiş ve
yansıtmış.
İşte Aşk, burada imdada gelir. Boşluk kadar sonsuz sessizlik kadar yakan
kavuran önünde durulmayan bir Aşk her birinin hem dilinden hem eylemlerinden
dökülür.
Aşk diyerek anlattıkları durumda çevrelerindeki herşeyi sevdikleri tanım ötesi
olan hakkında konuşulamayan bilinç durumunun yansıması olarak görürler. Artık
onlar ölümsüz bir oluş ve farkındalık içindedirler. Bilinç ve akıl doğacak ve
ölecektir onlarsa dünyanın kendi içlerinde cereyan ettiğini söyleyecektir.
İlahi Aşk sırlarla dolu bir sırdır. Anlatması sırdır. Anlaması sırdır. Paylaşması
sırdır.
Aşk öylesine bütünseldir ki “Onları affet” der “Ne yaptıklarını bilmiyorlar” Bu
sevgi öylesine bütündür ki bir ata vurulduğunda kendi bedeninde hisseder
acısını, öylesine nefes aldırmazdır ki semalara koşturur, şiirler dillendirir, en
kötüye bağışlama yüreğini açar, en karanlığa ışık götürür.
İnsanlar benleriyle sevdikçe bu Aşk bilinmez. Sadece o Aşka dalanların
pervaneler gibi o ışığın aşkıyla daldıklarını duyarsınız ateşe yanıp dirildiklerini
tekrar yandıklarını tekrar attıklarını görürsünüz o ateşe. Mecnunlar bile utanır
onların sevgisi karşısında İlahi Aşk işte öyle birşeydir.
alıntıdır
” Aşk nedir? dediler Mansur’a. Sabredip bekleyin dedi.
Üç güne varmaz görürsünüz. Önce kollarını ayaklarını kestiler
Her uzvu Aşk dedi. Astılar, bedenini o yine Aşk dedi.
Yakıp küllerini nehre saçtılar
Her bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi.”
—AŞK’TA ABDESTİ, SAHİBİNİN KANIYLA ALİNACAK İKİ REKAT NAMAZ VARDIR—
Aşk, insan duygusal alanı içinde en karşı konulmaz olanlarından biri. Çağlar
boyunca insanın insana, insanın hayvana, doğal dünyaya hatta kendine
duyduğu sevgi karşı konulmaz seviyelere gelince bu isimle anılmış. Ümitsiz
aşıklar, efsaneler, aşkı için ölenler, öldürenler, bir prensesin aşkı için savaşan
toplumlar, işgaller, yazılan şiirler, her yere kazınan baş harfleri, balkon altı
serenatlar, gönderilen çiçekler, parfümler, yemekler, dijital aşklar, platonik
aşklar, hayali aşklar, tek yanlı ümitsiz aşklar, ömür boyu süren aşklar ve
anlattıkça uzayan milyarlarca aşk öyküsü.
Aşkın aldı benden beni / Bana seni gerek seni /
Ben yanarım dünü günü / Bana seni gerek seni
“Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken /
Ben olidim, ol benidim, bu aşkı sunandayıdım.”
Sus Yunus Sus Söyleme Seni de Mansur gibi asarlar. / Yunus Emre”
Anam aşk, babam aşk, Peygamberim aşk, Allahım aşk, Ben bir aşk çocuğuyum,
Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim.” / Mevlana
Varoluşuyla başlayan kimlik arayışı insanı çeşitli uygulamalara itmiş. Her
araştırma yeni bir fikir yeni bir duygu getirmiş. Ancak dünyanın çeşitli
zamanlarında ve yerlerinde bazı insanlar benzer şeyleri söylemiş, hissetmiş ve
yansıtmış.
İşte Aşk, burada imdada gelir. Boşluk kadar sonsuz sessizlik kadar yakan
kavuran önünde durulmayan bir Aşk her birinin hem dilinden hem eylemlerinden
dökülür.
Aşk diyerek anlattıkları durumda çevrelerindeki herşeyi sevdikleri tanım ötesi
olan hakkında konuşulamayan bilinç durumunun yansıması olarak görürler. Artık
onlar ölümsüz bir oluş ve farkındalık içindedirler. Bilinç ve akıl doğacak ve
ölecektir onlarsa dünyanın kendi içlerinde cereyan ettiğini söyleyecektir.
İlahi Aşk sırlarla dolu bir sırdır. Anlatması sırdır. Anlaması sırdır. Paylaşması
sırdır.
Aşk öylesine bütünseldir ki “Onları affet” der “Ne yaptıklarını bilmiyorlar” Bu
sevgi öylesine bütündür ki bir ata vurulduğunda kendi bedeninde hisseder
acısını, öylesine nefes aldırmazdır ki semalara koşturur, şiirler dillendirir, en
kötüye bağışlama yüreğini açar, en karanlığa ışık götürür.
İnsanlar benleriyle sevdikçe bu Aşk bilinmez. Sadece o Aşka dalanların
pervaneler gibi o ışığın aşkıyla daldıklarını duyarsınız ateşe yanıp dirildiklerini
tekrar yandıklarını tekrar attıklarını görürsünüz o ateşe. Mecnunlar bile utanır
onların sevgisi karşısında İlahi Aşk işte öyle birşeydir.
alıntıdır