İLAHİ BİR DAVETİYEDİR EZAN
Namaza konsantre olma adına ezan çok önemlidir. Biz, şeytanî duygu ve düşüncelerden sıyrılmaya abdestle adım atar, ezanla daha bir derinleşir ve huzura ereriz.
Efendimiz, namaz vakti geldigi zaman, müezzini Hz. Bilale Ezan oku demez; Erihnâ ya Bilal! - Bizi bir ferahlandırıver ya Bilal! derdi. Bu ifade adeta şu manaya geliyordu: Dünya işleri, iş-güç bizleri sıktı. Hele içimize bir su serp de omuzlarımızdaki bu yükleri atıp bir rahatlayalım. Nefsimize fısıldanan şeytanî vesveselerden bir temizlenelim...
Bütün şeytan ve şeytanî düşüncelerden arınıp gözyaşı ile namazı eda edebilmek için şuurlu ve içten okunacak bir ezanı dinlemek çok önemlidir. O mübarek kelimeler ne kadar içten ve vicdanda duyularak okunursa, konsantrasyon da o denli derin olur. Namazdan önce ezan okunması hükmü gelmeden önce namaza çagrı için boru öttürme, çan çalma vs. teklif edilmişse de, Allah Rasulü (sas) bu teklifleri kabul etmemişti. Çünkü madem namaza çagrı yapılıyor, o halde onun ruh ve çekirde ini ifade edebilecek bir kısım kelimeler söylenmeli ve insanlar onu duydukları zaman ürpermeli, o konsantre ile namaza girdikleri zaman da Allahın huzurunda olduklarını anlamalıydılar. Öyle ise bunlar herhangi bir sözle degil, yine Allahın ilham edecegi mübarek kelimelerle olmalıydı. Bu yüzden fıkıh alimlerimiz, ezanın kelimelerine, onun rükünleri nazarıyla bakmışlardır. Yani iftitah tekbiri, kıyam, kıraat... Nasıl ki namazın rüknü ve onun bir parçasıdır, onlar olmadan namaz olmaz; ezanın kelimeleri de onun rükünleridir. Onlardan biri olmazsa ezan olmaz.
Allahu Ekber, Allahu Ekber! Allahu Ekber, Allahu Ekber sözüyle vicdan, bir hususa uyarılıyor. Ekber kelimesi, En büyük demektir. Tabii bu, başka büyükler var da, Allah onların en büyügü demek degildir. Bu ifadeye şöyle bir mana vermek mümkündür: Büyük, sadece ve sadece Allahtır. Halledilmeyen problemler ancak Onun kapısında halledilir; stres, bunalım.. gibi aşılmaz görünen şeyler ancak Ona müracaatla çözülür; çünkü büyük sadece Odur. Bu yüzden kulluk sadece Ona yapılır. Bu şekilde Onun büyüklügüne tanıklık ettikten sonra, Allahtan başka ilah olmadıgına şahadet ederiz. Ardından ise Yine şahadet ederim ki Hz. Muhammed (sas), Onun elçisidir. deriz. Zira bu mesajı bize O getirmiştir. Sonra da namaza çagrı başlar. Namaza çagrıdan sonra ikinci bir ça rı vardır. O da felaha, yani saadete, kurtuluşa, huzura ça rıdır. Felah ise, kendisinden başka büyük olmayan Zatın kapısındadır. Daha sonra da Allahu Ekber, Allahu Ekber, Lailahe illallah deyip Allahın büyüklügüne bir kez daha şahitlik ettikten ve Kelime-i Tevhidi okuduktan sonra bu derinleşmeyle artık namaza hazır hale geliriz. Namaz, Rabbimizin davetine bir icabet manasını taşır. Günde beş defa minarelerden Allahu Ekber, Allahu Ekber diye ezan-ı Muhammedî okunur ve bütün insanlara bir davetiye çıkarılır. Allah, namazla bizi kendi rahmetine davet eder. Tıpkı davet sahibinin, davetlilerini kapının önünde karşılayıp, onlara izzet ve ikramda bulundugu ve eli boş geriye göndermedigi gibi, günde beş defa minarelerin başında yükselen en güzel sesle -ki Kuran-ı Kerim, ezanın büyüklügünü anlatırken, Allaha davet eden sözden daha güzel bir söz mü olur? (Fussılet, 41/33) demektedir- mescitlere davet eden Cenab-ı Hak, oraya gelenleri boş çevirmeyecek; sonsuz ihsan, kerem ve rahmetinden biz kullarının ruh ve kalblerine gıda lütfedecek, bir mirac yapma lütfuyla bizleri şereflendirecektir. Biz, bu davete icabet edip Rabbimizin huzuruna gittigimiz zaman, eger hakkıyla kılabilirsek namazının bir merdiven veya bir burak haline gelip mana âleminde yükseldi imize şahit olacagız. Öyle ki, yükseldigimiz o noktada Rabbimizin bize aslında çok yakın oldugunu hissedecegiz.
10.09.2005
ALİ DEMİREL
Namaza konsantre olma adına ezan çok önemlidir. Biz, şeytanî duygu ve düşüncelerden sıyrılmaya abdestle adım atar, ezanla daha bir derinleşir ve huzura ereriz.
Efendimiz, namaz vakti geldigi zaman, müezzini Hz. Bilale Ezan oku demez; Erihnâ ya Bilal! - Bizi bir ferahlandırıver ya Bilal! derdi. Bu ifade adeta şu manaya geliyordu: Dünya işleri, iş-güç bizleri sıktı. Hele içimize bir su serp de omuzlarımızdaki bu yükleri atıp bir rahatlayalım. Nefsimize fısıldanan şeytanî vesveselerden bir temizlenelim...
Bütün şeytan ve şeytanî düşüncelerden arınıp gözyaşı ile namazı eda edebilmek için şuurlu ve içten okunacak bir ezanı dinlemek çok önemlidir. O mübarek kelimeler ne kadar içten ve vicdanda duyularak okunursa, konsantrasyon da o denli derin olur. Namazdan önce ezan okunması hükmü gelmeden önce namaza çagrı için boru öttürme, çan çalma vs. teklif edilmişse de, Allah Rasulü (sas) bu teklifleri kabul etmemişti. Çünkü madem namaza çagrı yapılıyor, o halde onun ruh ve çekirde ini ifade edebilecek bir kısım kelimeler söylenmeli ve insanlar onu duydukları zaman ürpermeli, o konsantre ile namaza girdikleri zaman da Allahın huzurunda olduklarını anlamalıydılar. Öyle ise bunlar herhangi bir sözle degil, yine Allahın ilham edecegi mübarek kelimelerle olmalıydı. Bu yüzden fıkıh alimlerimiz, ezanın kelimelerine, onun rükünleri nazarıyla bakmışlardır. Yani iftitah tekbiri, kıyam, kıraat... Nasıl ki namazın rüknü ve onun bir parçasıdır, onlar olmadan namaz olmaz; ezanın kelimeleri de onun rükünleridir. Onlardan biri olmazsa ezan olmaz.
Allahu Ekber, Allahu Ekber! Allahu Ekber, Allahu Ekber sözüyle vicdan, bir hususa uyarılıyor. Ekber kelimesi, En büyük demektir. Tabii bu, başka büyükler var da, Allah onların en büyügü demek degildir. Bu ifadeye şöyle bir mana vermek mümkündür: Büyük, sadece ve sadece Allahtır. Halledilmeyen problemler ancak Onun kapısında halledilir; stres, bunalım.. gibi aşılmaz görünen şeyler ancak Ona müracaatla çözülür; çünkü büyük sadece Odur. Bu yüzden kulluk sadece Ona yapılır. Bu şekilde Onun büyüklügüne tanıklık ettikten sonra, Allahtan başka ilah olmadıgına şahadet ederiz. Ardından ise Yine şahadet ederim ki Hz. Muhammed (sas), Onun elçisidir. deriz. Zira bu mesajı bize O getirmiştir. Sonra da namaza çagrı başlar. Namaza çagrıdan sonra ikinci bir ça rı vardır. O da felaha, yani saadete, kurtuluşa, huzura ça rıdır. Felah ise, kendisinden başka büyük olmayan Zatın kapısındadır. Daha sonra da Allahu Ekber, Allahu Ekber, Lailahe illallah deyip Allahın büyüklügüne bir kez daha şahitlik ettikten ve Kelime-i Tevhidi okuduktan sonra bu derinleşmeyle artık namaza hazır hale geliriz. Namaz, Rabbimizin davetine bir icabet manasını taşır. Günde beş defa minarelerden Allahu Ekber, Allahu Ekber diye ezan-ı Muhammedî okunur ve bütün insanlara bir davetiye çıkarılır. Allah, namazla bizi kendi rahmetine davet eder. Tıpkı davet sahibinin, davetlilerini kapının önünde karşılayıp, onlara izzet ve ikramda bulundugu ve eli boş geriye göndermedigi gibi, günde beş defa minarelerin başında yükselen en güzel sesle -ki Kuran-ı Kerim, ezanın büyüklügünü anlatırken, Allaha davet eden sözden daha güzel bir söz mü olur? (Fussılet, 41/33) demektedir- mescitlere davet eden Cenab-ı Hak, oraya gelenleri boş çevirmeyecek; sonsuz ihsan, kerem ve rahmetinden biz kullarının ruh ve kalblerine gıda lütfedecek, bir mirac yapma lütfuyla bizleri şereflendirecektir. Biz, bu davete icabet edip Rabbimizin huzuruna gittigimiz zaman, eger hakkıyla kılabilirsek namazının bir merdiven veya bir burak haline gelip mana âleminde yükseldi imize şahit olacagız. Öyle ki, yükseldigimiz o noktada Rabbimizin bize aslında çok yakın oldugunu hissedecegiz.
10.09.2005
ALİ DEMİREL